NALBANTLIK VE NİKSAR'DA ESKİ NALBANTLAR -2-


Bu makale 2018-12-27 00:47:07 eklenmiş ve 560 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

1928-Niksar doğumlu Kaya Eldivenci nalbantlığa 15 yaşında başladığını söylüyor ve anlatıyor.
Kaya Eldivenci, Niksar-1928 doğumluyum. Maduru mahallesindeniz, bize Kavlaklar diyorlar. Babam Osman Eldivenci. Gaziahmet İlkokuluna gittim, 7 yıl okudum. Benim oyunumda horoz dövüştürmekti. Arkadaşlarım aşık oynardı, ben horoz dövüştürürdüm. Babamlar Selâfendilerin çiftlikte ortakçılık yaparlardı. Ben 15 yaşına kadar o çiftlikten Hüseyin amcamın dükkanına bostan taşıdım.  15 yaşımdan sonra Taşra mahallesinden Nalbant Salih Ustanın yanına çırak girdim. Askere gitmeden ayrıldım. Gaganların hanı vardı, Halim Ağanın hanının altında askere gidene kadar nalbantlık yaptım. Halim Ağanın hanı, Nalbantlar Camisinin karşısındaki aralıktan çıkıyordun, o arka sokakta idi. Askerlik dönüşü artık kendi adıma değişik yerlerde çalıştım. Kardeşim Niyazi askerden geldikten sonra Tıraşlıoğlu'nun Hanını beraber çalıştırdık. Birader aynı zamanda hafta içinde yaptığı nalları diğer malzemelerle beraber Akkuş pazarına götürüp satıyordu, o geçimini aynı zamanda pazarcılıkla da sağlıyordu.
Eskiden o kadar çok nalbant vardı ki
Benim bildiklerim Taşra'dan Mehmet(Özübek) Usta vardı, Onun dükkânı aşağıda, Leylekli Köprü'nün altında idi. Hatta askerden geldikten sonra iki sene onun yanında çalıştım. Mehmet Ustanın oğulları Durmuş ve Duran (Özübek) ustalar idi, iki kardeş de nalbant idiler. Duran ağabey sonradan Çarşıbaşı'nda bakkallık yaptı. Onların çırağı nalbant Kenan vardı, daha sonra jipcilik yaptı. Yine Taşra mahallesinden Nalbant Hüseyin vardı. Kepçelinin orada, Dr. Hüsamettin Beyin muayenehanesinin hemen arkasındaki handa  idi. Nalbant Mahmut vardı, Hacı Ali vardı benden büyük. Hacı Osman vardı. Tırıkların Hacı Mustafa ve kardeşi Ahmet Karasoy vardı. Kocaağaların hanını çalıştırıyor ve nalbantlık yapıyorlardı.
Benim zamanımda aşağı yukarı 15-16 tane nalbant dükkânı vardı. Akranlarımdan Taşra mahallesinden Mustafa ve Nurettin Taç kardeşler vardı. Urumoğullarından Selahattin vardı, yine Nalbant Abdullah vardı.  Nalbant Dadaş Sabri Erzurum'dan gelme idi ve Fatlılı Ali Çavuşun evinin altında nalbantlık yapardı. Ünye hamamından aşağıda oturuyordu. Nalbant Sıtkı vardı. Ethem Dicle ise önce han çalıştırıyordu daha lokantacılığa başlamamıştı.
“Kara mıh, dökme mıha göre daha sağlam olurdu”
Bir tezgah, bir örs, iki çekiç, bir yonacak, bir kerpeten, bir kıskaç olur. Çekiçlerden biri nal çakmaya biri nal dövmeye kullanılır. Törpü, Burunsak (Yavaşak), İp, Kesim Makası, Nal, Mıh.
Kullanacağımız nalları genelde kendimiz yapardık. Ben kıyı vurmak şartıyla beş dakikada bir nal dökerdim, anladın mı. Ben üç sene Salih Usta'ya nal dövdüm, hem de nal çaktım. Bir de nalın hazırı vardı, hazır kesilmişi pres nal derlerdi.
Atların nalları bir numaradan beş numaraya kadar büyüklüğüne göreydi. Sacların kalınlığı da milim milimdi. İki milim, üç milim, dört milime kadar pres nal vardı. Pres nalları da yine atın ayağına göre örs üzerinde çekiçleyip şekil veriyorduk.
Mıhlarımız yani nal çivileri iki cins olurdu. Biri hazır dökme mıh, diğeri de demircilerin yaptığı kara mıh. Kara mıhı hem Niksar'daki bazı demirciler yapar, hem de Zile'den ve Suşehri'nden gelirdi. Yük taşıyan araba atları için özellikle demircilerin elde döverek yaptığı kara mıh kullanırdık. Hazır dökme mıha göre daha sağlam ve dayanıklı olurdu. Dökme mıhlar ise tez aşınırdı.
At yatarken nal çakılmaz
At, eşek, katır, öküz gibi hayvanlara nal çakılır. Demirden halka vardır atı oraya yularından kipçe bağlarsın, ya sahibine ya da çırağına tutturursun. Ondan sonra nalbant başlar çalışmaya. Önce ayağını tırnağını yonacan. Yani uzayan tırnaklarını keseceksin. Sonra oraya ayağına göre nalını koyacaksın ve çakacaksın. Atın tırnağının ucunu kesip de törpüleyerek şekil vermeye kıracak derlerdi ve son işlemdi.
Atın kuyruğunu dirseğinden bağlarsan at kımramaz, hareket etmez. Fazla hayın atları burunsakla (yavaşakta derler)  burnunu kıstırırsın, o zaman onun açısıyla pek fazla kımramazlardı. At yatarken nal çakılmaz.
Ben hanı çalıştırdığım zamanlarda hafta arası köylere gidiyordum. 11-12 tane köye ben öküz çakmaya giderdim.  Elmüdü'de çok öküz çakardım. Zera'dan Keltepe'den Başçiftlik'e 10 sene gittim. Niksar'da dersen 11-12 tane köye gittim sayabilirim onları. Irmağı geçince  Güdüklü, Onan, Leğen, Eryaba, oradan bu yannı dönünce Arguslu (Ardıçlı), Buhanı, Zera, Ustahasan, Ehen, Hacılı, Tis, Sulugöl, Ereç.
Köylerde at, eşek, katır çakardım ama en çok öküz çakardım. O zamanlar traktörler yoktu, günümüzde traktörün yaptığı işi o zamanlar öküzler yapardı, dolayısıyla biz de köylerde en çok öküzlere nal çakardık. Senede bir baharın bir de harmanda köylere giderdik. Özellikle harman dönemi hep köylerde olurduk çünkü hayvanları nallatmanın ücreti harman döneminde ayni olarak ödenirdi.  Mesela bir çift öküzü bir ölçek buğdaya çakıyorduk. Bir ölçek buğday o zaman 25 kiloydu. Sonradan motorlar çıktı, traktörler çıktı, öküz işleri biraz gevşedi. Ondan sonra ben de artık köye gitmeyi yavaş yavaş bıraktım.
En çok Başçiftlik'e gidiyordum, 600 hane vardı o zamanlar. Normalde bir gitmemde 15-20 gün kalıyordum. Bir keresinde hanımı çocukları da aldım ev tuttum, Başçiftlik'te üç ay kaldım. Perşembe Yaylası'nda ise daha çok at olurdu. Elmüdü'ye öküz çakmaya giderdim. Oradan da Perşembeye geçerdim. Elmüdü'den Perşembe Yaylası'na dağ yolu vardı, oradan giderdim.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250