erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

NİKSAR'IN YETİŞTİRDİĞİ DEĞERLİ BİR ÂLİM, DURSUN GÜMEN “Namı diğer Saatçi Hoca” (1)


Bu makale 2017-03-04 21:39:14 eklenmiş ve 241 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

Artvin'den Niksar'a atandığım 1985 Eylülünde Ünye Caddesinden kiralık bir ev tutmuştuk. Oturduğumuz evin iki kapı altında kısa sürede tanıdığım Matbaacı Rami Gümen Ağabeyler oturuyordu. Sessiz sakin, beyefendi bir insandı. Zaman içerisinde selamlaşma, merhabalaşma derken bir gün matbaasına davet edince tanışıp sohbet ettik. Çocukları henüz küçüktü. En büyüğü Şafak on, on iki yaşlarında idi. Diğerleri Burak, Murat, Sedat  sırayla üç tekerlekli bisikletleriyle evin önünde sürücü kursuna devam edip ehliyete hazırlanan şoför adayları gibiydiler.


Yıllar çabuk mu geçti bilemiyorum. Çocuklar büyüdü matbaada babalarının mesleğiyle yetişip birer usta oldular ama Serhat hariç diğerleri kazandıkları üniversitelerini başarıyla bitirerek İstanbul'u iş icabı mesken tuttular. Tabi biz zamanla kültür sanat çalışmalarının içine biraz fazla dalınca yardıma ihtiyacımız olduğu günlerde Belediye İşhanı'ndaki Şafak Matbaasına, Serhat'ın yanına koştuk. Özellikle M. Necati Güneş kardeşimizle beraber “Niksar'da Vakıflar ve Tarihi Eserlerimiz “adlı eserimizi hazırlarken Vakıflar Genel Müdürlüğünden temin ettiğimiz vakfiyelerin temizliği hep ona düştü. Hem de gecelerin yetmediği anlarda bazen sabahlayarak. Onun için bu satır aralıklarından elindeki işi bırakıp bu çalışmaya verdiği emekleri için Serhat Gümen'e sonsuz teşekkürler ediyorum.


Ve biz bedenen 2005 yılında Niksar'dan ayrılmak zorunda kaldık ama yüreğimizi asla koparmadık oradan. Borçlu olduğumuza inandığımız, Rabbim izin verdiği sürece tarih, kültür, tabiat hazinesi insanların yaşadığı ancak hâlâ farkında olamadıkları bu güzel topraklardan kopmayacağız.

 


 

Nihayet bir yıla yakın peşinden koşup biraz da rahatsızlığından dolayı ancak alabildiğimiz randevu üzerine 22 Ağustos 2016 günü Niksar'da Keşfi Osman Efendi Camii altında Danişmend Gazetesi'ndeki ofisinde Rami Gümen Ağabeyle babası, Niksar'ın âlimlerinden Dursun Gümen Hoca'yı konuşmak için beraberiz.

 

Evindeki arşivinden getirdiği belgeler ve fotoğraflar ışığında o konuşuyor biz de gereken notlarımızı alıyoruz. Tabii bu arada Niksar Müftümüz Ali Canpolat Bey ile de daha önce görüşerek Niksar Müftülüğü Arşivindeki Dursun Gümen dosyasını çıkarıp önemli bilgiler edindiğimizi belirtmeliyim. Kendisine bu çalışmaya vermiş oldukları katkılardan dolayı en derin şükranlarımı sunuyorum.

 

Dursun( Gümen) 1312 (1896) yılında Batum'da doğdu. Annesi Ayşe babası Âdem Bey'dir. Yapılan referandum ve 16 Mart 1921 yılında yapılan Moskova ve 1 Ekim 1921 Kars Antlaşmaları ile 23 Nisan 1920'de kurulan ilk TBMM'de beş milletvekili ile temsil edilen, Millî Mücadeleye maddi yönden büyük destek veren Türk yurdu Batum maalesef Rusya 'ya bırakıldı. Bu şehrin Anadolu'ya katkısını tarihi bir gerçekle dile getirelim:

 

Rize eşrafından Mataracı Mehmet Efendi Mustafa Kemal'in emriyle Batum'a giderek kendisi tarafından temin edilen paralarla kaçak silah temin etmiştir. Batum'da Türk ve Müslüman halkın hazırladığı planla Kaptan Dursun Efendi koordinesinde bu silah ve cephane İngilizlerin Karadeniz'deki kontrolüne yakalanmadan Trabzon, Samsun ve İnebolu deniz hattından Ankara'ya oradan da Sakarya'ya nakledilmiştir. Öyle ki, o yıllarda bu olay halk tarafından türkülere aktarılmıştır:

“Dursun Kaptan Batum'dan avare etti kalktı
Yaslandı küpeşteye sigarasını yaktı
Piryol çakıyor Piryol selam olsun Rize'ye
Elli beş sefer yaptık Kuvayi Milliyeye”

Dursun (GÜMEN) ve ailesi bu antlaşmalardan sonra Türkiye'ye hasret yaşamaya devam ediyorlar ama bu bekleyiş çok da uzun sürmüyor.1925 yılında Batum'dan Ünye'ye kayıkla geliyorlar. Burada bir yıla yakın kalıyorlar. O tarihte Ünye'nin deniz kıyıları hep bataklık ve sazlıkmış bu yüzden sıtma hastalığı yaygınlaşmış. Bacısının eşi bu hastalığa yakalanıp orada ölmüş. Bakmışlar ki durulacak gibi değil tavsiye üzerine 1927 yılında Niksar'a gelmişler.(Batum'da da bisiklet sürdüğünden Ünye'den Niksar'a kısa pantolon giyip bisikletle gelmiş. Halk böyle bir vasıtayı ilk kez gördüğünden bu iki tekerlekli binek aracına cin arabası adını takmıştır)İlk önce daha önce buraya gelip yerleşen tanıdıklar aracılığıyla Niksar Kayapaşa Mahallesinde Kaya Efendi'nin ve Nazmi Sebzecili'nin evinde kalmışlar.

 

Daha sonra Ünye Caddesinde yerleşecekleri evde yaşlı bir kadın duruyormuş. O da Batum'dan şehre göç edenlerdenmiş. “Bibi” diye bilinen kadını razı edip o eve taşınmışlar.(Hukukçu, şair,1917-1998,Ali Ziver Demirel'in “Niksar'da Bir Ev “ adlı şiir kitabında bulunan ' Bibinin Eriği' şiirinde geçen kadın )Ev, üç katlı imiş ama depremden sonra hasar görünce korkup üst katı yıkmak zorunda kalmışlar.

 

Batum'dan aile parça parça getirilmiş. Önce anne ve babasını sonra Niksar'daki şartlar iyileştikçe kardeşleri Sabri, Emine ve Fatma'yı getirmiş. Batum'da da durumları iyiymiş. Rusya'da iken soyadları olmadığından Hulusluzade olarak biliniyorlarmış. Medrese mezunu olan Dursun Bey Batum'daki bir okulda Türkçe öğretmenliği yapıyor ve Rusça ve Gürcüce'yi mükemmel biliyormuş.


Cumhuriyet ilan edilince Batum'da baskılar artınca sıkıntıya düşmüşler. Türkiye'ye gelme ihtiyacı duymuşlar. Kravatlı gezermiş. Öyle ki giyim ve kuşamından dolayı onu müfettiş sanır kimlik bile sormazlarmış.


Niksar'a gelince daha önceden Artvin Şavşat'tan Niksar'a göç eden ve öğretmenlik yapan Sorhun Köyünden Nuri Sakarya ile tanışmışlar. Devlet öğretmenlik hakkı verince Nuri Sakarya görevine gitmiş, Dursun Bey'in de tayini Adana'ya çıkmış ama o gitmeyip Niksar'da kalmayı tercih etmiş.


Osmanlıca ve Arapçayı iyi bildiği için Ali Hoca, Zinuru Hoca gibi iyi yetişmiş hocalardan ders almış. Kangal Müftüsü varmış, onlarla da tanışarak derslerini ilerletmiş.


Kavaklı köyünden Abdullah Efendi'nin kızı Hanife Hanım'la evlenmiş. Bu evlilikten Hatice  Tahmiscioğlu (1936-  2016  ) ,Rahmi (1941)doğmuş.


Bu arada, Diyanette kadroya girmek için müracaat etmiş. Bunlar medrese tahsilli olduğundan üniversiteye tekâmül ettiğinden kabul etmemişler.


Yeniden mücadele ederek kadrolu imam olabilmek ilkokul diploması almak zorunda kalmış.


7 Nisan 1946 tarihinde Diyanet İşleri Reisliği'nin onayları doğrultusunda Niksar Müftüsü Sait Taşdelen'in (Tahmiscioğlu, 1878-1969) başkanlığında Fetvahanede üyeler Emin Aydın, Mustafa Çağlayan'dan kurulu komisyon huzurunda yapılan yazılı imtihan neticesi  başarılı olan Dursun Gümen'in imam hatip olmasına karar verilmiştir. İlgili evraklar Diyanet İşleri Reisliğine gönderilmiştir.


 İlk görev yeri Ulu Cami imiş. Depremde cami büyük hasar görünce Çilhane Camiine görevlendirilmiş. Camide ve evinde elliyi aşkın talebe yetiştirmiş. Gidiver Köyünden İbrahim Subaşı, Mehmet Subaşı, Pöhrenkli'den İsmail Özdemir, Vesalet Özdemir, Şahin Asya, Halis Sümbül, Nazım Yılmaz ,Mustafa Tuzemen, Ruhi İmer ,Muzaffer Özgün, Mehmet Işık,  Sabri Mercan bunlardan bazıları.

 

Dursun Gümen , resmi olarak 01.08.1950 yılında Cami-iKebir (Ulu Cami) de göreve başlar.13.12.1966 tarihinde Gazi Ahmet Camii İmam Hatipliğine tayin edildi.Sicil dosyasındaki bir belgeye göre, Cami-i Kebir'de görevli iken 10.02 1966 tarihli Diyanet İşleri Başkanlığının 630 sayılı D.İ.B.Kuruluş Hakkındaki Kanunu geçici 3.maddesi gereğince maaşı 300 Tl'den 450 Tl'ye çıkarıldı.

 

1.8.1950 tarihinden itibaren merkezdeki Cami-i Kebir ve Gazi Ahmet Paşa Cammi'nden76 yaşını ikmal ettiği için 08.05.1972 tarihinde vermiş olduğu dilekçeye istinaden Diyanet İşleri Başkanlığınca 8.07.1972 'de emekli edilmiştir.
Emeklilik hayatına henüz başlarken cilt kanserine yakalanmış ve Ankara Onkoloji Hastanesinde birkaç ay yatmış, tedavi sonuç vermeyince Niksar'a getirilmiş. Bir müddet sonra da vefat etmiş. Melik Gazi Mezarlığına defnedilmiş.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400