erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

NİKSAR KALESİ


Bu makale 2013-08-08 12:16:30 eklenmiş ve 3652 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

        Kale, şehrin kuzeyinde, Maduru ve Çanakçı dereleri arasında yükselen bir tepe üzerinde kurulmuş olup bir akropol görünümündedir. Bu özelliğiyle Orta Karadeniz Bölümü'nün iç kısımlarını denetleyen bir garnizon görevini üstlenmiştir.

Niksar kalesi, Tepe-kale/İç kale ve Yamaç-kale/Varoş olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmektedir. Kuzeyde dik bir yamaç üzerinde inşa edilen tek bir surla korunan kale, güney cephesinde üç ayrı surla korunmuştur.

Tepe kale, “İç kale, Narin kale, Kızlar kalesi” olarak da anılmaktadır. Bu bölüm ilk olarak M.Ö. 3. yy'da Pers kökenli Pontus Krallığı tarafından inşa edilmiştir. Tepe kale üç bölümden oluşmaktadır. Kale-saray olarak isimlendirilen ortadaki bölüm, Niksar'ın en eski ve en önemli yapısıdır. Mithiradetes'ten beri takip edilen bu bölüm aynı zamanda Polemon'un sarayının da bulunduğu yerdir. Tahkimli bir şato görünümünde olan bu bölmede bir saray ile buna bağlı idare ve muhafız yapıları ile daha sonra ilave edilen ambar ve sarnıçlar bulunuyordu. 

Kale-sarayın kuzeydoğusundaki ikinci bölüm daha sonra XI. yy. sonu veya XII. yy başlarında tahkim edilmiş ve böylece saray-kale bölmesi, tehdide açık olan dağ kısmından ayrıca bir tahkimat ile desteklenmiştir. Bu bölmenin dışa açılması Çiğ kapısı ile sağlanıyordu. Kalenin asıl dağlık kitle ile arasında bir hendek vardı. Bir su kemeri aradaki hendeği aşarak kaleye su iletiyordu. Savaş zamanlarında ise kale su ihtiyacını, Maduru'ya inen ve halk arasında “Yarasa Deliği” olarak isimlendirilen yer altı su yolu ile karşılıyordu.

Kale-sarayın batısında hayli düzlük olan kısım, kalenin iskân alanıdır. Burada bir hamam, medrese, cami ve daha sonra yapılan askeri binalar bulunmaktaydı. Burası ile yamaç kale, varoş arasında pek güçlü olmamakla birlikte yine de bir koruyucu duvar, sur mevcuttu.

Yamaç-kale, varoş olarak değerlendirilmektedir ve Tepe-kaleyi güney ve batı yönlerden çevrelemektedir. Varoşu çevreleyen surlar Tepe-kaledeki doğu tahkimatından sonra yapılmıştır. Yamaç-kale enlemesine bir sur ile iki bölmeye ayrılmıştır. Üst bölmede bir kilise harabesi ve bir hamam kalıntısı bulunmaktadır. Bu bölümde Hıristiyanlar yaşıyordu. Yamaç kalenin alt bölümü ise Cin Camii kalıntısının da gösterdiği gibi Türklerle meskûndu. Üst bölmede oturan Hristiyanlar ancak Türklerin arasından geçerek şehirden dışarı çıkabilirlerdi. 

Dış kale, sur dışı sahadır. Burada Ulucami, Dânişment Gazi türbesi ve zâviyesi, Aşağı çarşı, medreseler ve zaviyeler yer almaktadır.

Niksar kalesinin yedi kapısı bulunmaktaydı. Bunlar Herkümbed kapısı, Ulucami kapısı, Hükümet konağı civarındaki kapı, Tepe kaledeki Çiğ kapısı, Parmak-küçükkapı ile Büyük Hamam kapısıdır. Yedincisinin nerede olduğu bilinmemektedir. Muhtemelen bu gizli (uğrun) kapı veya varoşun iki bölmesi arasındaki kapıdır.

Niksar kalesi, Roma döneminde asıl şekli belirlenmiş bir akropol durumundaydı. Bizanslılar ve Türkler zamanında ise birçok değişikliğe uğramış ve eklemeler yapılmıştır. Niksar'ın özellikle XII. ve XIV. yüzyıllarda çeşitli Türk devletleri arasında pek çok savaşa sahne olması ve kale surlarının bir kısmının geç devirde yapıldığının duvar örgüsünden anlaşılması kalenin bir kısmının Türkler tarafından yenilendiğini göstermektedir. Bu konuda tek kesin belge, evvelce dış kale burçlarından birinde iken sonradan Melik Gazi Türbesi içine konulan daha sonra da müzeye kaldırılan bir kitabedir. Beş satırlık sülüs hatla yazılmış kitabe H. 574/M.1179 tarihinde Selçuklulardan Rüknettin Süleyman Şah tarafından yaptırılan tamirat sırasında konulmuştur.

Kalede Bizans döneminden kalan eserler; Kale kilisesi ve hamamı, zindan, ambarlar ve sarnıçlardır. Yağıbasan Medresesi, Yağıbasan Kümbeti/Mescidi, Kale Mescidi, Kale Hamamı, Cephanelik, Cin Camii, Kaleiçi Çeşmesi, Büyük Hamam, Askeri Binalar(Şube Binaları) vd… ise Türklerden kalan eserlerdir.

Niksar kalesi hakkında bildiğimiz ilk tasvir, Danişment Gazi'ye aittir. Danişmenname'nin nakline göre O, Niksar kalesini şöyle tarif etmiştir: “Ey serverler, ben bunun gibi sarp kal'a görmedim. Tamam taşlıktır, at yürür yeri yoktur. Her evleri hod bir kal'aya benzer…”

XVI. yüzyıldan itibaren yerli yabancı birçok seyyah Niksar'ı görmüştür. Bunlar arasında, en iyi tasvirlerden birisi, Evliya Çelebi'ye aittir. Onun sadeleştirilmiş metni şöyledir:

“Kalesi yalçın kayalı taştan yapılmıştır. Sağlam yapılı kaledir. Çepeçevre büyüklüğü 560 adımdır. Altı köşeli eski bir kale olup, yer yer gedikleri ve üç tane kapısı vardır; doğuya, batıya ve güneye bakar. Ilıcası, kuyusu, kale içinde üç yüz kadar ev ve ambar, bir cebehâne, kiliseden bozma cami vardır. Neferler bu kalede oturur, iç el olduğundan sayıları azdır. Lâkin celâli korkusundan daima kale kapısında gözcülük ederler… 

Aşağı varoş büyük bir şehirdir. Lâkin sokakları dardır. İnişli yokuşlu olduğundan atlı olarak çarşı içinden zor geçilir. Hele arabanın çarşıya girmesine imkân yoktur.”

 

Haçlı Reisleri Niksar Kalesi'nde!..   Haçlılar Geliyor.

I. Haçlı Seferi'nin ünlü reislerinden ve Antakya Haçlı Devleti kurucusu olan Antakya Prinkepsi Bohemund ve kuzeni Salerno Kontu Richard, Danişmentli Beyi Gümüştekin Ahmet Gazi tarafından, Aksu vadisinde kısa ama şiddetli bir çarpışma sonunda esir alınarak 1100 yılında Niksar Kalesi'ne hapsedildi. Bohemund'un esir edilip Niksar'da hapsedildiğinin duyulması, Avrupa'da büyük bir heyecan uyandırmış ve Niksar üzerine üç ayrı Haçlı ordusunun yola çıkmasına sebep olmuştur. Haçlı tehlikesi üzerine Danişment Gazi ve Kılıç Arslan güçlerini birleştirerek,  1101 yılı Haçlı seferlerinin ilk ordusunu Merzifon yakınında, ikincisi ve üçüncü orduyu da Anadolu'ya girdikten sonra yok etmişlerdir.

Danişment Gümüştekin, Kılıç Arslan ve birçok Türk Beyi, millî birlik ve beraberlik şuuru içinde kendilerinden sayıca çok üstün üç Haçlı ordusuna karşı arka arkaya kazandıkları 1101 yılındaki bu zaferlerle Türklerin Anadolu'dan sökülüp atılamayacağını ve bu toprakların artık bir Türk yurdu olduğu gerçeğini ispatlamış oldular.

Niksar kalesi üzerine yapılan bir diğer büyük sefer de Bizans imparatoru İoannes (Yuannes) tarafından düzenlemiş ancak hüsranla sonuçlanmıştır.

Danişmentli Melik Muhammed (Mehmet) ile Sultan Mesud'un ittifak yaparak Bizans aleyhine genişlemeleri üzerine, İmparator İoannes (Yuannes) Anadolu Türklerini tamamıyla ezmek için büyük bir ordu ile bizzat Danişmentlilerin eski payitahtı Niksar üzerine hareket etti (1139). Sıkıntılı bir yolculuktan sonra müstahkem bir şehir olan Niksar'ı kuşattı. Türkler ile Rumlar arasında uzun ve şiddetli savaşlar oldu. İmparator, kuşatmadan bir sonuç elde edemeden, Karadeniz yoluyla sessizce İstanbul'a döndü(1141). Büyük bir iddia ile başlayan bu büyük ordunun başarısızlığı Türklerin yeni fetihler yapmalarına imkân vermiştir.

Niksar, IV. Rüknettin Kılıçarslan ile II.İzzettin Keykavus arasındaki saltanat mücadelesine de sahne olur. Kılıçarslan, 1258'deki ilk savaşta mağlup olmasına rağmen, Niksar'ı ele geçirdi. Şehir halkı Sultanı meşalelerle karşıladı ve tahta çıkardılar. 

 1461'de Trabzon seferine çıkan Fatih Sultan Mehmet, Ramazan ayını Niksar'da  geçirmiş, bayram namazını da Ulu Cami de kılmıştır. Yavuz Sultan Selim ise 1514'te Çaldıran dönüşü Niksar'a uğramış, Ramazan Bayramını yapıp birkaç gün dinlendikten sonra yoluna devam etmiştir.

Mihridatlar(Pontus) ve Roma dönemlerinden beri stratejik bir öneme sahip olan Niksar kalesi; Bizans, Danişmentli, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde birçok savaşlara sahne olmuş ve her savaştan sonra yeniden tamir edilmiş ve güçlendirilmiştir. Niksar Kalesi, sıkça meydana gelen depremlerden büyük hasar görmüş olup, eski özelliklerinin bir kısmını kaybetse de, yine de tüm azametiyle tarihe tanıklık etmeye devam etmektedir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400