VİCDANI KÖRELTEN SİYASET !


Bu makale 2019-12-12 19:58:50 eklenmiş ve 171 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE

Uygur diasporasının dünyaya yaptığı çağrısından, resmi rakamlara göre 1 milyon, gayri resmi rakamlara göre ise 3 milyonu aşkın Uygur Türk'ünün “terbiye kampları" adı altında hapse atıldığını,

"Kardeş aile projesi" adı altında Çin istihbarat elemanları, erkekleri hapse atılan Türk ailelerinin evlerine yerleştirilerek birlikte yaşamaya zorlandığını, 

Genç kızların, Çinli erkeklerle evlendirilmeye mecbur bırakıldığını,

Ramazan ayında ise iş daha da ileriye götürülerek soydaşlarımız gündüz vakti içki içmeye zorlandığını,

Doğu Türkistan ile dışarıdan irtibat kurmak, telefonla görüşmek imkânsız hale geldiğini, irtibat kuranların direkt hapse atıldığını,

Doğu Türkistan'da hiç kimsenin can ve mal güvenliği bulunmadığını,

Çin, Doğu Türkistanlıları tamamen yok etmek ve haritadan silmek istediğini,

Bu sebeplerden dolayı da Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Doğu Türkistan'a sahip çıkması gerektiğini,

Çin zulmünün durdurulması ve Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın can ve mal güvenliğinin uluslararası yasalara göre garanti altına alınması gerektiğini düşünen İYİ Parti grubu, Doğu Türkistan'da gerçekleşen bu olumsuz tablonun nedenlerinin detaylarıyla incelenmesi ve soydaşlarımızın gördüğü zulmün araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na bir araştırma önergesi vermişlerdi.

Bu önerge, TBMM'de AKP'nin red, MHP'nin ise çekimser oylarıyla reddedilmişti!

Hadi AKP'nin umursamazlığını anladık diyelim!

Ya Bahçeli'nin MHP'sine ne demeli?

Milliyetçiliğin ayaklar altına alındığı yerlere şirin gözükme çabasının ne ülkücülükle ne de milliyetçilikle alakası olmasa gerek.

Başka bir sebebi varsa da biz bilmiyoruz. 

Halbuki; 2009 yılında, Çin Devlet Başkanı'na Devlet Nişanı takılması konusunda kendisine yüklenen dönemin Başbakanı Erdoğan'a şöyle tepki gösteriyordu Sayın Bahçeli:

“Başbakan Erdoğan'ın parti kongrelerini, ucuz hamaset ve sahte milli irade kahramanlığı yaptığı ve muhalefete siyasi husumet ilan ettiği saldırı arenasına dönüştürdü. Türkiye'nin karşısındaki bütün sorun ve sıkıntıların başlıca kaynağı, nedeni ve sorumlusunun Başbakan Erdoğan ile temsil ettiği ilkesiz ve çürümüş siyaset anlayışıdır. Siyasi ahlak sorunu, yolsuzluk, yoksulluk, bölücülük, cepheleşme ve sosyal çözülme sorunlarının korkutucu boyutlara ulaşmasının temelinde bu ana sorun yatmaktadır. Başbakan Erdoğan için demokratik yollarla siyasi tasfiye süreci başladı. Yolun sonuna geldi. Başbakan Erdoğan'ın Türk adaleti önünde hesap vereceği günler yakındır. Gelecek endişesi ve hesap verme korkusuyla hezeyan içinde çırpınmasının nedeni budur. Doğu Türkistan konusunda söyleyecek fazla bir şeyi olmayan Başbakan, Cumhurbaşkanı'nca yabancı devlet adamlarına verilen nişanlar üzerinden ucuz polemik yapmaktadır. Bu konudaki merakını bu vesileyle gidermek ve kendisini aydınlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti'nin iki çeşit ve altı sınıfa ayrılan devlet madalyası ve nişanı bulunmaktadır. Bunlar Türkiye'ye resmi ziyaret vesilesiyle gelen yabancı devlet başkanlarına Cumhurbaşkanı tarafından verilmektedir. Bunların en önemlisi birinci sırada yer alan devlet şeref madalyasıdır ve bugüne kadar sekiz devlet başkanına verilmiştir. En son bu madalyayı alan Başbakan Erdoğan'ın teklifiyle Suudi Arabistan kralıdır. Bunun krala hangi nedenlerle verildiğinin o dönemde kamuoyunda tartışıldığı ve Başbakan'ın bunu açıklamakta güçlük çektiği hatırlanacaktır. ”

Şimdi Başbakan'a sormak isterim; Bir çok ülkenin yanı sıra Çin Cumhurbaşkanı'na da mutat uygulama çerçevesinde bu nişanın verilmesiyle, Başbakan'ın Uygur Türklerinin katledilmesi karşısında suskun kalması ve adeta Çin'den özür dilercesine ezik bir tutum içine girmesi arasında nasıl bir ilişki vardır? Başbakan sapla samanı karıştırmayı bırakmalı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ı olduğunu hiç olmazsa bu vesileyle hatırlamalıdır.

Türkiye'nin karşısındaki bütün sorunların başlıca kaynağı, nedeni ve sorumlusu Erdoğan ile temsil ettiği ilkesiz ve çürümüş siyaset anlayışıdır” 

Evet  dün böyle söylüyordu!

Dün Başbakan Erdoğan'na yönelik olarak söylediği:

“Uygur Türklerinin katledilmesi karşısında suskun kalması ve adeta Çin'den özür dilercesine ezik bir tutum içine girmesi” diye bir tutumu bugün kendisinin sergiliyor olmasının sebebi nedir?

Siyaset dediğin dün söylediğini bugün inkar etmek midir?

Sırf önerge İYİ Parti tarafından verildi diye böyle bir insanlık zulmüne çekimser davrandıysa eğer, bu, daha kötü!

AKP hiç değilse 2009'da ne diyorsa bugün de aynı şeyi söylemesi bakımından Bahçeli ve partisi MHP açısından daha tutarlı gözüküyor!

İşleri de zor biliyorum.

İktidar desen iktidar değil !

Muhalefet desen muhalefet değil!

Yarım asırlık Türk Milliyetçiliğinin siyasi organizasyonu olma iddiasındaki partiyi, iktidarın elini güçlendiren bir güç kaynağına dönüştürmek de Bahçeli'ye nasip oldu herhalde !

Dün, Erdoğan'ı suskun kalmakla suçlayıp, bugün aynı konuda çekimser olmanın başka bir izahı var mıdır? Bilemem.

“Biz ne bilek beğim böyükler bilir!” 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250