diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro
bayan escort
antalya escort

NİKSAR CEVİZİ VE SERGENLER -18-


Bu makale 2018-01-30 10:39:03 eklenmiş ve 102 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Kimisi Evden Getirir, Kimisi de Burada Pişirirdi

 

Yemek işini nasıl yapıyorduk biliyor musun sen. Sergenin ortasındaki koca sobanın üzerinde  çok yemek pişirdim de kantarın sırtında çok yemek verdim . Günah değil ya fakirlik vardı. Çok fakir idik. Zenginiz desem kimse inanmazdı. Fakirlik gördüm emme açlık hiç görmedim, çok çalışıyorduk. Bunlar benim çocuklar öğlen çağı okuldan gelirdi. Kantarın sırtına götürür, kantarın sırtında doyururdum bunları. Yiyin gidin okula derdim.  Öbür  bayanlar da kimisi evde pişiriyordu, getirip burada ısıtıyordu. Kimisi burada pişiriyordu. Mesela Dereçay'dan Mahiye Abla yemeği getirirdi, bunun sırtında ısıtırdı, artanını pencerenin kenarına kordu, yarın sabah yemek için. Kızlarıyla gelirdi iki kız, Turnalarım diyordu onlara. 

 

Üçü Bir Ağladılar Bir Ağladılar, Olsa Ağlarlar mıydı 

 

Kontrolcüler sigorta için geliyorlarmış, kaç kişi çalışıyor diye. Tavanlara saklıyordum kadınları. Ben vardım, Hayriye vardı, üç dört kadın daha vardı sigortada. Mahiye abla iki kızıyla gelirdi sergene,  turnalarım diyordu onlara. Oradan bir gün tatil etti bizi Yılser abi.  Kontrolcü gelecekmiş, sergene bakacaklarmış güya bakmaya geliyorlar ya. Biz de o gün günlüğe gittik Haydarbey'e. Haydarbey'de bunlar parasını  hep dağıttım. Sen parayı kötü yere koy, düşür parayı. Üçü bir ağladılar, bir ağladılar. Elimde para olsa ya gözüm kör olsun veriyim.  Anam ne kadar ağladılar. Toprağa mı karıştı, biri mi kaptı şarpadan bilemedik gitti zavallıların parası, hiç aklımdan çıkmıyor.  Hemen düşünsem aklıma geliyor. Bir ağladılar bir ağladılar, olsa ağlarlar mıydı?  

 

Hiç Geloğu Görmedim 

 

Fena temiz idim. Temizi de vardı pisi de vardı. Hep temizliyordum,  çalışanlara güven olur mu? Tertemiz yıkıyordum oraları. Dışarıdan girdim mi öyle siler süpürürdüm. Ne biliyim gülüm işte öyle geçiyordu günümüz. Hiç görmedim geloğu, bir tane bile gördüysem köpeğim. Oraya ne kadar tavuk yumurtluyordu, geloğu olsa  o yumurtaları hep içer yerdi. Bak benim evimde aşağı katta beş tane boğmuştu kedi, ceviz kırıydık ya bu evde gördüm o ambarda ben bir tane fare görmedim.  Yalnız tuvalet dışarıdaydı,  onu içeri aldırdık.  Öyle ya genç kızlarımız var, gecesi var, gündüzü var.  Yılser abi dedim,  şu tuvaleti yaptır.  Dayanamıyorum artık, in çık in çık badalı dedim. Oraya bir tuvalet yaptı, Allah razı olsun. Çok temiz tutuyordum ben. Ne biliyim gülüm, beş çocuk büyüttüm nasıl büyüttüğümü bilmiyorum.

 

Karışık Seçmeler

 

Sefa Özden: Cevizcilikle alakası olmayan kişiler cevizleri topluyor stokta bekletiyor, ilerde para yapacak, kar sağlayacak.

 

Zafer Başar: Şimdilerde cebinde 5-10 milyar parası olan kişiler, bu işi yapmaya çalışıyor.

 

Sefa Özden: Cevizcilikte bir meslektir, çiftçilikte bir meslektir. Cevizcilikte olduğu gibi çiftçiliği de şimdi öğretmenler yapıyor, memurlar yapıyor. Cevizin hayatını yaşadık. Allah bereket versin, ekmeğini  yedik.

 

Zafer Başar: Standartların olmayışı çok kötü bir şey.

 

Sefa Özden: Sonrasında işi bilmeyenlerin işi yapmasıyla para kazanılmayacağını gördük. Yaşadığımız sıkıntılar sonrasında aynı işi bir daha yapma hevesim oluşmasın diye ceviz kırılan tezgahları söktürdüm, onunla yayladaki eve dolap yaptırdım.

 

Zafer Başar: Ama yine de bu bir hastalıktır. Cevizle ilgili her şeyi takip ederim.

 

Sefa Özden: Bizim dönemimizde çalışanların hepsinin bizde emeği kaldı. Sosyal güvenceleri olmadı. Sigortaları yaptırılmadı, dolayısıyla da bereket olmadı.

 

Zafer Başar: Babamın bir lafı vardı. Biz bugün bir ekmek yiyorsak bu kadınların yüzünden yiyoruz.

 

Sefa Özden: Bunların rızalarını almazsak bu iş olmayacak dedik. Baktık ki bu iş bizi bırakacak ve genelinde de baktığımızda bırakmış durumdalar.

 

Sefa Özden: Yine de eski tüccarlarla çalışanları sadakatli ve birbirlerine bağlıydılar. Kimini çocuğu okutulmuştur, kiminin evi yapılmıştır. Yine de bir bölüşüm olmuştur.

 

Zafer Başar: Ceviz yurt dışına lüks olarak ihraç edilirdi. Lüks sınıf dediğimiz de kemiği alınmış ete benzer. 

 

Zafer Başar: Mevsimlik bir işti. Kış dönemi iş sahası oluşturulmuş oluyordu. 5 lira gibi bir paraya alıyorduk, kırıyorduk, satıyorduk, para kazanıyorduk. Herkes yapmasa da devamında mahlep yapılırdı. Enflasyon o zaman fazlaydı. Fiyat her yıl değişmekteydi. O zaman yurt dışından ceviz gelmiyordu. Şimdi Çin'den bile ceviz geliyor. Çin'den gelen cevizler kalibrasyondan geçmiş oluyordu. Aynı standartlarda randımanı yüzde 40-45 civarındaydı.

 

Sefa Özden: 85-86 yıllarında Çin cevizi Niksar'a girmiştir.

 

Zafer Başar: Bizler Sefalarla daha ziyade yerli ceviz işlerdik. Bizler dışarıdan daha az ceviz getirirdik. Selahattin Adıyamanlı'ya gidildiğinde 300-500 ton ceviz alınabilirdi. Onlar bu anlaşmaları 500 ton gibi yapıyorlardı. Cevizdeki randımana göre fiyat verilirdi. Doğudan gelen malların randımanı düşük olurdu. 25-28  gibi randıman verirdi. Bizler daha ziyade yöremizin cevizini toplardık  ve topladığımız ceviz 100-150 ton civarı olurdu.

 

Sefa Özden: Onların cevizlerle bizim ceviz ton olarak ele alındığında bizim cevizler çok yüksek randıman verdiğinden ve lezzetli olduğundan kilo olarak mukayese edilemezdi.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400