istanbul escort

- NÜKTEDAN - “SELAM VERDİM RÜŞVET DEĞİLDİR DEYU ALMADILAR“


Bu makale 2019-08-06 01:55:07 eklenmiş ve 298 kez görüntülenmiştir.
Rami GÜMEN

             “  SELAM  VERDİM  RÜŞVET  DEĞİLDİR 

                                               DEYU  ALMADILAR  “


         Geçenlerde bir esnaf arkadaşın yanına uğradım .Hem muhabbet eder hemde bir şeyler alırım dedim. Fakat yerinde yoktu biraz ayak sürüdüm ve baktım gelmiş. Kapıya elimle vurdum,ama yanında bir arkadaşla konuşuyorlardı beni pek fark etmediler.Daha evvele dayanan samimiyetimize dayanarak bir espiri yapmak istedim.Lakin yanında ki arkadaş pek anlamadı  “niye selam vermedin “diye sitemli konuştu. O an aklıma meşhur FUZULİ’nin 

(SELAM VERDİM  RÜŞVET DEĞİLDİR  DEYU ALMADILAR )Mecazi  sözü geldi :


     Hiç  selamı  kesmedik dünyada  eşden  ve  dostdan;

     Kimselere  kinimiz  garazımız  yok  çok  şükür ,

     Allah  selamı  gelir  hiç   şüpesiz ki  ta…baştan .

                                                      R. Gümen


Fuzuli “Şikayetname” (Selam verdim rüşvet değildir deyi almadılar)

Halk arasında selam için “Allah’ın selamı” derler.

-Yahu Allah’ın selamını verdik, onu bile almadı diye serzenişte bulunurlar.

Şair Fuzuli de ünlü mektubu Şikayetname’ye “Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar” şeklinde başlamış. Gelin geçmiş zamanın bu ünlü hikayesini dinleyelim.

16. yüzyılın büyük Divan şairi Fuzuli, yalnız bir insandır. Onun şu beyitini çoğunuz bilirsiniz.

“Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabâdan gayrı” demiştir.

Yani şair o kadar yalnız birisidir ki evinin kapısından içeri sadece sabah rüzgarı girmektedir. Çileli geçen bir ömür… Yalnızlık, yoksuzluk, kimsesizlik onun için kader olmuştur. Halbuki Fuzuli, ana dili Türkçe dışında Arapçaya ve Farsçaya o derece hakimdi ki üç dilde de divan sahibi olacak kadar… Her üç dilde de oldukça güzel şiirler yazıyordu ama bunlar, o devirde onun geçim sıkıntısını aşmasına yetmedi.

Bir zaman geldi ki cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman, şairin yaşadığı şehir olan Bağdat’ı alınca (1434), şair de yine bir umut belirdi. Bu şöhretli padişaha ve onun maiyetindekilere kasideler sundu ve onların iltifatına mazhar oldu. Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyükleri de bu övgüden nasiplerini aldılar.

Padişaha şairin kimsesizliği, yoksulluğu anlatıldı. O da Bağdat’taki Osmanlı Vakıflarının ziyadesinden, yani vakfın zorunlu harcamalarından arta kalan paradan günlüğü 9 akçeye gelen bir maaş bağlattı. Fuzuli için bir umut ışığı doğmuştu ama sevinci kursağında kaldı. Devrin rüşvetçi memurları, Fuzuli’ye bu parayı ödemek için ondan rüşvet istediler. Şair, zaten fakir bir insan, üç kuruş maaşla geçinecek, rüşvet verecek parası var mı dersiniz, hiç sanmam. Olsa verir miydi? Açıkçası hiç böyle bir şeyi düşünemiyorum.

Fuzuli, günden güne daha da fakirleşti ve Hille’ye, Kerbela bölgesine göçtü, Hz. Hüseyin Türbesi’nin bekçiliğini yaparak geçinmeye çalıştı. Lakin, yine de cihan padişahının bu olaydan haberdar olmasını istedi. Kanunî`nin fermanlarına tuğra yapan Nişancıbaşı Celâlzâde Mustafa Çelebi’ye bir mektup yazdı. Bu mektup Türk Edebiyatındaki en önemli mektuplar arasındaki yerini aldı. Çünkü, sanatlı ifadelerle dolu bir eserdi. Özellikle mektubun başındaki “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar” ibaresi devlet dairelerindeki bozulmayı en veciz bir şekilde anlatması bakımından yıllar yılı söylendiği gibi maalesef günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Şairin Kanuni’den ilgi beklediği açıktır. Hatta şair, maaşının bağlanmasını arzu ettiği gibi İstanbul’a gelmeyi de istemektedir. Lakin bu beklentilerinin hiçbiri gerekli ilgiyi görmemiştir. O devirde salgın hastalıklar çoktur ve Kerbela’da bir salgın hastalık çıkmıştır. Veba ya da koleradan şairin öldüğü bilinmektedir.


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
200