diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro
bayan escort

TÜRK EĞİTİM-SEN ŞUBE BAŞKANI HAKAN AKKAYA “2017-2018 Eğitim-Öğretim Yılı Sancılı Başlıyor”

Türk Eğitim-Sen Tokat Şube Başkanı Hakan Akkaya, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının; öğretmen ve derslik açığı, okullardaki fiziki mekânların yetersizliği, ödeneklerin kısıtlı olması nedeniyle okulların birçoğunun eksiklerle yeni eğitim-öğretim yılına girmesi gibi nedenler yüzünden sancılı başladığını belirtti.
Bu haber 2017-09-21 23:27:13 eklenmiş ve 466 kez görüntülenmiştir.

Türk Eğitim-Sen Tokat Şube Başkanı Hakan Akkaya, 2017-2018 eğitim-öğretim yılının; öğretmen ve derslik açığı, okullardaki fiziki mekânların yetersizliği, ödeneklerin kısıtlı olması nedeniyle okulların birçoğunun eksiklerle yeni eğitim-öğretim yılına girmesi gibi nedenler yüzünden sancılı başladığını belirtti.

 

Başkan Akkaya konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; “2017-2018 Eğitim-Öğretim Yılı başlıyor. Öğretmen ve derslik açığı, okullardaki fiziki mekânların yetersizliği, ödeneklerin kısıtlı olması nedeniyle okulların birçoğunun eksiklerle yeni eğitim-öğretim yılına girmesi, okulların bir kısmında kütüphane, laboratuvar,  spor salonu, bilgisayar odası olmaması gibi birçok sorun ne yazık ki eğitimimizi olumsuz yönde etkilemektedir.

 

Öğretmen atamaları: 2016 yılının Şubat ayında 29 bin 620 öğretmen ataması yapan MEB, 2016 yılının Ekim ayında 18 bin 506, 2017 yılının Temmuz ayında da 20 bin 125 sözleşmeli öğretmen ataması yaptı. Oysaki emekli olan ve ihraç edilen öğretmenleri de hesaba kattığımızda bu alımların ihtiyacın çok gerisinde kaldığı görülecektir. Ayrıca söz verilmiş olmasına rağmen Ağustos 2017 döneminde de atama yapılmadı.  

 

Milli Eğitim Bakanlığı ne yazık ki öğretmen ihtiyacını gidermek için ücretli öğretmen çalıştırmaktadır. Ücretli öğretmenler ise girdiği ders başına ücret almaktadır, hiçbir özlük hakka sahip değillerdir. Aylık kazançları asgari ücretten bile azdır.

 

İşte bu şekilde çalıştırılan ücretli öğretmenlerin sayısı sendikamızın Şubat ayında yaptığı araştırmaya göre 81 ilde tam tamına 63 bin 829'dur. Üstelik ücretli öğretmenlerin 8 bin 484'ü ise ön lisans mezunu, yani öğretmenlik formasyonuna sahip olmayan kişilerdir. Bu ülkede devlet ücretli öğretmenlerle öğretmen açığını kapatma yoluna gidiyorsa ve bunu bir istihdam politikası haline getirmişse, eğitimde başarılı olmamız, dünya ülkeleri ile rekabet edebilmemiz, uluslararası ölçekli sınavlarda başarı sağlayabilmemiz mümkün değildir.

 

Türkiye'de norm kadro ihtiyacı ise 81 ilde 106 bin 983'tür. İşte tüm bu sebeplerde bu atamalar eğitimin dişinin kovuğuna yetmemektedir. Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz Mart ayında yaptığı açıklamada, “Öğretmenlere yönelik 10 bin kadro açıldı. Ağustos'tan sonra bir 10 bin daha ilave edilecek” demişti. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz da, Cumhurbaşkanı ile aynı açıklamayı yaparak, Ağustos ayından sonra 10 bin sözleşmeli öğretmen daha alınacağını söylemişti. İşte tüm bu sözlere rağmen Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz önceki açıklamasına zıt bir açıklama yaparak, 2018 yılında öğretmen ataması yapacaklarını söyledi. Oysa ihtiyaç 2018 yılını beklemez. Okullar açılıyor, 10 bin atama için ne bekleniyor? 2018 yılında zaten öğretmen ataması yapılacak, yapılmalıdır da. Ancak söz konusu 10 bin atamanın 2018 yılı atamasına dahil edilmesini kabul etmiyoruz. Cumhurbaşkanı ve Milli Eğitim Bakanı'nın 10 bin atama sözünün tutulmasını istiyoruz. Unutulmasın ki söz ağızdan bir kez çıkar. Şayet bu söz yerine getirilmezse, devlete olan güven de sarsılır.

 

Okullaşma oranları: Okullaşma oranları ülkemizde ne yazık ki istenildiği düzeyde değildir. Özellikle okul öncesinde okullaşma oranları hedeflenenin yakınından bile geçmemiştir. 4+4+4 sistemi ile birlikte okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamından çıkarılması, okul öncesi eğitimde gerekli ivmenin kazanılamamasına neden olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı'nın verilerine göre ülkemizdeki okul öncesi okullaşma oranları 2016-2017 yılında 5 yaşta yüzde 58,79'dur. İlkokulda okullaşma oranı ise düşüş göstermektedir. 2013-2014 eğitim-öğretim yılında ilkokulda okullaşma oranı yüzde 99,57 iken, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında ise yüzde 91,16'ya düşmüştür. Bu radikal düşüş iyi irdelenmeli, gerekli tedbirler alınmalı ve okullaşma oranları eğitimin her kademesinde mutlaka artırılmalıdır. MEB'in son dönemde okul öncesi eğitimi teşvik eden çalışmalarına da destek veriyor, okul öncesi eğitimin açıklanan hedeflere uygun olarak mutlaka zorunlu eğitim kapsamında yer almasını istiyoruz. 

 

Sözleşmeli, mülakatlı öğretmen alımı: Sözleşmeli, mülakatlı öğretmenlik Türk milli eğitim tarihinin en büyük hatalarından birisidir. Bu çalışma yöntemi güvencesiz, kaderini amirinin iki dudağı arasına hapsetmiş, ayaklarına adeta pranga vurulmuş, üstelik KPSS'den en yüksek puanı bile alsanız hak etmeyenin atanabildiği, torpile, istismara açık, şeffaf olmayan bir öğretmen atama yöntemidir.

 

Yönetici atamaları:

 

Eğitim yandaş yönetici atamalarından çok çekti. Bir takım yandaşları yönetici yapmak için yönetici atama sistemi değiştirildi ve bu durum bilgili, ehliyetli, liyakatli insanların görevlerinden alaşağı edilmesi sonucunu doğurdu. Mülakatı yönetici atamalarının odağına yerleştirenler ve bunu suiistimal edenler ne yazık ki kendilerine teslim olmayanlara adeta göz açtırmıyor. Özellikle taşra teşkilatlarında bilgiden, ahlaktan, izandan yoksun birtakım yerel çeteler oluştu ve bu aymazlar okullarda hâkimiyet kurmaya başladı. Bunun sonucu olarak da nitelikli, donanımlı, ehil insanlar görevlerinden uzaklaştırılarak, yerlerine biat eden,  torpil peşinde koşan, kul, köle olmayı yaşamının odağına yerleştiren, kalitesiz insanlar getirildi. İşin kötü tarafı MEB'in bu güruha karşı hiçbir tedbir almamasıdır. Oysa Türkiye 15 Temmuz felaketini yaşamıştır. Sırf yandaş diye makamlara getirilenlerin bugün ülkemizi getirdiği nokta ortadadır. Yeni 15 Temmuzlar yaşanmaması için yönetici atamalarında da mülakatın kaldırılması, objektif olmayan hiçbir unsurun MEB çatısı altında barınmaması gerekmektedir. Biz bu anlayışı sendika olarak kınıyoruz. Bu ülkeyi seven, vatanına, milliyetine, bayrağına bağlı, liyakati ön planda tutan, donanımlı insanların ötekileştirilmesine asla tahammülümüz yoktur.

 

Müfredat: Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz müfredatı öve öve bitiremese de bu müfredat eğitimin ihtiyaçlarına cevap veremeyecek bir müfredattır. Tek taraflı, ben bilirimci anlayışla hazırlanan, ideolojik unsurların ağırlıklı olduğu bu müfredatın eğitimimize kalite getirmesi, nitelikli eğitimin önünü açması, dünya ülkeleri ile rekabet edecek noktaya getirmesi ham hayaldir. 

 

Öncelikle müfredatta Atatürk ile ilgili konuların azaltılmış olması, bizim için en büyük eksikliktir. Bakan Yılmaz, 'Atatürk ile ilgili kazanılması, öğrenilmesi gerekirken çıkarılan hiçbir konu yoktur' dese de geçmiş müfredat ile karşılaştırıldığında daraltılan çok husus olduğunu görebiliyoruz. Hayat bilgisinden, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük hatta Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine kadar birçok derste Atatürk ile ilgili konularda daraltmalar yapılması biz eğitimcileri hayal kırıklığına uğratmıştır. İnkılap tarihi ve Atatürkçülük dersinden, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine, müzik dersinden, biyoloji dersine kadar çok eleştirilen bir müfredatla karşı karşıyayız. Son karikatür krizi de ders kitaplarının içeriğini bir kez daha tartışmalı hale getirmiştir. Ne yazık ki burada da sorumluluğu bir Allah'ın kulu almamıştır.

 

Performans sistemi:

 

Öğretmen Strateji Belgesi'nde öğretmenlere performans sistemi getirileceği ve öğretmenlerin 4 yılda bir sınava tabi tutulacakları belirtilmişti. Öncelikle şunu söylemek istiyoruz ki, performans değerlendirmesi hangi amaçla yapılırsa yapılsın tıpkı mülakatta yaşananlar gibi adil sonuçlar doğurmayacaktır. Suiistimale çok açık olan bu uygulama 'benim öğretmenim, benim memurum' anlayışını hâkim kılacaktır. Yandaş olan, torpil bulan, biat eden, sırtı sıvazlanan kişiler performans değerlendirmesinden yüksek puanlar alırken, tüm bunları kabul etmeyenler adeta cezalandırılacaktır. Bu sistem ayrıştırmaktan başka bir amaca hizmet etmeyecektir.

 

Dikkat çekmek istediğimiz diğer hususlar da şunlardır:

 

Son zamanlarda gündemde tutulmaya çalışılan öğretmen rotasyonunu kabul etmemiz hiçbir şekilde mümkün değildir. Öğretmenleri toplu ve zorunlu göçe zorunlu tutacak olan bu uygulama hem fayda sağlayamayacaktır hem de öğretmenlerin motivasyonunu düşürecektir. Öğretmende işletme körlüğü oluşması mümkün değildir, çünkü her yıl muhatap olduğu öğrenci profili değişiklik göstermektedir. Rotasyon merkeze gelmenin yolu da değildir, çünkü daha önceden uygulanmak istenen rotasyon örneğinde olduğu için öğretmenler ilçe gurupları arasında yer değiştirecektir. Dolayısıyla özellikle genç öğretmenlerimizin merkeze gelmenin yolu olarak gördüğü rotasyon bu amaca asla hizmet etmeyecektir. MEB'e sesleniyoruz: Ücra yerlerde öğretmen tutmanın yolu rotasyon değildir, hem öğretmenlerimizin fedakârlığının karşılığını sağlayacak hem de onları teşvik edecek zorunlu bölge hizmet tazminatı uygulamasıdır. Bu şekilde mahrumiyet bölgelerinde öğretmen/memur açığı da sorunu çözülecektir. Ayrıca Doğu, Güney Doğu ve diğer mahrumiyet bölgelerinde görev yapmak isteyenlere hiç bir şart koşulmadan tayin hakkı verilmesi de taleplerimiz arasındadır. Öte yandan MEB Aralık ayında diplomaya bağlı alan değişikliği yapacağını açıklamıştı. Umuyoruz ki; MEB bu sözünü beklentileri karşılayacak ölçüde yerine getirir, Bakanlığın sözünün takipçisi olacağız. Sözleşmeli öğretmenlerin özür grubu problemi de çözülmelidir.

 

Öğretmenlerimizin kariyer basamakları da yıllardır yılan hikâyesine dönüşmüştür. Bu konuda da artık gerekli adımlar atılmalı, adaletsizlikler ortadan kaldırılmalıdır. Türk Eğitim-Sen olarak kariyer basamaklarının kıdeme göre belirlenmesini talep ediyoruz. Herhangi bir sınava tabi tutulmadan 10 yılını dolduran öğretmenlere uzman öğretmen, 20 yılını dolduran öğretmenlere ise başöğretmen unvanı verilmelidir. Bunun dışında sınavla ya da başka yöntemlerle verilecek bu unvanlar öğretmenler arasında çalışma barışını bozacaktır.

 

Türk Eğitim-Sen'in en önemli taleplerinden birisi 2. il içi ve iller arası özür tayinleri ve diplomaya bağlı alan değişikliğinin yapılmasına yönelikti. MEB sadece iller arası özür tayinlerini gerçekleştireceğini açıkladı, daha sonra sendikamızın da girişimleriyle il içi özür mağdurlarına da hak tanıdı. İl içi özür tayinleri için de 2. bir hak verilmesi elbette önemlidir ancak sorun hala çözülmemiştir. Bu noktada il içi özür mağdurları ile ilgili yapılması gereken; en az 2 ya da 3 yıl ailesinden ayrı ve 50 km'den daha uzakta bir ilçede çalışıyor ise tayin isteği gerçekleşmelidir. Bu şartları taşımayanlar ise ancak ihtiyaç olmaması ve tayin istediği yerde açık olması halinde yer değiştirme hakkına sahip olmalıdır.

 

Bilindiği gibi her yıl eğitim-öğretim yılı başında verilen Eğitim-Öğretime Hazırlık Ödeneği tüm eğitim çalışanlarına ödenmemektedir. Oysaki sendika olarak bu ödeneğin ayrım yapılmaksızın tüm eğitim çalışanlarına ödenmesi gerektiğini yıllardır dile getiriyorduk. Zira öğretmeni, memuru, hizmetlisi, veri hazırlayıcısı, daktilografı hep birlikte eğitim çalışanları bir bütündür. Eğitim çalışanları arasında ayrım yapmak, hatta bazı eğitim çalışanlarını yok saymak büyük bir haksızlıktır. Öte yandan yardımcı hizmetler sınıfında görev yapan eğitim çalışanlarının özlük ve tayinlerle ilgili sorunları vardır. Yardımcı hizmetler sınıfının görev tanımı yapılmadığı için angarya işlerde de çalıştırılmaktadır. Yükselmelerinin önünde engeller vardır. Tüm bu olumsuzluklar giderilmelidir. Diğer yandan bir kez daha yineliyoruz; gerekli eğitimini tamamlamış olanların bir defaya mahsus olmak üzere Genel İdari Hizmetler Sınıfına geçmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca 4/B ve 4/C'lilere kadro verilmesi bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da değişmez taleplerimiz arasında olacaktır.

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer EĞİTİM haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400