NİKSAR CEVİZİ VE SERGENLER -21-


Bu makale 2018-03-14 01:03:57 eklenmiş ve 611 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

1986 Yılında Ceviz İşine Başladık

Kaya Yüce:  Niksar 1962 doğumluyum, Mutluca Köyü'nden Osmanoğullarındanım. 1965 itibari ile Niksar'a yerleştik. 1977 ticaret hayatına başladık. 1986 yılında ceviz işine başladık. Eskiden bu işleri  çerçicilik olarak yapan babamızdan devraldığımız ceviz işini daha aktif hale getirdik. O yıllarda cevizi kabuklu olarak alıp satıyorduk. 1990 yılında şirketleştik. Cevizi kırdırıp iç ceviz olarak ticaretini yapıyoruz. Şirket olarak devam ediyoruz bu işe daha iyi bir piyasaya gücümüz yettiğince. Baba mesleği, ana mesleği olan Niksar cevizindeki mücadelemizi sürdürüyoruz. Cevizde Niksar markasını yaşatmaya çaba sarf ediyoruz ama ne yazık ki ülke ve dünya  şartlarında  sektörümüzdeki bu daralma süreci de devam ediyor. Biliyorsunuz  1993 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte çok büyük bir daralma oluştu, bunun neticesinde bu sefer Niksar'ımızda cevizcilik olayını yenilemeye başladık. Doğu ve Güneydoğudan getirdiğimiz cevizleri işleyerek ihracata koyulduk. Bu süreç de talihsiz olarak başlayan terör olayları sonucunda o bölgeden ceviz gelmez oldu ve buna istinaden  sektörümüz daralmaya başladı. 

Rusya derken dağılma ile değişik devletleri oluştu. Cevizler Bulgaristan, Romanya, Moldova, Kırgızistan, Afganistan, Ukrayna gibi bu yerlerden çok daha uygun fiyatlarla dünya piyasalarına sürülünce şartlardan dolayı ihracat piyasamız kapanmış oldu ve hatta şu an da Türkiye'de yeterince üretim olmadığı ve ihtiyaca cevap veremediği için ithalat pozisyonuna girdik. Senenin belli aylarında yerli cevizimizi, Niksar cevizimizi değerlendirdikten sonra sürecin ilerleyen aylarında ithalata giriyoruz.

Niksar Cevizini Yaşatmak İçin Çalışmalarımız Devam Etmektedir

Ceviz kırım işi şu anda büyük oranda evlerde yapılıyor. Sergen olayında yoğun bir göç verilmesinden dolayı kırımda sıkıntı çekiyoruz. Ceviz eskiden sergen diye tabir ettiğimiz işletmelerde kırılıyordu. Günümüzde kentimizin yoğun bir göç vermesinden dolayı ceviz evlere dağıtılıyor,  ancak bunda da ayrı bir sıkıntı çekiyoruz .Yinede çevre köylerimizdeki ve merkezdeki evlere dağıtmaya  çaba sarf ediyoruz.

Devlet tarafından verilen hijyenik üretim izin belgelerimizle markamız "Yüceviz" olarak  geçiyor. Bütün belli başlı markalara Ünlüoğlu baklavalarına, Seyitoğlu'na bunun yanında benzer yerlere markamız ve patentimiz olduğu için  gönderiyoruz. Sektör olarak hala arzu ediyoruz ki Niksar cevizi kaliteli aşılı cevizleri bunları kaliteli ve hijyenik ortamlarda paketleyip satışa sunabilelim. Niksar cevizi yaşatma babında çalışmalarımız devam etmektedir. 

"Daha Bu İşi Yapma" Dediler

Mustafa Celepoğlu: Hatay'da Mahmut Yarım vardı, büyük tüccardı. O sırada rahmetlik Özal, kapıları açmıştı. Türkiye'ye yurt dışından ucuz ceviz girmiş ve özellikle Hatay gibi sınır bölgelerinde cevizcilik büyük darbe yemişti. Ben tabii o zamanlar bu olayların farkında değilim. Hataylı Mahmut Yarım, beni severdi. Bu işi yani ceviz işini bırakmaya karar verince bana da tembih ettiler; “Daha bu işi yapma, Rusya dağıldı, daha Araplar da bizden mal almayacaklar. Onun için gel sen, biz bu işten vazgeçiyoruz, sen de bu işten vazgeç. Çünkü şimdi Türkiye'nin malı bugünkü on liraya, Bulgaristan'da beş lira, Rusya'da beş lira, Afganistan'da iki lira. Bunlar bizden daha mal almayacaklar. Araplar zengin, parası var, akıllı kesinlikle oradan alacaklar, bizce almayacaklar” dedi. Bana tembih ettiler; "Daha bu işi yapma" dediler. Ben dinlemedim. “Dinlemiyor musun?” “Dinlemiyorum”. Peki kim dedi bunu, Mahmut Yarım dedi. Bir gece beni bırakmadı. “Bu gece benim misafirim olacaksın, sabaha kadar hesapları göreceğiz” dedi. Sabah hesapları gördük. Alacak verecek bitti, “Sen benden memnun musun? “ “Memnunum.” “Ben de senden memnunum. Ben sana  akıl vereceğim.” “Ne için?” “Biz bu işi bırakıyoruz, daha yapmayacağız, sen de yapma. Daha satamayacaksın, sıkıntıya düşersin." "Ne diyorsun, ben yapacağım.”  “Ne, yapacak mısın?”   “Yapacağım”  “Seninle bizim arkadaşlık bitti” dedi.  “Niye?”  “Senin bana pisliğin bulaşır. Ben sana kıyamam, iyisi mi ben daha senden mal almayacağım” dedi. "Sen bu işi yapma, sonu uçurum" dedi.  “Beni dinliyorsan bu işten vazgeç, dinlemiyorsan hayırlı yolculuklar sana. Geleceksin, yemeğimizi yiyeceksin, işini göreceksin ama senden bir kilo mal almayacağız" dedi. Ve hakikatten dediği çıktı, tepelendik ondan sonra. Çarpıldık, ona kapıldık, buna kapıldık. O çarptı, bu çarptı. Öteki de amcamın oğlu İstanbul'da yerleri sattı, Fransa'ya kaçtı. İzmir'deki müşterim Yunanistan'a kaçtı. İskenderun'daki müşterim Suudi Arabistan'a kaçtı. Bunların hepsi iki üç ay içinde oldu. Malları alan Yallah, beni tepe taklak yerlere vurdular.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250