diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro
bayan escort
antalya escort

NİKSAR CEVİZİ VE SERGENLER -16-


Bu makale 2018-01-24 11:01:24 eklenmiş ve 114 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Kayınpederime "Efendi Baba" Derdim

 

Ülker ATEŞER: Ben 1940 doğumluyum. Yangın Ahmet'in kızıyım. 1960'ta gelin oldum Ateşoğullarına. Kayınpederim Ateşoğlu Mustafa efendi'ye "Efendi baba" derdim. Babasının adı Salih Efendiymiş. Eşimin adı da Zeki Ateşer. Dede yani Zeki Amcanın dedesi Salih Efendi'nin orta çarşıda dükkanı varmış, öteberi satarmış.

 

Efendi babam Mustafa efendi, daha önce Buğday pazarında şimdiki Belediye iş hanının orada Rasim Erdemir, Bayram Erdemir ve Şöhretoğullarıyla ortaklarmış, sonra ayrılmış. Ben evlendikten sonra efendi babam burada açtırıyor sergeni. İki evleri vardı; birinde oturuyor, diğerinde de ceviz kırdırıyorlardı.

 

Kötü  Ceviz Verdin Diye Kavga Çıkardı


30-40  kişi çalışırdı. Ustabaşı kadın vardı, sandıkçı sabahleyin gelir sergeni açardı. Herkese böyle şinik ölçüsüyle ceviz verilir, onu kırarlar bir daha gelir alırlar. Sandıkçıyla kadınlar arasında yok iyi ceviz verdin, kötü  ceviz verdin diye kavga filan çıkardı. Kırarlar kısmıkları atarlar. Vay sen benim  kısmığıma kabuk attın diye kadınlar münakaşa yaparlardı. Sonra sandıkçı iyi kırmamışsınız der onlara müdahale ederdi. Sonra para isterler Efendi baba varsa o, yoksa rahmetlik Zeki, hangisi buradaysa paralarını verirdi. Efendi babam veya Zeki, doğuya Siirt'e filan gider ceviz getirirlerdi. Tabii bizim yöreden de alırlardı.

 

Ben Gelin Geldiğimde Bizim Evde Telefon Vardı

 

Rahmetlik efendi babam cevizler kırıldıktan sonra sandıklarla İstanbul'a giderdi. İstanbul'da Ona götürürdü. Bir iki ay orada kalırdı. Cevizler kırıldıkça rahmetlik eşim Zeki oraya gönderirdi. Efendi babamda oradan buraya malumat verirdi. Buradan da Zeki oraya bilgi verirdi. Ben gelin geldiğimde bizim evde telefon vardı. O zaman telefon diyince millet şaşırırdı. Telefon ederdi kayınpederim. Zeki evde olmayınca kayınpederimin dediklerini Zeki'ye derdim, o da babasını arardı. Böyle oluyordu. 

 

Sivas'tan Kamyonlar Gelirdi


Ceviz kuruysa tavlanır, akşamdan ceviz ıslatılır, üstü çullarla kapatılırdı. Ceviz sabaha kadar nem alır, sabahleyin o tavlı cevizden kırılırdı. O tav sayesinde ceviz kırılınca dağılmaz ve yarma olarak çıkardı. Ondan sonra da kabuklar yığılırdı. Sivas'tan kamyonlar gelir, o kabuklar kamyona yüklenir, Sivas'ta fırınlara  satılırdı. Ondan sonra bir adet çıktı, herkesin kırdığı kabuk kendisine oldu. Ama sergende yakmak için de herkesten eşit oranda kabuk alınıyordu. Alınan kabuk sergende yanar, diğerlerini kadınlar evlerine götürürlerdi. Daha sonra yarma da bitti, nasılsa ufağı da para oldu, seçildi ama üçe bölündü. Esmer yarma, beyaz yarma, kırık yarma. Onlara da para oldu, hepsi aynı paraydı. Kilo başına para veriliyordu. Ceviz kırma böyleydi işte.

 

Herkes Suçu Birbirine Attı

 

Kısmıkları birbirlerinin bölmelerine atıyorlardı. Birde bir gün sergende tuvalet tıkanmış, gitmiyor dediler. Rahmetli eşim adam tuttu. Orayı eştikçe kısmık ceviz çıkıyor. Bunu kim yaptı, niye böyle yaptınız etmeyin, kısmığa koysaydınız, orada duraydı sobada yanardı. O dedi ki Ayşe attı, öteki dedi ki Fatma attı. Herkes suçu birbirine attı. Herkes atmış, bir de o iş çıktı başımıza. 

 

Cevizi Nasıl Döndürüyor, Nasıl Kırıyor Anlamazdım

 

Sergende en iyi ceviz kıran şu ileride oturan Celal Emminin Müzeyyen vardı. Tekelden emekli Sebahattin Aksu'nun hanımı. Çok ceviz kırardı. Elinde böyle cevizi nasıl döndürüyor, nasıl kırıyor anlamazdım. Bir cevizi eline aldığını bilirdim, birde çekiçle vurduğunu. Seri bir şekilde, makine gibi, o hala yine öyledir. Konuşurken nasıl hızlıysa ceviz kırarken de öyle hızlıdır. Mesela ramazanda herkes gider iftarını yapar gelirlerdi. Gene saat 9-10'lara kadar çalışırlardı. Sabahleyin belli saatleri yoktu. Herkes kendine kırdığı için kilo hesabı olduğu için istedikleri zaman gelir, istediklerdi zaman giderlerdi.

 

Herkes Zenginleşti mi Ne Oldu, Gelmez Oldular

 

Eskiden çok ceviz kıran vardı. Gelirlerdi yer yok. Tezgahlarda oturuyorlar ya. Gelirlerdi, yalvarırlardı. Fatma Hanım teyze ne olursun amcaya söyle; çocuklarımız var, biz de gelip kıralım. Kayın validem akşamdan söylerdi Efendi babama.Tamam gelsinler derdi.Yerlerde kırarlardı. Sonradan tabi işçi bulunmaz oldu. Herkes zenginleşti mi ne oldu, gelmez oldular. Şimdi de sergenler hep kalktı, artık evlerde kırıyorlar.

 

Ustabaşı ve Sandıkçılar

 

Ustabaşımız bu Küpüçlerin Nazife Özkan,  Ömer'in babaannesi idi. Ondan sonra Kazım öğretmenin annesi Zeynep, bir de Hamal Cemillerin Şazimet abla. Sonra Şazimet ablalar sergen açınca başkaları oldu. Sonra Şazimet ablalarda sergen açınca başkaları oldu. Onlar ceviz sergeni açtılar. 

 

Sandıkçılarımız kimlerdi; Celal Emmi vardı. Müzeyyen'in babası, o ilgileniyordu bizim sergenle. Sonra Tepe mahalleden Hamdi diye birisi vardı. Bir ara Maduru'dan Ömer oldu. Bir de Derebağ'dan Nusret sandıkçılık yaptı. Dönem dönem değişti.


Postane o zamanlar Zeytindibi'nde Sirkeci Bayırı'nın başında idi

 

Efendi babam İstanbul'da, rahmetli Zeki amcanda ceviz almaya gittiği zaman para işleri bana kalırdı. Rahmetlik Zeki bana tarif ederdi. Ülker felan para getirecek derdi. İşte postanede Hilmi Ünal var, ona götür ver derdi. Veyahutta giderken geceden bana bırakırdı. Ben giderdim, o zamanlar Zeytindibi'nde Sirkecibayırı'nın başında olan postanede Hilmi amcaya verirdim.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400