diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

ŞEHZADENİN YA DA SULTANIN İBRİĞİNİ TUTMAK !


Bu makale 2017-10-09 19:31:56 eklenmiş ve 382 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE

    İlhan Cavcav.
    22 Ocak 2017 de kaybettiğimiz futbol adamı. Türk Futbol Tarihinde  40 yıllık  kulüp başkanıydı.
    Ölümünden sonra Şubat 2017 de Gençlerbirliği Kulübü'nde Olağanüstü kongre yapılmıştı. Genel kurula bin 550 delegenin 874'ü katılmış, İlhan Cavcav'ın oğlu Murat Cavcav, 708 delegenin oyunu alarak başkan olmuştu.
    Futbol Federasyonu 2017-2018 futbol sezonuna “İlhan Cavcav Sezonu” ismini verdi.
    Ama babadan oğula başkanlıkla yönetilen Gençlerbirliği kulübünün futbol takımı kelimenin tam anlamıyla ligin dibine demir attı. Teknik direktör değiştirdi. Babası da zaten 35 yılda 57 teknik direktör değiştirmişti!
    İşte bu Gençlerbirliği'nin 5 yöneticisi görevi bırakmış! Ayrılan basın sözcüsü Hakan Kaynar, "Babadan oğula hanedanlığa müsade edemezdik. Şehzadenin ibriğini tutmayacağız" demiş !
    Ayrılırken sarfettiği bu söz dikkatimi çekti.Hoşuma gitti.
    Neydi bu “Şehzadenin ibriğini tutmak”?
Sonra biraz araştırdım. Tarihçi Murat Bardakçı'nın bir yazısında buldum cevabı !

    “Abdülmecid, bir gün Dolmabahçe Sarayı'nın erkeklere mahsus olan mâbeyn kısmında hükümeti topladı. Uzun uzun memleket meselelerinden bahsedildi; derken saray imamının okuduğu ezanı işittiler ve hükümdar "Vakit gelmiş, namazımızı edâ edelim de işimize öyle devam edelim.
    Haremden ibrik ile leğen getirsinler de abdestimi tazeleyeyim" buyurdu. Böyle durumlarda haremdeki yaşı geçkince iki hanımın yüzlerini örterek gelmeleri ve birinin elindeki gümüş ibrikle padişahın abdest alacağı suyu dökmesi, diğerinin de yine gümüş bir leğen tutması âdettendi. Ama bu defa genç bir cariye tek başına geldi. Bir elinde ibrik, öteki elinde leğen, kolunda da küçük havlular vardı. Cariyeyi gören hükümdarın yüzünde gülücükler açıldı, zira gelen gönlünü kaptırdığı henüz ondördündeki son gözağrısı idi...
    SUYU KAFASINA BOŞALTTI
    Salondaki paşalar nezaket gereği başka tarafa dönmüşlerdi... Padişahın cariyenin dökeceği su ile abdest almasını gûya görmezden geliyorlardı... Hükümdar cariyesi ile bir anlığına bakıştı, birbirlerine belki de aralarındaki işaretlerden birini verdiler, salondaki paravanlardan birinin arkasına çekildiler ve abdest faslı başladı... Cariye ibrikle su döküyor, cihan hükümdarı abdest tazeliyordu.
    Birdenbire "Kik kih kih!" diye bir kahkaha işitildi ve bir gürültüdür koptu. Paşalar gayrıihtiyarî geriye döndüler ve gördükleri manzara karşısında şaşkınlığa düştüler! Sultan Abdülmecid'in her tarafından sular damlıyor, cariye ise kahkahalarla gülüyordu! Ondördündeki güzel salonda erkeklerin olduğunu unutuvermiş, padişahla yalnız kaldıkları zamanlardaki gibi şakalaşmak istemiş ve ibrikteki suyu abdest alan Abdülmecid'in kafasından aşağıya boşaltmıştı! Hükümdar böyle bir iş başına cariyesi ile yalnız kaldıkları anda gelse mutlaka eğlenir ve karşılığını da verirdi ama salon paşalarla dolu idi. Hiddetlendi, kükredi, kızı huzurundan kovdu, mabeyincilerin getirdikleri havlularla kurulandı ve toplantıyı tatil etti. Sonra haremağasını çağırdı ve kendisine bu işi yapan cariyenin hemen "çerağ edilmesini" yani evlendirilerek saraydan çıkartılmasını buyurdu! Sultan Abdülmecid, bu emri nasıl güçlükle vermiş, nasıl ıstırap çekmişti, kimbilir! Emir hemen yerine getirildi, cariye genç paşalardan biriyle evlendirildi ve paşa yüksek bir memuriyet ve bol aylıkla Anadolu'da biryere vali olarak gönderildi! Ama bütün bunlar olup biterken hiç kimse meselenin başka bir tarafını düşünmemişti... Cariye, saraydan kovulduğu sırada iki veya üç aylık hamile idi; karnında Sultan Abdülmecid'in çocuklarından birini taşıyordu, hamile kaldığını kimselere, hattâ padişaha bile söylememişti ve altı ay sonra bir erkek çocuk doğurdu! Ama rezalet çıkmaması, "Padişah gebe bıraktığı kadını başkası ile evlendirdi" denmemesi için saray doğan şehzadeyi gözardı etti, çocuğu genç paşanın üzerine kaydettiler ve beş-altı yaşına geldiği zaman, onu da "paşa" yaptılar."
    Böylece “İbrik tutma”nın kimin işi olduğunu da öğrenmiş olduk !
    Peki Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 2011 yılı Kasım ayında Atatürk'ün ölümünün 73. yıldönümüne (10 Kasım) denk getirerek ölümünün 150 yılında anma etkinliği düzenlediği Osmanlı padişahı Abdülmecid Ne zaman hüküm sürmüştü ?
    Ona da şu cevabı veriyor Murat Bardakçı:
    “İkinci Mahmud'un oğlu olan Sultan Abdülmecid tahta 1839'da, henüz onyedisinde iken çıktı; 25 karısı ve 43 çocuğu oldu, 22 sene saltanat sürdü ve bu hızlı hayata 1861'de, 39 yaşında veda etti.”
    Neyse konumuz milli iradenin tecelli ettiği yüce meclisin hangi sebeple ve durup dururken bir padişahın ölüm yıldönümünü anması değil !
Konu: “Şehzadenin ya da sultanın ibriğini tutmak !".
    Aslında Gençlerbirliği Basın Sözcüsü Hakan Kaynar günümüzün ibrik tutucularına hatırlatmada bulunmuş!
    Karnında çocuğunu taşıdığı "Sultan" ın abdest aldığı ibriği tutarken kendini sarayın dışında ve başkasıyla evlendirilirken bulan 14 yaşındaki genç kadının akıbetini unutmayın diyor !
    Tarih tekerrür eder mi ? İbret alınmazsa evet.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
kaynak
ibrik 2017-10-10 12:00:49
Ali hoca burada ilk defa duyduğum bir olayı yazmışsınız ve müthis iddialar söz konusu bu konuda kaynak Murat Bardakçı ise o kaynağa nasıl ulaşırız yada onun da kaynağı nedir acaba hiç duymamıştım doğrusu
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400