diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro
bayan escort
antalya escort

NİKSAR CEVİZİ VE SERGENLER -14-


Bu makale 2018-01-20 02:27:28 eklenmiş ve 160 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Bana Bir Kağıt Yaz Oğlum

İşçiye marka yazardık eskiden. Marka dediğimiz bu fırınlara eskiden ekmek alırken marka verirdik, onun gibi. Yirmi tane marka yazardık mesela. Yirmi tane marka sayardık. Sonra marka yapmaktan kınağı geldi. Bu sefer markanın üzerine tarih artı 20 kilo Hatice P.' ye misal.  Para gibi bunu yazdık. Daha sonra kadınlarımız bunu evde kaybettiler hakkı yandı. Bu sefer ne yaptık? Yeni bir yöntem. Yazdıklarımız markaları deftere günü gününe yazdık. Haftada üç gün alıyorduk, üç günlük liste yaptık: A sergeni, B sergeni. Onların markasını da verdik, oraya deftere de yazdık. Daha sonra bizden işçi emin olduğu için artık marka falan istemediler. Tamamen biz deftere yazdık. Hatta bazı yaşlılarımız bilmediği için "Bana bir kağıt yaz oğlum” derdi. Ona kağıt yazardık, kilosu tarihi de atardık. Bu şekilde bugüne kadar getirdik. Hoşnut olmadığımız pek nadir, binde bir kişi çıkar. Bir abi-kardeş, ana-oğul gibiydik. İşletmelerimizde hiç incinmedik, incitmedik. Allah onlardan da razı olsun.

Yalnız 100 Kişi Bizim Ambarda Çalışıyordu

Semih ÇOR: İyi bir sektördü ceviz. Köylü, kentli de bu işin içerisindeydi. İşçide faydalanıyordu. Herkes bu işten faydalanıyordu. Şöyle söyleyeyim sana ambarlarda en az 2000 kişi  çalışıyor ve ailesiyle birlikte karnını doyuruyordu. Yalnız 100 kişi bizim ambarda çalışıyordu.

800 Tane Marka İsmim Vardı

Ünal KAYNAR:  800 tane marka ismim vardı. Mesela müşterilerin dört kızları vardı. Kızları heveslendirmek için Cumartesi, Pazar  işe alışsın diye onların markasını ayrı yazardık. Kalın kağıtlarla marka yapardık kartonlara. Kaç kilo 5 kilo, sana 5 kiloluk marka, diğerine on kiloluk marka. Çocuk parayı alacak, yani o kazanacak, para kazanmanın tadını alacak,  anasının üstüne değil yani.

Ne Saygı Kaldı Ne Sevgi

Sefa ÖZDEN: Herkes aynı fiyatı verirdi ortak bir miktar belirlenirdi. Mesela 60 kuruş. Şimdiye kadar ayrı bir hesap çıkmadı yani öyle. Senin işçini ben çalıyım, onun işçisini sen falan olmadı. Ticarette bir ölçü vardı. Herkes birbirine saygılıydı. Doğrusu budur zaten. Ama daha sonra çok kalabalık olunca yaşam şartları değişti. Onu söylemeyelim kalsın. Ondan sonraki işler kaptı kaçtı işlerine döndü zaten. Ne saygı kaldı ne sevgi.

Tavlama Ayrı Bir Sanattır

Ünal KAYNAR: Biz on birinci aydan sonra tavlamadan cevizi kırmayız. Çünkü çok kırıntı çıkar. Bizim sanatımızdır bu. Ceviz kırılır, tezgaha elenir, kırık mallar alta düşer bütün malı tezgahta ustabaşıları seçerler. Sandıklar tam dolu değildir şöyle yarımdır. Sandıkları istif edersiniz. Sandıklar kavak ve çamdır. Sandık tahtaları arasında küçük küçük aralıklar olduğu için ceviz burada hava alır çalışır. Şimdi yeni yöntemde plastik kasalar çıktı, altta kalanında canı çıktı. Tavlıysa çürüdü gitti.                                                                                                                           

Tavlama ayrı bir sanattır. Şu anda cevizin kırım yerleri Niksar'ın haricinde Balıkesir-Korulu, Bolu, Mudurnu, Taraklı, Antep'tir. Buralarda had safhada ceviz kırılıyor. Karşıyaka denen bir mevki var, orda da kırıyorlar ama oradaki kırıcılar da illallah demişler. Tavlarken bazıları suyu fazla vuruyor, bazıları az vuruyor. Adamlar hala o işçiliği öğrenemediler, kendileri tavlama olayını yapamıyorlar. Ceviz eğer 3-4 gün sandıkta kaldıysa küflü bir ceviz meydana geliyor ve ceviz bozuluyor. Şimdi buradaki en büyük özellik, cevizimizin kırımdaki o tav olayını, cevizdeki havalandırma olayını Niksarlının en iyi yapmasıdır. Niksar hala da o konu da bir numaradır. Ama genelde Türkiye'nin her yerinde, misal Aydın'da da kırılıyor şu anda ama oralarda bizim kırımımızı ve seçimimizi tutturamıyorlar. Bu olay tecrübe ve bilgi birikimi gerektiriyor

Mesela beni Hatay'dan istediler. On seneyi geçmiştir. Abi, İlla Mersin'e sizin oradan bir 15-20 kişi götürelim. Serbest bölgede kalacak yerlerimiz var. Sen bize bir ay eksperlik, ustabaşılık yap, oradaki işçilere öğretelim. Kadınlar çalışmak istemezse geri göndeririz. Sen bize bir babalık yap, bizim eksperliğimizi yap, neyse paran verelim, istersen ortak yapalım dediler. Ben Niksar'dan ceviz kırımını çıkaramam dedim. Şimdi ki aklım olsa çıkarırım. Böyle geriye gideceğini bilseydim. Bazı konularda milli duygularımız ağır basıyor, fırsatları tepiyoruz. 

Akşam Olduğunda Kadınları Lüks Lambaları İle Götürürlerdi

Semih ÇOR: Şimdi sergenlere gelince, o zaman herkesin bir kırım ambarı vardı, mesela bizim sergenin yeri Leylekli Köprü'nün  girişinin solunda kalan üç katlı binaydı. İşçi oraya geliyor ceviz orada kırılıyordu. İşçi nereden geliyordu? Karşıbağ'dan, Kaleiçi'nden, Ayvazönü'nden gelirdi. Ama en çok da Aydoğmuşlular vardı. O zamanlar akşam karanlık olduğunda uzak olan yerlere kadınları lüks lambalarıyla götürürlerdi.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400