istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort

BİR MEMLEKET SEVDALISI CEMALETTİN SELİMBEYOĞLU -3-


Bu makale 2018-11-14 17:29:28 eklenmiş ve 185 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

Niksar Ziraat Bankası'nda İken Bir Reşadiye Hatırası:
“1970 'li yılların Ziraat Bankasında kredi mühendisi olarak çalışıyorum Reşadiye'de teknik eleman olmadığından haftanın Çarşamba günleri mülhaken oranın da teknik hizmetlerini yürütüyorum.
Yine bir Çarşamba günü Reşadiye'ye gittik. Şube müdürü Çağatay Aksun, Cemalettin Bey çok önemli bir işiniz yoksa Kızılcaören köyünde davet var, oraya gidelim, dedi. Ben de olur işimizi dönünce de yapabiliriz dedim. Şoförümüz Kâşif Olcay, Müdür Bey ve ben Kızılcaören yaylasına gittik. Reşadiye'nin kaymakamı, hâkimler, savcı, hükümet doktoru, şube reisi, veteriner velhasıl devlet erkânı hep orada.
Köyün eşrafı Reşadiye ilçeden esnaf ve diğer köylerden hatırlı tanınmış kişilerle birlikte 40 kişilik bir grubuz. 3-5 yere meydan ateşi yakılmış. Birbirine kafa dengi gruplar oluşmuş. Etler şişlere diziliyor. Henüz ağızlara lokma konmamış. Bu sırada üst taraftan koşa koşa birisi geliyor ve doktor! Doktor! Diye bağırıyor. Reşadiye hükümet tabibi Hidayet Kök'ün yanına kadar geldi. Çocuğunun zehirlendiğini söyleyip yardım istiyor. Doktor ne yediklerini soruyor: Mantar. Belirtilerini soruyor: Köpüklü kusma. Doktor ekşi ayran içirmelerini öneriyor. Adam ısrar ediyor, bi midesi yıkansın, Allah'tan gelene karşı gelinmez ama ben vicdanen rahatlamak istiyorum, diyor. Asker yoklamasına gelmiş üsteğmen doktor konuyla ilgilenmek istedi ama hükümet tabibi 'sen bu bölgenin özelliklerini bilmezsin işe karışma' dedi.
Bulunduğumuz yer Reşadiye'ye 30-40 km var. Çocuğun babası bir araba tahsis edin hastaneye götüreyim diyor. Doktor, onu kaymakam bey bilir diyor. Kaymakam doktora bakıyor, doktor kurtulmaz anlamında kaşlarını yukarı kaldırıyor. Adam yıkılıyor, benim vicdanım isyan ediyor. Ben ne kaymakama ne müdüre bağlı değilim ve adama çocuk nerede diyorum. Köyde deyince şoför Kâşif'ten arabayı getirmesini istiyorum. Köye gidip çocuğu annesi ile beraber Reşadiye Devlet Hastanesi'ne götürüyoruz ama hastanede yetkili kimse yok. Adama Niksar'a götürmeyi teklif ediyoruz ancak teşekkür edip buradan öte Niksar Tokat her tarafa gitme imkânı olduğunu söylüyor ve ayrılıyoruz. Biz de davet yerine dönmeyip Niksar'a yöneliyoruz. Yolda bizi yıldırım hızıyla giden bir Jeep solluyor. Kâşif, bunlar onlar diyor; ben takip etmesini söylüyorum. Peş peşe Niksar Devlet Hastanesi'ne geliyoruz. Doktor Şehsuvar Savuran'a hasta ile ilgilendiğimizi söyleyip ayrılıyoruz.
Ertesi sabah bankaya mesaiye giderken orta çarşıda baba ile karşılaşıyorum, boynuma sarılıp çocuğun kurtulduğunu müjdeliyor. Bizi köye davet ediyor. Kuzu keseceğini, yarım kalan daveti ödeyeceğini söylüyor. Teşekkür ediyorum.
Çocuk bir kız çocuğu. Eğer bir aksilik olmazsa kurtulan çocuğun mutlu gününde düğüne çağırmasını istiyorum.
Yıllar sonra düğüne çağırıldım. Çocuğun babası öğretmenmiş, ismi Erdoğan Çakır. Bilahare Kızılcaören köyü belde olmuş, o da belediye başkanlığına seçilmiş. Duyduğuma göre 2 tane torunumuz varmış.
Yakın Dostluk Kurduğu Halk Âşığı Geritli Cemal Usta'ya Bir Şiiri ve Ondan Dinlediği Bir Hatırası:
“Cemalin özü sevgi
Elbette yoktur dengi
Mazluma yeter sevgi
Adatmaz kurar dengi
Lafta ustadır kendi.

Ufukta görür “Ben” di
Sazda görünür kendi
Tabii tarikat ehli
Allahtan alır feyzi.”
Cemal Usta'nın eşi ölmüş çocukları daha önceden gurbete taşınmış. Evlenmiş, köyden uzaktadırlar Kader bu, günü gelince onu eşinden ayırmış. Cemal Usta tek başına hayata kahrede kahrede yaşamaya çalışmakta bir yandan da ikinci evlilik için arayış içindedir. Günler böyle geçip giderken Akkuşun Guz Köyünden Hatice isimli kısmen yürüme ve görme özürlü bir hanımla söz keserler. Özürlü olduğundan yaşı geçkin de olsa saat, küpe, bilezik gibi bazı takılar istemektedir.
Âşık Cemal Usta bir komşudan borç alıp ilerleyen günlerde çalışır öderim umudundadır ama kış erken bastırır, inşaatlar durur iş bulup çalışamaz.
Bayram gelmiş çatmıştır. Yaşına rağmen çiçeği burnunda Hatice Gelin babamlara el öpmeye gitmemiz gerekir. Diye tutturmuş devamlı ağlamaktadır.
Ne yapsın ne etsin Cemal Usta dayanamamış birkaç küçük armağanla heybeyi sırtına vurmuş beraber yola düşmüşler.
Kar başlamış savrulmaya, bir yandan da rüzgâr esmektedir. Çıkıp çıkmayacaklarına pişman olmuşlar. Üstelik bu kar kışın içinde yolda borç aldığı arkadaşa rast gelmişler.
Alacaklı onları görünce tebessüm edip seslenmiş:
-Uğurlar ola Cemal Usta nereye böyle? Cemal Usta yorgun, biraz da borcunu ödeyememenin utancı ile:
“Karı aklına uyanın
Kış günü yola vuranın
Namertten borç alanın
Vay haline vay haline” diye seslenmiş içini dökercesine.
Biz, kısaca hatıra defterinden de yararlanarak anlatmaya çalıştığımız Cemalettin Selimbeyoğlu'na Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın derken kıymetli eşine ve çocuklarına sıhhatli bir ömür diliyoruz.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 ›