NİKSAR'DA SANDIKÇILIK (5) “Ceviz Çeyiz Sandığından Kilimli Hediyelik Sandığa”


Bu makale 2019-12-18 20:27:00 eklenmiş ve 429 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Atölyedeki İşler


Kasa ve Kapağın Yapılışı

 

Turgut usta, atölyede yapılan işleri anlatmaya başlıyor. Ondan sonra atölyedeki işler başlardı. Tabii biz başlangıçta ağaç tezgâhlarda el emeği ile yapıyorduk sandıkları, cereyanda çalışan tezgâhlarımız yoktu. Önce o tahtaları el hızarı ile ölçülerine göre keser, el planyası ile kıyılardık. Tahtaları yapıştırmada kullandığımız tutkalı da hazır almaz kendimiz hazırlardık. Önceden pul pul plaka tutkallar vardı. Sonradan boncuk tutkallar geldi. Onu bir kap içindeki suya koyar ve tüpün üzerinde kaynatır kaynatırken de bir çomakla sürekli karıştırırdık. Hazırladığımız bu tutkalla ölçüsüne göre hazırlanmış olan tahtaları yapıştırmadan önce tahtaların desenlerinin ve renklerinin birbirine uymasına çok dikkat ederdik. Tahtanın yüzüne rendeyi çalardık, renkleri birbirine uyuyorsa desenler birbirine uyuyorsa onları birbirine eklerdik. Yani tahtaları uyumlu hale getirip uçlarını denkleştirdikten sonra yapıştırır ve kurumaya bırakırdık. Zaten kısa sürede yapışırdı ve tam yapıştıktan sonra da çekiçle vursan ayrılmazdı. Daha sonra mastar tutardık doğru mu eğri mi diye. Hatalılarını doğrultup düzeltmek çok uğraştırırdı bizi. Bir de her mesleğin olduğu gibi bizim mesleğin de püf noktaları var. Mesela biz ahşabın ne tarafa çalışacağını yapmadan önce tahmin edebiliyoruz, sağa mı döneceğini sola mı döneceğinin hesabını yapabiliyor, ona göre alıştırıyoruz.

 

Bu tahtalar ölçülerine göre kesilip, yapıştırılıp, birleştirildikten sonra çatım aşamasına geçilir yani sandık kasası oluşturulurdu. Kasayı oluştururken kırlangıç birleştirme vardı, elle yapılıyordu. Şimdi artık o birleştirmeler makine ile yapılıyor. Daha önceden hazırlanan kalıplara göre kıl testere ile kesilip şekil verilen 10cm yüksekliğindeki ayaklar da sandığın altına yapıştırılarak monte edilirdi. 

 

Aksesuarlar, Gizli Gözler, Özel siparişler

 

Mahmut usta, özel istekleri de yerine getirdiklerini söylüyor. Sandıklar genelde aynı yapılırdı ama isteğe göre sandığın altına çekmece yapılır, içine altınların vesairenin saklanması için değişik gizli gözler yapılırdı. Sandığın kapağını açtığın zaman sağ tarafta genelde bir göz olurdu boydan boya, onun altında yukarıdan karşıdan görünmeyen ikinci bir göz daha olur. Yine tabanda iki kat olur ve orası gizli bölme olarak kullanılırdı. Bu gizli bölmeler de yapıldıktan sonra bir aylık bekleme süresi vardı. Bu beklemenin sebebi eğer tahta oynama yapacaksa bu arada yapsın daha sonra bizi uğraştırmasındır. Yine daha önceden ufak tefek hataları kapatmak için yapılan macunların çökmesiyle tekrar macunlar yapılır yani son hatalarda giderilir ve sandık son şeklini alır. Tabii bu da bu işin püf noktalarından. Çünkü o bekleme süresince ortaya çıkan hataları tekrar görüyorsunuz ve onları tamamlıyorsunuz. Yaklaşık bir ay süren bu bekleme süresinden sonra artık kapağın alıştırmasına sıra geliyor. 

 

Kapak Alıştırma

 

Turgut usta, sandığı kasasını oluşturup kapağı da yaptıktan sonra menteşeleri takardık diyor. Daha sonra sıra kapağı alıştırmaya gelirdi. Kasayı oluşturup kapağı yaptıktan sonra menteşeli o kapağın alışması lazım yani kapak kapatıldığı zaman aradan ışık sızmayacak. Kapağı alıştırmak için güzelce bileylediğimiz el planyası ile içe gelen tarafını yatık yapardık. O biraz da işe baygın olur ve daha güzel yapışırdı. Kapağı alıştırdıktan sonra tarakları yapardık. Sandıkta en zoru kapak alıştırmadır. Eğer kapağı tam alıştırabiliyorsanız, kapağı alıştırıp su sızmaz yapıyorsanız usta olmuşsunuz demektir. Hem kasaya hem de kapağa el matkabı ile delikleri deldikten sonra kapaktaki deliklere dişleri takardık. Kapağa takılan bu dişler kasadaki deliğe girerdi. Daha sonra da kilit yeri ve anahtar deliği açılır ve sandık ana hatları ile biterdi. 

 

Sandık Ölçüleri

 

Mesela bir sandığın ölçüleri 80-90 ve 100'lük olurdu.  Bu işin standardı 90'lık sandık idi. 90'lık sandık deyince 90-45-45 anlaşılırdı. Boy 90, genişlik ve yükseklik 45'er cm. olurdu. Tabii bu ölçüler özel sipariş olduğunda isteğe göre değişirdi. Mesela Sivas bir metrelik(100-50-50cm) sandık isterdi.

 

Macun ve Cilalama

 

Kemal İbiş usta, sandık ana hatları ile bittikten sonra sıranın macunlama ve cilalamaya geldiğini söylüyor. İşte çivi delikleri, ufak tefek hatalar varsa bunlar macunla kapatılırdı. Macun da zaten ceviz tahtasının ince talaşı ile tutkalın karışımından oluşurdu ve bu şekilde o yapılan macunla o hatalar kusurlar kapatılırdı. Sürülen o macun bir gün bekler, kuruduktan sonra sistre ile fazlalıkları alınır ve düz bir zemin ortaya çıkardı. Ondan sonra perdah işi başlardı. Bizim perdah olayımızda el sistrelerimiz vardı. Sadece ağacı yontarak perdah yapıyorduk yani hiç toz çıkmıyordu. Perdah güzel olursa cilamız da güzel ve hatasız olurdu. Çünkü Gomalak cilası çok ince hata kabul etmiyor, perdah çok güzel yapılması gerekiyor. Perdah'te kullandığımız aletleri yani sistreleri yine kendimiz yaptırdık. Lamadan yapıyorduk onları, bunların ağzı bozuk olursa tahtamızı çizerdi. Cam kırıkları nasıl çiziyorsa onlarda tahtamızı öyle çizer. Onun için bilenmesi çok güzel olacak, kılav(Çapak) ağzından düşmüş olacak yoksa kılav sandığımızı çizer. Bütün emek boşa gider. Kılav sistrenin bıçağın üzerindeki çapak oluyor. Sistre eğe ile bilendikten sonra  inceyağ taşında o kılavın çapağın düşmesi gerekiyor. O kulağın düştüğünü nasıl anlıyoruz. O biley taşının üzerine parlak bir ince şerit halinde düşüyor yani. Ha bunu yapmazsanız bu sandığın perdahı bir saat süreceğini iki üç saat sürüyor. Daha sonraları ince zımpara vurmaya başladık, sandığın her tarafını zımparalardık. Ondan sonra sıra cila vurmaya gelirdi. Domalika (Gomalak) cila vardı eskiden, şimdi vernikle yapıyorlar. O gomalağı bir hayvanın dışkısından yapıyorlarmış. Cilanın hammaddesi idi ve pul biberin açık tonunda, ince zar kalınlığında pul biberden biraz daha büyükçeydi. Pul pul olurdu, altın gibi parlardı. Sarı rengi turuncu renge döner fakat kendisi renk vermez, uygulandığı malzemenin rengini alır. Biz bir de ne yapardık bazen ihtiyaç olduğunda boya katardık. Mesela sandığımızın tahtası çok açık renklidir, ne bileyim müşteri benim sandığım biraz daha kırmızıya çalsın veya kahverengiye dönsün der biz de isteğe göre cilayı renklendirirdik. 0.25, 0.15 paket boyalarımız vardı. Beş gram, on gram boyalar. 0.24 siyahtır, işte kahve tonlarımız vardı kırmızı, vişne çürüğü renklerimiz vardı. Onu biz kendimiz ayarlardık. Boya atılması gerekiyorsa veya müşteri tarafından isteniyorsa boya atardık.

 

 

Kadınlarımızın Hakkını Yememek Lazım

 

Kemal Erikli usta, sandığın cilalanmasını anlatmaya başlıyor. Domalika (Gomalak)'ı ispirto ile karıştırır, çalkalar ve gomalak cilamızı hazırlardık. Cilaya başlamadan önce sandığı bir güzel yağlardık. Daha sonra aynı işi yapıyor dediler ve yağın yerine mazot kullanmaya başladık. Sandığı yağladıktan veya mazotladıktan sonra cilaya başlardık. Bu aşamadaki dolgu malzememiz de ponza taşı idi. Ponza taşını alır birbirine sürterek onun tozunu bu yağlı bölgeye akıtır ve onu keçeyle güzelce sandığa yedirirdik. Yani bu dolgu verniği görevini görüyordu aslında. Peşinden cila işlemine geçilirdi. Yalnız burada bir şey söyleyeyim haklarını yemeyelim. Biz de bu işleri genelde bayanlar yapardı. Yani yağlama, ponza taşı ile dolgulama ve cila işlerini genelde evlerimizde bayanlar yapardı, onları da hakkını yememek lazım. Portakal büyüklüğünde bir  bez topumuz vardı. O bez topumuzu hazırladığımız cilaya batırır ve o cilayı yedire yedire bir güzel sandığı cilalardık. Dairesel hareketlerle sürekli o bez top sandığın üzerinde gezdirilir, o cilayı o sandığa güzelce yedirdik. Hababam sür, sür babam sür. Bu işlemi defalarca tekrarlardık. İşin püf noktası cilada bitiyordu. Perdahı güzel yapamazsam o hataları da cila ile kapatabiliyordum. İşin ustalığıyla cila faslındaydı. O ana kadar yapılan tüm işi gösteren cila idi. Mesela keçe topu ile dairesel hareketlerle cilayı sürerken keçeyi sürdüğün yere hemen tekrar sürmeyeceksin keçeyi. Oranın kuruması lazım, zaten sen cila yaparken görüyorsun onu. Çok kısa sürede kurur zaten o ve ancak kuruduktan sonra aynı yerden tekrar geçersin. Zaten o kuruma süresi bir dakika ya sürer ya sürmez. Bir de dairesel hareketleri yaparken hiç durmayacaksın, durursan işin kötü. Ve çok hızlı hareket edeceksin. Hem de spor yapmış olacaksın. 

 

Cevat usta, ciladaki sorunlardan bahsediyor. Domalika (Gomalak) cilasını hazırlarken başımıza şu da geliyordu mesela; ispirtoyu alıyorduk, Domalikayı eritiyorduk, cilaya başlıyorduk. Hava sıcak ise cila güzel olurdu. Soğuk ise yapılmazdı çünkü soğukta cila pek iyi olmazdı, dolayısıyla cila yapılmazdı. Bir ara cilada sorunlar çıkmaya başlamıştı. Cilaya başlıyorduk burayı yapıyor öbür tarafa geçiyorduk, burası kabarıyor kalkıyordu. Bir türlü cilayı tutturamıyorduk daha sonra öğrendik neden böyle olduğunu. Meğer ispirtoya su katıyorlarmış, ispirto sulu olduğu için zemine yapışmıyor ve kabarıyormuş. Bunu da sonradan öğrendik. Tabii bu piyasadan aldığımız ucuz ispirtoda oluyordu. Yoksa Tekel'den alınan ispirto saf ispirto olduğu için onda bu hata olmuyordu. Sulu ispirto sadece cilayı değil perdahlanmış sandığı da kötü ediyordu. O tahtayı kabartıp bırakıyor, bize çok zararı oluyordu. Sandığı yeniden tesviye yapıyordun yani perdahlıyordun. Hem zaman kaybı, hem iş gücü kaybı, hem de emek kaybı oluyordu. Eğer süsleme yapılmayacaksa cilalama işleminden sonra artık sandık satışa ve kullanmaya hazırdır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250