NİKSAR'DA SANDIKÇILIK (4) “Ceviz Çeyiz Sandığından Kilimli Hediyelik Sandığa”


Bu makale 2019-12-15 00:51:53 eklenmiş ve 490 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Cevizin Desenleri Çok Güzel Ve Canlı Oluyor

 

Cevat Erikli, Niye cevizden yapıyorduk? diye soruyor ve yine kendisi cevaplıyor. Çünkü çok güzel hareleri desenleri vardı. O ceviz kütüğü kesilip tahtalara ayrılıp işlendiğinde rengi koyulaşıyor ve öyle güzel desenler çıkıyordu ki. Hele bir de onu cilaladığında harika çok canlı hareleri oluyordu. Öyle güzel desenler oluyordu ki bazen insan şekli bazen de geyik, tavşan, yılan ve değişik hayvan şekilleri çıkıyordu. Tabii bir de ceviz tahtası aynı zamanda kolay işleniyor ve dayanıklı oluyordu.

 

Uğcular Vardı

 

Mehmet Yalçın, ceviz ağacının ticaretini anlatıyor. Ceviz ağacı genelde Kasım ayından Mart ayına kadar olan sürede kesilirdi. Çünkü meyveler dökülmüş olur ve o sırada da ağaç kuru yani su yürümemiş olurdu. Cevize su yürümesi Mart sonu Nisan başında başlardı. O tarihten sonra da zaten ceviz ağacı kesilmezdi. Bir de bu dönemde kesilen ceviz ağaçları kurtlanmazdı.

 

Keresteyi iki şekilde temin ederdik. Önceleri uğcular yokken bir bahçe sahibi mesela babamlara haber verirdi. Usta gel benim bir cevizim var, şuna bir bak. Babamlar gider cevize bakarlar, pazarlık yaparlardı. Anlaşırlarsa parasını öder ve o ceviz ağacını satın alır, keser getirirlerdi. Daha sonra ceviz kütüğünün hem mobilya hem de tüfek dipçiği için İtalya'ya ihracatı başlayınca o güzelim ceviz ağaçları peş peşe kesilmeye ve bu işin ticaretini yapan insanlar ortaya çıktı. Ceviz kerestesinin ticaretini yapan bu kişilere “Uğcu” deniyordu. Çam, kavak gibi diğer ağaçların alım satımını yapanlara ise “Keresteci” deniyordu. Uğcular, o yüz, yüzelli, ikiyüz yıllık ceviz ağaçlarını sahiplerinden alıyorlar, o ulu cevizlerin ana gövde ve kök kısımlarını İtalya'ya satmak için ayırıyor, büyük dalları ve işe yarar kısımları da bize satıyorlardı. İşte ceviz ağacının ikinci temin yolu da cevizi kerestesini işte bu uğculardan almaktı.

 

Kerestelerin Biçilmesi

 

Kemal Erikli, keresteyi Niksar'dan, Tokat'tan, bizim bu bölgeden alırdık. Bir veya ihtiyaca göre birkaç kamyon kereste alırdık her seferinde. Bir kamyon keresteden duruma göre 150-200 sandık çıkardı. Ceviz kütüğünü önce hızarhanelerde biçtiriyor ve tahtalar haline getiriyorduk. Tahtalarımız hızarhanede kalınlık 2,5 cm olarak biçilir, imalat aşamalarından sonra sandık olduğunda 1.8 cm'ye kadar düşerdi. Mesela hızarcı olarak Başçiftlik'ten gelme Ahmet Aymak vardı. Hızarhanesi Dereçay'da idi, tahtaları kalıp gibi çıkartırdı. Bir de Hasan Hüseyin Budak vardı, Ayvaz'dan olması lazım. O da çok güzel kereste biçerdi. Karacaörenli Yıldız kardeşler vardı. Tabii bunlar Dereçay'dakilerdi. Diğer mahallelerde de hızarhaneler vardı ve onlarda keresteleri biçerlerdi. 

 

Biçilen Tahtaların Kurutulması


Sandığın yapılacağı tahtaların kurumasının çok önemli olduğunu anlatıyor Turgut usta. 'Ceviz tahtası  dokuz canlıdır' diye söylerlerdi büyüklerimiz. Yani dokuz sene kurutursun onuncu sene yine canlanır tahta dönebilir. Yani ağacın damarlarının ölmesi gerekiyor. Ağacın damarları ölürse o tahta daha canlanmaz, dönmez yani eğilmez bükülmez. Cevizin güzel kuruması için hava şartları çok önemlidir. Niksar'ın iklimi cevizin kuruması için çok uygundu. Niksar'da kurutulan ağacın damarları ölüyordu. 

 

 

Biçilen ve tahta haline getirilen keresteler kurumak için serilmeden önce tavlanırdı. Bu işlem için içi su dolu büyük bir leğen kullanılır, bu leğen içinde kireç söndürülür ve bu karışım bir süpürge ile ceviz tahtaları üzerine serpilir, ıslatılır ve evin altına yatırılırdı. Bir ay üzerini kapatırdık ve o şekilde kararmasını beklerdik. O tahtalar yanar, rengi koyulaşırdı. Tabii bu tahtalar tavlanırken bazen birbirine yapışırdı. Daha sonra biz iskarpela ile onları birbirinden ayırdık. Üç dört ay sonra o keresteyi o kapalı yerden alır, güneşe serer ve bu sefer tam kuruturduk. Tabii bu kurutma işlemi ızgaralar üzerinde olurdu. Hem alttan hem üstten her tarafından rüzgâr geçer ve daha iyi kururdu. O tahtalar günde birkaç defa çevrilir ve her tarafının eşit kuruması sağlanırdı. Bu işlem bir aydan fazla sürerdi. Bu işin püf noktası olan tavlama işi hem ceviz tahtalarının kararıp renklenmesini ve desenlerinin ortaya çıkmasını sağlar hem de tahtayı yumuşatır ve kolay işlenmesini sağlardı. 

 

Kemal İbiş, bu meşakkatli işi espriyle anlatıyor; Yine tahta kurutma aşamasında havanın yağmura dönmesi üzerine babam Temel İbiş, Bak oğlum yağmuru görüyor musun dedi.  Görüyorum baba dedim, ama o kerestelere hizmet ettiğim kadar sana hizmet edemedim de ona yanıyorum dedim. Vallahi bak bu hiç aklımdan çıkmıyor. Yani bu sandığın tahtasına kerestesine bakacaksın, başka türlü olmuyor. Eğer bakmazsan var ya gördüğün o güzelim kereste hiçbir işe yaramıyor abi, kaldır at. Sen ona hizmet edeceksin o da sana iş olacak, ekmeğini yiyeceksin. Eğer bakmazsan ilgilenmezsen zararını görüyorsun, nasıl görmezsin o tahtalar kavruluyor dönüyor bir işe yaramıyor. Ondan sonra külliyen zarar ediyorsun.

 

Püf Noktaları

 

Cevat usta bu işlemleri bakın nasıl anlatıyor. Ceviz tahtasının hızarhaneden sandığın çakılma aşamasına gelene kadar o kadar çok işlem var ki bir ana evladına ancak o kadar bakabilir, o kadar ihtimam gösterebilir. O tahtaların kurutulması sırasında sürekli çevireceksiniz. Sabah, öğle, ikindi, akşam sürekli çevrilecek. Tahtayı kuruturken kılıçlamalığına koyacaksın. Geniş tarafını güneşe gösterirsen o tahtayı mahvedersin, o tahta kavrulur gider.

 

Kemal usta ise hocam biz tahtayı hızarhaneden getirince üstünü kapatıp sarıp sarmalayıp evin altında bekletiyorduk. Mesela hızarhaneden geldikten sonra tahtanın üzerindeki o ince talaşı kesinlikle dökmeyiz. Çünkü o ince talaş o tahtayı pişiriyor, yakıyor yani tavlıyordu. Kerestenin rengi koyulaşıyor siyah hale geliyor, renkleri hareleri o kadar güzel görünüyordu. 

 

Turgut usta da tahtayı kurutmanın o zamanını iki üç ayı geçirmeyeceksin. Bir de o zamanını geçirdiğinde yani çok daha fazla beklediğinde siyahlaşan tahta tekrar beyazlaşmaya başlıyor. Bu işi yani sandık işini daha sonra Erbaa, Merzifon, Çarşamba'da yapmaya başladılar. Biz hepsini gittik gördük ama onların malzemeleri kaliteli olmadığı için o püf noktalarını bilmiyorlardı ve başarılı olamadılar.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250