TOKAT'TA CUMHURİYET'İN BİR AYDINLIK MEŞALESİ İLKOKUL ÖĞRETMENİM NEZİHE KİPER -1-


Bu makale 2019-11-26 19:23:49 eklenmiş ve 277 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

“Yurdumuz uçsuz bucaksız,

Gökte yıldız kadar köylerimiz var.

Ama uzak, ama harap, ama garipsi.

Alın benim gönlümden de o kadar.”

Cahit Külebi

“Orda bir köy var uzakta 

O köy bizim köyümüzdür”

A.Kutsi Tecer


Dese de yıllar öncesinden Türk Edebiyatı'nın iki büyük şairi, Cahit Külebi ve Ahmet Kutsi Tecer … Köylerimiz şimdi garip kaldı, o köyler bizim değil artık.“Taşımalı Eğitim “ adıyla oralardaki ilim meşaleleri sistemli bir şekilde söndürüldü, ışık veremeyen kandillere bırakıldı maalesef.

“Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder”  

Mustafa Kemal Atatürk

Bekliyoruz Başöğretmenim sabırla Milli Eğitimimiz ne zaman milli olacak, diye…

NEZİHE KİPER ÖĞRETMENİM

Adını ömrüm boyunca unutamayacağım dualarımdan eksik etmediğim Nezihe Kiper benim ilkokul öğretmenimdi. Bilgiyle yoğrulan, aydınlığı, insanları doğru yola götüren Hz. Peygamberimiz'i, güzel dinimizin çocuk yaşımıza göre bize yetecek kurallarını, Cumhuriyeti ve onun banisi Gazi Mustafa Kemali ondan öğrendim. Sevgiyi, saygıyı, merhameti onun denizler kadar tertemiz mavi yüreğinde bulduğum sönmeyen bir meşaleydi o.

Hepimiz ilk eğitimimizi ailemizden aldık ama bu eğitimle birlikte kişiliğimizi ilkokulda şekillendirmeye başladık. Evimiz Perviz Sokağı'nda olduğu için 1963 Eylülünde kaydolduğumuz İbn-i Kemal İlkokulu'na kolay gidip geldik ancak okuldan kaçıp el ele evin yolunu tuttuğumuz ilk gün hariç. Küçüktük henüz okula da yaşım mahkeme kararıyla büyültülerek almışlardı. Ben altı yaşımda ve bizde kalan yeğenim, benden 6 ay küçük Zeki henüz beş buçuk yaşında idi. Eve dönüşümüzde nedenini izah edemedik ki annem bizi tekrar okula götürerek bahçede “Yağ satarım bal satarım “ oyununu oynayan arkadaşların arasına katarak öğretmenimizin sıcak ellerine teslim etti.

Öğretmenimiz bir elinden beni diğer elinden Zeki'yi tuttu oyunun içine girdik. İşte ondan sonra da merhametli yüreğini ve ellerini hiç ayırmadı bizden.

Artık okulumuz evimizden sonra sığındığımız ikinci bir liman, öğretmenimiz Nezihe Hanım bizi adeta sarıp sarmalayan o kocaman yüreğinde bize de geniş yer ayıran ikinci annemiz oldu. 1963-1964 öğretim yılında başladığımız ilkokul hayatımız, beş yılımız nasıl geçti anlayamadık bile.

Hatıralar çok, bitmesini hiç istemediğimiz teneffüsler, ara sıra şehir kültür gezileri –ki bizde tarih sevgisinin başladığı Tokat'ın büyük tarihçisi Halis Cinlioğlu ile tarihi eserleri gezdirmesi-, piyesler, bir türlü içmeğe alışamadığım gizlice sınıf penceresinin kenarındaki saksılara döktüğüm süt tozundan yapılan sütler…

Milli bayramlara hazırlanma heyecanları, tören geçişinde doruğa ulaşan coşkular,  sene de birkaç defa Ali Sabri Sinemasına siyah beyaz film seyri için gidişler, filmin güzel sahnelerindeki kahramanları alkışlar, alkışlar… Bazen de bahar Bayramını kutlamak için yakın köylere –bunlardan biri de bugün de özel günlerde kullanılan Topçam Turizm'in  marka otobüsüyle Gökdere'ye (Cilgori) izinle gidişler…

Kış mevsiminde Behzat Irmağı'nın diğer tarafındaki Cumhuriyet İlkokulu öğrencileri ile hemen her teneffüs nöbetçi öğretmenlerin uyarılarına rağmen kartopu savaşları… En güzeli de yıllar geçtiği halde kurulan arkadaşlıklar. Şimdi söyleyebildiğimiz “eski dostlar “ şarkısında olduğu gibi bizi de avutan o yaşlarda kurduğumuz dostlukların en sevimlisi en küçüğü idi o yıllar...  

Başladığımız ilkokul hayatımız 1967-1968 öğretim yılında başarıyla noktalandı. Sadece ikisini kısaca anlatıp hocamızın hayatına geçelim. İlkokul dördüncü sınıfta hocamız İstiklal Marşını ve Mehmet Akif'le ilgili konuyu bir güzel anlattıktan sonra İstiklal Marşımızı hepimizin ezberlemesini istedi. İki gün içinde bütün sınıf verilen ödevi eksiksiz yapmıştı. Sırayla okumaya başladık, tabii her okuyuşun sonu arkadaşlarımızca alkışlanmaktı. Heyecanım dorukta nasıl okumuşum ki öğretmenim marşın bitiminde sandalyesinden kalktı, gözlerimden öptü ve:”Oğlum bu marşı hayatın boyunca böyle güzel oku” dedi.

O yıllarda ilkokul bitirme imtihanları öncesi okulda beşinci sınıflardan sınıf öğretmenlerince üçer başarılı öğrenci belirlenir, komisyon huzurunda yapılan imtihanla okul birincisi, ikincisi ve üçüncüsü seçilirdi. Okul birincisi bizim sınıftan Şahap İnmez (Kadın Hastalıkları Mütehassısı oldu), üçüncüsü de ben olmuştum. Haliyle dereceleri de bizim sınıf toplamış oluyordu. Birinciye kol saati bize de kitap hediye edilmişti.

Tabii annem de bu başarım karşısında kayıtsız kalmadı, beni – hâlâ özenle sakladığım-Tokat'ın en güzel mağazalarının vitrinini süsleyen mandolinlerden birini alarak mükâfatlandırdı.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250