istanbul escort

İz Bırakan Bir Niksarlı KOCAGÖZOĞLU SELÂFENDİ


Bu makale 2019-07-11 15:51:25 eklenmiş ve 1329 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

“Selâfendi” sözcüğü Salih Efendi'nin halk dilinde kısaltılmış halidir. Sözünü edeceğimiz Selâfendi 19. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ve 20. Yüzyılda yaşamını yitirmiş bir Niksarlı!

Kocagözoğlu Ailesinin ilk bilinen ismi, Kocagözoğlu Ömer Ağa'dır. Ömer Ağa, 1840 yılında yayımlanan Osmanlı İmparatorluğu'nun 14 265 numaralı temettuat defterinde yazılı bilgilerden öğrendiğimize göre, Devlete yıllık 120 kuruş vergi veren, 400 kuruşluk emlâkı, 700 kuruşluk hayvanı, 2800 kuruş toplam serveti olan bir kişi! Mesleği ise, o dönemde bir dabakçılık kenti olan Niksar'da en geçerli olan yemenicilik! 

Ömer Ağa'nın çok kesin olmamakla beraber 1810 – 1880 yılları arasında yaşadığını; Hacı Mehmet Efendi, Mustafa Efendi adlı iki oğlu ve Ayşe Hanım adlı bir kızı olduğunu biliyoruz. Öyküsünü yazdığımız Selâfendi, Ömer Ağa'nın büyük oğlu olan Hacı Mehmet Efendi'den olan torunudur.

Salih Efendi üç kez evlenmiş. İlk eşi Ayşe Nakipzade Hacı Rahim Efendi (Rahim Hoca) kızı Ayşe Hanım, ikinci eşi Sivaslı Hatice Hatun, üçüncü eşi de Tokatlı Hatice Hanımdır. (Biz bundan sonra söze Selâfendi diye devam edelim.)

Kocagözoğlu Ailesinin Niksar'da bilinen lâkapları Karslıoğullarıdır. Bunun öyküsü de kısaca şudur: Kocagözoğlu Ailesin'den birisi askerliğini mülazımıevvel olarak Kars'ta yapmıştır. Bu esnada orada evlenen mülazımıevvel, aldığı Karslı kızı, askerlik sonrası memleketi Niksar'a getirmiştir. Niksar halkı, Karslı gelinin çocuklarına hep Karslı gelinin çocukları diye seslendiği için 1934'te çıkan soyadı yasasında, aile soyadı olarak “Karslı” soyadını almıştır.

Selâfendi, son derece dindar birisidir. Dini vecibelerini en doğru ve en iyi şekilde yapmaya özen gösterir. Örneğin, malının zekâtını vereceği zaman, kentin müftüsü ve ileri gelenlere mal varlığının o günkü güne göre değerini tespit ettirir. Zekâtını ona göre verir. Namazında niyazında, son derece temiz giyinen ve sözüne güvenilir, mert birisidir. Gereğinde söylenmesi gereken bir sözü de yüreklilikle söyler. Bu konuda anlatılan, fıkra gibi bir olay vardır:

1910 yılında Niksar Belediye Reisliği'ne seçilen Gödelek Zade İbrahim Efendi Selâfendi'nin de yakın arkadaşıdır. Bir gün Reis İbrahim Efendi mühürünü kaybeder. Arkadaşı Selâfendi'ye “Bana güzel bir mühür sureti yaz” der. Selâfendi de bir kâğıda: “Reisi Beledî, İbrahim-i Sermedî, Hain-i ebedî” yazar. Çoroğlu Emin Efendi'nin babası Mustafendi, mühür kazma işi yapmaktadır. İbrahim Efendi yazıyı, mühür kazması için ona verince, Mustafendi, gülerek: “Aynen yazayım mı?”  der. İbrahim Efendi: “Güzel bir sülüs yaz” deyince kâğıtta yazılanları okur. İbrahim Efendi korkunç kızar ve Selafendi'nin yanına gider. Selâfendi, yaptığı muzipliği ve arkadaşının kızarak yanına geleceğini bildiği için, dükkânının önüne ters çevrilmiş bir sandalye bırakarak uzaklaşmıştır. (Bir dükkân önüne ters çevrilmiş bir sandalye konulmuş ise, o dükkân kapalı anlamına gelmektedir.) Daha sonra Selâfendi, yine şiirsel bir ifade ile güzel bir mühür sureti yazarak arkadaşı İbrahim Efendi'nin gönlünü alır.

Selâfendi'nin babası Hacı Mehmet Efendi, ölürken Kuz Mahallesi'nde Kayalık arsadaki evini büyük oğlu Selâfendi'ye, çarşıdaki dükkânını da diğer oğlu Ahmet Efendi'ye bırakır.

Kuz Mahallesindeki ev Balkan Harbi esnasında bir ara hastane olarak kullanılmış, koleralı hastalar bu evde tedavi edilirler. Daha sonra ev Selâefendi'ye teslim edildiğinde – belki de gereği gibi bir temizlik yapılmadığından-  Selâefendi'nin 17 yaşındaki kızı Şakire (1898-1915) koleradan ölür. Bunun üzerine Selâfendi, bu evin hemen üst tarafında, Karşıbağ'da bir ev daha yaptırır. Bu ev şimdi, çok büyük bir bahçenin içinde ve BüyükAta İlkokulu'nun hemen köşesinde olan evdir. Bu evle ilgili yine çok güzel anılar vardır. Bu ev yapılırken, Selâfendi, bir sandalyeye oturur, bastonuna çenesini koyarak ve evi yapan ustaların çalışmalarını izlermiş. Evi yapanlar ise o dönem Niksar'ın en ünlü dülger ve marangoz ustası olan Hakkı Efendi ve onun yanında çalışan Şevket ve Mehmet isimli iki genç kardeştir. Bu ustalar köken olarak Ermeni ailelere mensupturlar. Selâfendi bir gün –artık oğlu Ali Efendi'nin çalıştırdığı- dükkâna gelerek, oğluna sorar:

-“Hakkı Usta'ya ne kadar yevmiye veriyorsun?”

-“25 kuruş.”

-“Şevket ve Mehmet'e ne veriyorsun?”

-“15'er kuruş.”

-“Ben, onları çalışırken seyrettim. Şevket ve Mehmet de Hakkı kadar çalışıyorlar. Onların yevmiyesini de 25 kuruş yap” der.

Bu olayın sonrasını, Selâfendi'nin ikinci kuşaktan torunu olan Emekli Öğretmen Hami Karslı, İstanbul Üsküdar Cumhuriyet Lisesi Müdürü iken, Mehmet Usta'dan dinler:

“Şevket ve Mehmet Ustalara “Kesperler” denilirdi. Niksar'da bizim mahallede yaşarlarmış. Karslıoğulları'nın da çok yakın dostları imişler. Sonradan İstanbul'a taşınmışlar. Ben onların Niksar'daki yaşamlarını ve İstanbul'a taşındıkları süreci bilmiyorum. Ancak, bizim aileden birisi İstanbul'a gidince muhakkak onlarda kalırlar, onlar da Niksar'a gelince muhakkak bizlerde kalırlardı. Üsküdar Bağlarbaşı'ndaki evleri bizim ikinci evimiz gibiydi. Bir gün Mehmet Amca Niksar'la ilgili anılarını anlatırken, konu Hakkı Usta ile beraber yaptıkları eve geldi. Mehmet Amca ve ağabeyi Şevket amca o dönem çalıştıkları iş için haftalık ücret alırlarmış. Ücretlerini her hafta Salı günü mağazada, Ali Dedem verirmiş. Bir gün yine sarı bir zarfın içinde haftalıklarını almışlar. Mehmet Amca, zarftaki parayı sayınca, kendi hesapladıklarından fazla olduğunu görmüş. Ağabeyi Şevket Amca'ya “Ali Efendi fazla para koymuş” deyince Şevket Amca “Bana da fazla para vermiş” diyerek Ali Dedemin yanına gidip durumu söylemişler. O ise “Efendi Babam öyle emretti. Sizler de Hakkı Usta kadar çalışıyormuşsunuz. O nedenle sizlerin yevmiyesini de 25 kuruştan hesapladım” yanıtını vermiş. Şevket Amca Selâfendi Dedem için, “Çok eyi, çok dindar adamdı, fakir babasıydı” derdi.

Selâfendi, İslamın ibadete ilişkin beş temel şartının dördünü eksiksiz yerine getirirken, beşinci şart olan “Hacca gitme” işini de düşünür ve bu iş için para biriktirirmiş.

O dönemde, Hacca gitmek hem çok masraflı hem de evinden, yerinden yurdundan 9-10 ay ayrı kalmayı göze almak demektir. Çünkü, bugünkü gibi, birçok şehrimizden kalkan uçaklarla üç- üç buçuk saat içerisinde Cidde Havalimanı'na inmek, oradan otobüsle Mekke-i Mükerreme'ye geçilerek hac farizasının ifasına başlamak mümkün değildi. En ilkel ulaşım vasıtalarını kullanarak, Eskişehir, Konya, Adana, Halep üzerinden Şam'a ulaşmak, oradan at, deve sırtında Mekke'ye gitmek herkesin göze alabileceği, başarabileceği bir ibadet olmaktan uzaktı.

Selâfendi, bu iş için oldukça yüklü bir para biriktirmiş ve hacca gideceği günün hayalini kurmaktadır. Ancak, bir gün Karşıbağ'da, yeni yaptırdığı evin önündeki sokağa bakan cumbalı penceresinde eşi Hacı Rahim Hoca'nın kızı Ayşe Hanımla otururken, yaylımdan dönen sığırların, yağan yağmurdan, yerde biriken suları içtiklerini görür. Ani bir kararla ayağa kalkarak eşine: “Allah beni affetsin. Ben Hacca gitmekten vazgeçtim. Biriktirdiğim bu parayla Niksar'a su getireceğim, çeşmeler yaptıracağım” der.

Selâefendi'nin bu kararının altında, Karşıbağ'daki evinin geniş bahçesinin sulanmasındaki zorluk da yatmaktadır. Karşıbağın yukarılarında, Çanakçı Çayı'nın alt tarafındaki bazı bahçelerin bu çaydan alınan ince bir kanalla sulanması, Selâfendi'ye bu kanalın genişletilerek daha aşağılara su getirilebileceği fikrini verir. Hemen işçiler tutarak bu düşüncesini hayata geçirir. Böylelikle Çanakçı Çayı'ndan alınan suyu, geniş hendeklerle, Harmancık'ın alt taraflarına kadar getirir. O dönemde Harmancık'ın alt tarafından Leylekler çeşmesinin üst kısımlarına kadar çalılık, taşlık boş bir alan vardır. Su buradan serbestçe akar.

Selâefendi'nin açtırdığı bu su arkı (halk dilinde hark) onun adıyla – biraz da kısaltılarak – “Selâ Harkı” diye anılmaya başlar. Artık bu su arkının alt tarafında bulunan bahçeler bu suyla sulanır. Emekli Öğretmen Hami Karslı, Hanegâh Camii'nin hemen üstündeki bahçelerini 60'lı yıllara kadar, Selâ Harkı'ndan getirdiği bu suyla suladığını, Hatta Celepoğlu Nadir Ağabey'in bahçelerinin bile bu suyla sulandığını anlatmaktadır. (Suyu, Ortaokul müstahdemi Mehmet Ağa'nın bahçesinin üstünden alıp, Muallim Nuri Efendilerin evinin önünden cadde ve sokaklardan geçirerek, Hacelhafızların evinin üst kısmından kendi evlerinin önündeki bir menfeze akıtırmış.)

O günlerde, Niksar Belediyesi bu harktan su alma işini düzene koymak için, adına “Çeken” sıfatı eklenen bir görevli de atar. 

Selâefendi, bu su kanalıyla yetinmez. Birçok yere çeşme de yaptırır. Bu çeşmeler genelde cami veya mescit yanına yaptırılan çeşmelerdir. Yine Selâefendi'nin torunlarından Hami Karslı bu çeşmelerden birinin eski top sahasının üst köşesinde (Şimdiki otogarın üst köşesi); Hacı Rahim Hocaların bahçesinin önünde; Ayvas Önündeki mescidin hemen kenarında olduğunu ve kendisinin ilkokulda okuduğu yıllarda, teyzesi Şaziye Hanım'ın bir mendil içine koyduğu küçük bir altını, Ayvas önündeki mescidin imamına “çeşmenin bakım parası” diye kendisiyle gönderdiğini söylemektedir. Bu çeşmelerin, çeşitli kaynaklardan, horasan denilen malzemelerle yapılmış pörek adı verilen kırmızı renkte borularla getirilen suları, daha sonraları 1950'li yılların başlarında Niksar su şebekesinin yapılmasıyla kesilmiş, bazı çeşmelerin taştan oyulmuş yalakları başka yerlere nakledilmiştir.

Niksar'ın bu değerli evladı Selâfendi'yi  hayırla yâdediyor,  anıları önünde saygıyla eğiliyor, nurlar içinde yatmasını diliyoruz.

*Dr. Coşkun Çakır, 19. Yüzyılda  Bir Anadolu Şehri: Niksar, S. 148 

*Hami  Karslı, Niksar'da İz Bırakanlar, S. 309, Niksar'da Debbağcılık

*Emekli Öğretmen Hami Karslı, SelâHarkı'nın onarılması ve daha uzaklara götürülmesinde bir başka Selâefendi'nin de büyük emeği olduğunu söyledi. O selâfendi ise Suiçmezoğulları'nın Salih Efendi'dir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
TEŞEKKÜR
Mustafa Necati GÜNEŞ 2019-07-20 21:36:01
Bu güzel düşünceleriniz ve temennileriniz için çok teşekkürler. Bizler -Bizler diyorum çünkü biz ekip olarak çalışıyor, paslaşıyoruz. Hami Karslı Hasan Akar, Müjdat Özbay, Osman Abakay, Hasbi Şahin ve daha niceleri- elimizden geldiği kadar Niksar tarihini, kültürünü, ekonomisini, sosyal hayatını araştırıp yazıya ve aynı zamanda görsel Video kayıt ve fotoğraflarla kayda alıyor ve gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyoruz. Bu yazıda asıl emek Hami KARSLI ağabeyin idi. Çünkü yazı onun anlatımı çerçevesinde gelişti.
Tekrar bu güzel düşünceleriniz için teşekkür ediyorum. Sağ olun var olun...
TEŞEKKÜR
Duran KAYA 2019-07-16 18:47:35
Niksarımız'ın gülen yüzü, yazılı-görsel arşivi ve hafızası Necati Hocam'dan çok güzel ve değerli bir yazı daha. Yazı kadar yazıda geçen olaylar ve kişiler de çok güzel ve değerliler. Ölenlere rahmet diliyorum.
Özüm
Fatma Karslıoğulları 2019-07-16 18:45:35
Böyle büyük bir sülalenin evladı olduğum için onur duyuyorum, okurken dedelerimle gurur duydum duygulandım paylaşımınız için çok teşekkürler hami Karslı amcamada çok teşekkürler.
BİR SOLUKTA OKUDUM
şafak gümen 2019-07-16 09:47:32
Sevgili Necati Öğretmenim, deyim yerindeyse "bir solukta" masal okur gibi okudum, öyle güzel ve faydalı oldu ki! Esasında anne tarafımdan akrabalarımız olan Karslıoğlu soyisminin nasıl geldiği daha da önemlisi çocukluğumdan bu yana "Selağa harkı" olarak bildiğimiz Derebağın başından başlayıp, Dereçayın üstlerinden ve nihayetinde Karşıbağ'dan geçen bu su yolunun ismini ve hikayesini zevkle okudum. Sağolun var olun, sayenizde bu değerler kuşaktan kuşağa aktarılacak, ruhları şad olsun.
Selam
FATMAGÜL YANMAZ 2019-07-12 09:26:32
Niksar bir başkent, doğa cenneti,şifalı suyu,kültürü,turizmi, tarihi özellikleriyle, 94 yıllık çınar ağacıyla daha bir çok değerleriyle ve her adımıyla müstesna, tabi güzel Yeşil Niksarımızda yaşamış ve yaşamakta olan insanlarda ayrı ayrı bir değer...
Bu değerleri ve anılarını bizlere kendine has anlatımını da katarak bizlere sunan mahalle arkadaşım Necati GÜNEŞ'e çok teşekkür ediyorum. Niksarımızın güzelliklerinde buluşmak dileklerimle...
Toplam 5 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
200