Anadolu İstanbul'un Mezarlığı Olacak

Tokat Milletvekili Yücel Bulut, basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda kentten köye dönüşün teşvik edilmesinin önemini vurguladı.
Bu haber 2020-07-29 15:37:15 eklenmiş ve 1289 kez görüntülenmiştir.

Tokat Milletvekili Yücel Bulut, basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda kentten köye dönüşün teşvik edilmesinin önemini vurguladı. Sosyal medya düzenlemesiyle ilgili oluşturulan algılara değinen Bulut, “Sosyal medya artık bir milli güvenlik meselesidir, bir milli güvenlik sorunudur.” dedi.

 

Tokat Milletvekili Yücel Bulut, memleketi Tokat'ta basın mensuplarıyla bir araya geldi. Gündeme ilişkin açıklamalar yapan Bulut, sulama birlikleri borçları, köylülerin sorunları, tarımsal yaşamın önemi ve sosyal medya düzenlenmesine değindi. Pandeminin tarımsal hayatın ve tarımsal üretimin ve köy yaşantısının ehemmiyetini bir kez daha kavramada etken olduğuna işaret eden Bulut, “Sadece pandemi değil başka olağanüstü günlerde de bir ülkeyi ayakta tutan dinamik kırsal üretimin, tarımsal üretime ilişkin veriler. Uzun bir süredir köyden kente doğru akın eden kontrolsüz göç hareketleri nedeniyle ciddi bir travma yaşanıyor derinden derine. Bu kontrol altına alınmazsa önümüzdeki süreçte çok daha ağır bir maliyeti olabilir. Pandemi sürecinde bu daha görünür hale gelince buna ilişkin tedbir arayışları da baş gösterdi. Türkiye'nin nüfusu 50 milyonken bu nüfusun yaklaşık yüzde 45'i köyde yaşıyorken; Türkiye'nin nüfusu şuan 80 milyon ve köy nüfusumuz yüze 6 buçuk seviyesine düşmüş durumda. Bu insanlar bir umutla büyük şehirlere doğru hareket ettiler, bu insanların çoğunluğu İstanbul civarına sıkıştı. Bu insanların köy hayatını terk etmesi köylerde üretimin düşmesine neden oldu. Şimdi elimizde çok kısıtlı bir kırsal nüfus var. Maalesef bunlar da çok ciddi borçlanmalar ve ekonomik kriz eşiğinde, artık tarımdan para kazanamama noktasına gelmişler, feryat ediyorlar. Hükümet buna kayıtsız kalmadı bir takım tedbir paketleri açtı. Bunların hepsini olumlu kabul ediyoruz ama bunların artması gerektiği kanısındayız.” diye konuştu.

 

Sulama Meselesi Önemli Bir Sorun

 

Sulama meselesinin Tokat'ta köylülerin önemli sorunu olduğunu vurgulayan Yücel Bulut, “Köylünün can damarı olan bir sulama meselesi var. Tokat ve civarında köylerin boşalmasının temelinde yatan sebep köylünün uzun süredir sulama problemini çözemiyor olmasından dolayı tarımdan para kazanamaması. Bunun temelinde de sulama birlikleri var. Sulama birliklerinin sosyal güvenlik kurumuna olan borçları 270 trilyon civarında. Sulama birliklerine bir yasal düzenleme getirdik, seçimle iş başına gelmesini kaldırdık ve DSİ mühendisleri sulama birliklerinin yöneticisi pozisyonuna geldi. Bu yerinde bir düzenleme ama 270 milyonluk borcu bırakarak servettik. Şimdi bundan dolayı bir kısır döngü var kırsal alanda; SGK 270 trilyon borcu tahsil edene kadar bu güne kadar suluma birliklerinde görev yapmış her köylünün hesabına haciz gönderdi bu parayı tahsil etmek için. Bugüne kadar kayda değer bir tahsilat var mı yok ama köylünün traktöründe, tarlasında her yerinde sulama birliklerinin SGK borcundan dolayı haciz var. Sulama birliğinin gelirlerinden SGK'nin borçları ödenmeye çalışılıyor, dolayısıyla orada çalışanların dahi maaşları aylardır ödenemiyor, daha fazla gelir elde edebilmek için köylüye su pahalı fiyattan veriliyor, onu da bırakın en ufak bir gecikmede köylünün suyu kesiliyor ve köylü de bundan dolay hacze muhatap kalıyor, böyle bir kısır döngü oluşuyor. Bu kısır döngü tek bir hamlenin köylünün kurtuluşu için yetmeyeceğinin kanıtı. Borçları ertelemek demek köylüye 3 aylığına nefes aldırmak demek. Bu pandemi ile yaşamak hayatımızda belirsiz bir süre kalıcı hale geldi. Dolayısıyla geçici çözümlerle, 3'er aylık ertelemelerle bizim köylüyü rahatlatmamız mümkün olmadığına göre bizim beklentimiz bir defaya mahsus köklü, derin, neşteri vuracağımız, köylünün üzerinden bu yükü alacağımız bir formül ortaya çıkarmak.” diye konuştu.

 

Borçlar Kökten Tasfiye Edilmeli


Köylünün sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini paylaşan Bulut, şunları kaydetti: “Birincisi tahsil etmeyi zaten başaramadığımız sulama birlikleri borçlarını bir defaya mahsus kökten tasfiye etmek. Bu jesti bekleyen en önemli kesim tolumu hayatta tutacak olan kesim. Bunun dışında tarım kredi kooperatiflerine olan borçlar, ziraat bankasına olan borçlar; bu borçlarla ilgili faizlerin geçici değil kökten kaldırılması, borçların yeniden yapılandırılması ve birer-ikişer-üçer aylık periyotlarla değil Türkiye'nin ve dünyanın normale döndüğü tarihe kadar bu borçların köylünün üzerinden alınması gerekiyor ve üretimin teşvik edilmesi gerekiyor. Bununla ilgili olumlu bulduğumuz ama yetersiz bulduğumuz adımlar atılıyor. 1 Ekimden itibaren bunlarla ilgili somut adımlar atılması için gerekli denetim ve denge görevimizi yapmaya devam edeceğiz. 

 

Köyler Mezarlık Olarak Kullanılıyor


Başka bir boyutu da sosyal ve ahlaki bir çözünmeyi de tetiklemesi demek. Köy kültürü dediğimiz kültür yıllardır hiç bozulmadan bugüne kadar Anadolu tarihinin birikimini 10 yaşında çocuğa aktarmak demek. O çocuk anne ve babasıyla köy kültürünü benimsemeden şehir kültürüne sürükleniyor. Bu 1 yıl sonra fotoğrafı daha net görebileceğimiz sosyolojik bir çöküşe sebebiyet verebilir. Pandemiyle birlikte köylerden haber alıyoruz, İstanbul'dan dönenler var değil mi, canlanma var. Tokat'ın 600 civarında köyü var bu köylerden sanıyorum ki 150 kadarının nüfusu 50'nin altında, 11 nüfuslu köyler bile var. Bu köylerin İstanbul'daki hane sayısına bakıyorsunuz. Burada 11 kişinin kaldığı köyden İstanbul'da 150 hane var. Türkiye Cumhuriyetinin başka birçok adımla birlikte mutlaka ama mutlaka köylünün hayatını düzenleyecek geniş kapsamlı bir tedbir paketini hayata geçirmesi ve köye dönüşün önünü açması gerekiyor. Eğer ki bu şekilde devam edersek Anadolu, İstanbul'un mezarlığı haline gelecek. Yani buradan gitmiş orada hayatını idame ettirmiş bir hemşerimiz cenazesini burada alıyoruz, boşalmış köyüne defnediyoruz ve buraları adeta birer mezar halinde kullanmaya başladık. Artık büyük şehirlerle rabıtası kalmamış belirli yaş gruplarının hasret kaldıkları topraklara dönüşünün önünü açacak köy-kent projeleri yapabilsek keşke. Bu şekilde büyük şehirlerdeki şişkinliğin tekrar Anadolu ekonomisine dönüşünün sağlayabileceğimiz bir alt yapısını kurmamız gerekiyor. Sonuç olarak; büyük bir köy hayatı reformuyla ilgili devletin çok geniş bir hamle alanı oluşturması gerekiyor. Çiftçiyi modern tarımla buluşturmak gerekiyor. Teşvik paketlerinin adresini bulması gerekiyor, köy hayatının disiplin altına alınması gerekiyor ve köye dönüşün mutlaka teşvik edilmesi gerekiyor. Türkiye'deki ekonomik istikrarı sağlayacak şey, güçlü bir köy hayatının, köy nüfuslarının yüzde 6 buçuklardan yüzde 20'lere ulaşacağı bir alt yapının inşasından geçiyor. Bunun için anlık ve geçici çözümler yerine Türkiye'ye 30-40 yıl perspektif ortaya koyacak bir tarım ve köy paketinin profesyonel eller tarafından inşa edilmesi gerekiyor” dedi.

 

Bütün Sorunların Başında Geliyor

 

Sosyal medyanın memleketin bütün sorunlarının başında gelen bir sorun olduğuna işaret eden Bulut, “Sosyal medya artık bir milli güvenlik meselesidir, bir milli güvenlik sorunudur. AK Partili arkadaşlar da bizler de bu tasarıya katılan bütün milletvekili arkadaşlarımız da hiçbir sansür ve art niyet taşımaksızın bu meseleye farklı yönlerinden bakarak; bunun ahlaki çözünmeye yol açan bir numaralı milli güvenlik sorunu olduğunu görerek bir düzenlemeyi hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bütün tartışmaları 'muhalefet susturuluyor, siyasi iktidarı tenkit edecek her türlü eleştiri boğazlanmak isteniyor' durumuna sıkıştırmaya gerek yok. Sosyal medyanın yarattığı sorun sadece ortaya konuşan bir muhalefet anlayışının zaman zaman çirkinleşmesinde ya da orada siyasi görüşlerin her kesim tarafından ölçüsüz bir şekilde dile getirilmesinden ibaret değil. Çok daha büyük sorunları beraberinde içimize taşıyan bir platformdan bahsediyoruz. Sosyal medya suç işleme özgürlüğünün herkese vaat edildiği kimseye de hesap sorulamayacak bir kurtarışmış bölge haline geldi. Dolayısıyla bu şirketlerin kendi ortaya koymuş oldukları ve sizin hukuk düzeninizle çatışan bir politikası var. Bu şirketler hiçbir adli makama, kolluk kuvvetlerine herhangi bir bilgi paylaşımı yapmayı kabul etmiyorlar. Bunun ardından bu platformlarda uyuşturucuyu teşvik eden, fuhuşu teşvik eden, fuhuş için aracılık yapan paylaşımlar, çocuk istismarı alanı oluşturan paylaşımlar ve her türlü ahlaksızlığın meşru görüldüğü devasa platformlar oluşmaya başladı ve bu alanlar kurtarılmış bölgeler haline geldi. Hala deniliyor ki 'sosyal medya düzenlemesi tamamen fikir hürriyetini hedef alan bir düzenleme, sansür niteliği taşıyor.' Sansür kaldırılalı 112 yıl oldu değil mi.

 

Sosyal Medya Suçlarına Yaptırım Yok

 

Sosyal medyada işlenen suçlara karşı belirgin bir yaptırım bulunmadığına dikkat çeken Bulut, “Bu küresel şirketler Türkiye Cumhuriyeti'ne diyor ki, 'Ben hiçbir şart ve zeminde seninle bilgi paylaşmayacağım'. Şimdi biz suç olan bir olayın failini bulamıyorsak, bu şirketlerden istememize rağmen failin adresi, bilgisi, ip numarası bizimle paylaşılmıyorsa biz bu suç ile nasıl mücadele edeceğiz. Failini bulamıyoruz. Şimdi adam öldürmek de Türk Ceza Kanunu'na göre suç, ama faili meçhul olduktan sonra failini bulmadıktan sonra bir anlamı var mı? Milyonlarca sahte hesap var. Sizin çocuğunuzu taciz ediyor, sizi taciz ediyor. Suç duyurusunda bulunuyorsunuz. Şirketler diyor ki sizin kanununuzu ben tanımıyorum. Bu bilgi paylaşımını seninle de yapmıyorum. Ankara Adliyesi'ne geçen yıl 700 bin civarında sosyal medya suç başvurusu var. Faili bulunan da yok.” dedi.

 

Muhalifi Susturma Niyeti


Sosyal medya düzenlemesinin muhalefeti susturma gibi bir niyet taşımadığını belirten Bulut: “Geçlerin bu platformdan kurtarılması ve bu bağımlılığın sonlandırılması değil; faydalı bir şekilde kullanmalarını sağlayacak, suç işlenmesini önleyecek bir düzenleme niyeti dışında asla ve asla tek bir muhalifi susturma niyeti bu yasanın içerisinde yok. Dolayısıyla merak eden arkadaşlarımız zahmet buyursunlar bu propagandaya teslim olmak yerine, 8 maddelik bir kanun teklifi; lütfen 8 maddeyi alıp okusunlar. Tek bir satırında sansürün izini dahi bulma şansınız yok. Dolayısıyla bu bir mili güvenlik meselesi ve tüm konuştuğumuz konuların ehemmiyeti itibariyle en başta yer alan konu. Meseleye bu açıdan bakmak gerekiyor. Aksi takdirde 10-15 yıl sonra hepiniz civarınızda görüyorsunuz; hepsi bizim çocuklarımız, deforme olmuş bu malzeme 30 yaşına geldiğinde hepimiz dizlerimizi dövmek zorunda kalırız” dedi.

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer SİYASET haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250