NİKSAR'DA SANDIKÇILIK (6) “Ceviz Çeyiz Sandığından Kilimli Hediyelik Sandığa”


Bu makale 2019-12-28 20:54:09 eklenmiş ve 452 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Süslemeler

 

Turgut usta, süslemelerle ilgili eski ve yeniyi karşılaştırıyor. Önceden sade sandık yaparken daha sonra boyamalar, oymalı, kabartmalı, plastik kabartma yerleştirmeleri gibi değişik değişik ilaveler ve süslemeler yapılırdı. Günümüzde gördüğünüz gibi çok güzel oymalı, kabartmalı desenleri işlenmiş çok güzel sandıklar yapılıyor. Eskiden işin içinde makine olmadığı için her usta kendi sanatını konuşturuyor ve süslemelerini yapıyordu. Tabii çok değişik değişik desenli güzel sandıklar ortaya çıkıyordu. El becerisi iyi olan usta tabii ki daha kaliteli ve güzel sandıklar yapıyordu.

 

Kemal İbiş usta, bizim emmioğlu Necati İbiş'in yapmış olduğu kapak süslemelerini kimse yapamaz. Bu kapağın ön yüzünde öyle güzel desenler yapar ki, yapraklar çiçekler dökerdi ki buraya vallahi yemin ediyorum hiç bir usta yapamazdı onun yaptığını. Hocam önce siyaha boyar onun üzerine işlerdi desenleri kuşları harika olurdu. 

 

Mahmut (Arpacı) eniştem ve emmioğlu Mehmet İbiş sandık süsleme konusunda en iyilerdir, bir numaradırlar. Atatürk'ün Samsun'daki heykelini sandığın üzerine o kadar güzel işlemişlerdi ki, bu siparişi yetiştirmekte çok zorlandılar, Atatürklü sandık çok rağbet görmüştü. 

 

Mahmut Arpacı, süsleme işine nasıl başladıklarını anlatıyor. Önceleri süslemeleri boya ile yapıyorduk. Kapağının ön ve yan kısımlarını ciladan önce aynı cila yapar gibi bez boya topumuzla önce siyah boya ile boyuyorduk, simsiyah oluyordu. Onu ilk defa kayınço Mehmet ile ben yapmaya başladım. O zaman kayınpederin orada çalışıyordum, böyle yaparsak böyle olur dedik. Testere eğeleri var, ucunu güzelcene eğerdik ve onu kalem gibi kullanırdık. Onunla o siyah boya üzerine kazıyarak çiçekler, desenler, şekiller, her şeyi istediğimiz gibi rahatlıkla yapardık. Yani siyah zemini kazıdığımız zaman alttan sandığın normal renginde çiçekler, desenler, şekiller çıkıyordu ve çok güzel görünüyordu. Biz o süslemelerden çok yaptık. Ama daha sonra hazır plastik çiçekler, desenler çıktı. Samsun'dan gidip getiriyorlardı. Yine filato diye bir şey çıktı, süslü güzel bir şeydi o. Birkaç santim genişliğinde, şerit şeklinde idi, onu sandığın yüzüne işlerdik. Müşteriler aman filatolu yap, filatolu olsun derlerdi. Filato işi aslında kakma denilen bir sanattı. Yüzeyi süsleme amacı ile kullanılan tek ya da çok renkli dar, şerit gibi uzun ahşaptan yapılma bir süsleme gereci idi. Bufilato İstanbul'dan gelirdi. Biz sandık üzerinde önce onun yerini açar ve o filatoları açılan bu yerlere yerleştirir tutkal ile yapıştırırdık. Daha sonra zımparalar, yağlar ve cilalardık.

 

Bu süslemeler de bir de benim yaptığım özel bir süsleme vardı ve tamamen bizim bölgemizden kaynaklanıyordu. Şimdi Tokat'a sandık veriyorum. Bir gün sandık parası almaya gittim, Niksar'a dönüşte çocuklara bir Tokat çöreği alayım dedim ve aldım. Üzerindeki süsler yıldızlar, geometrik şekiller dikkatimi çekti. Eve geldim, aşağıda hazır yapılmış çatılmış bir sandığım vardı. Oraya indim, ben bu çöreğin resmini buraya çıkaracağım dedim. Tokat çöreğini karşıma koydum, kalemle ve iskarpela ile çizdim. Dış dairesini de tencere kapağı ile çizdim, o şekilleri oraya yerleştirdim, iskarpela ile oyarak sandığa işledim. 

 

Bu sandığı Yıldızeli'li Ali emmi vardı. Kör Ali, iri yarı bir adamdı. O gördü istedi. Ali emmi, bu öbürlerinin iki katı fiyata, buna çok uğraştım. Sadece süsüne bir gece sabaha kadar uğraştım. Bu da senin için dediğimde hiç ikiletmedi, kabul etti ve diğer sandıklarla beraber onu da aldı. Artin ile Nazar, Tokat'ın yerli Ermeni esnaflarındandı. Benden sandık alır mağazalarında satarlardı. Bana çok sipariş verdiler. İşte Nazarla Artin de Ali emmi de görmüşler sandığı. Ali emmiden adresimi almışlar, onlar da hemen ertesi gün damladılar, buraya geldiler. Mahmut Usta dedi Kör Ali'ye sandığı sen mi verdin dedi. Ben de evet ben verdim dedim, önceden de tanıyordum zaten. On sandık yapacaksın bana dedi. Yaptım teslim ettim. Daha sonra 20 sandık daha yapacaksın dedi. Onları da yaptım aldım götürdüm, dükkânda teslim ettim, karnımızı doyurdu. Şu karşıyı görüyor musun dedi. Bizim mahalle orası dedi. Sana bir şey teklif edeceğim dedi Artin Ağa, seni dükkâna ortak edelim, biz abimle beraber ev yaptırdık, bu evi de sana vereyim. Kabul et, seni buraya alalım. İşi burada yap seni, çocuklarını iş sahibi edelim dedi. Hatuna sormam lazım dedim. Hatun dedim mesele böyle böyle, hanım itiraz etti. Benim annem babam kardeşlerim burada dedi. Bütün akrabaların burada, ben orada kiminle konuşacağım, kimin yanına giderim dedi. Tamam tamam anlaşıldı Hatun dedim. Gidemedik yani adam o evi bana veriyordu, atölyeyi veriyordu. Sanatımız sayesinde Tokat'lı olacaktık ama olmadı, hanım razı olmadı. Onlara daha sonra çok sandık sattım.


Bir TIR Dolusu Tüfek Dipçiği

 

Bir de sandık değil ama dipçik anısını anlatıyor Mahmut Usta; Gelelim tüfek dipçiğine, ceviz ağaçlarının köklerinde çok daha güzel desenler olur, toprağın üzerinde yarım metre ve aşağı kök kısmı alınır. O köklerden öyle güzel hareler çıkar ki onlar genelde tüfek dipçiğinde kullanılır. SETA'da, Selahattin Boynudelik'in orada çalışıyorum. Bir gün Suat Bey beni çağırdı. Mahmut Usta dedi, İtalya'ya bir tır tüfek dipçiği yapacağız, birinci sınıf olacak dedi. İki tane hediye tüfek verecekler oradan süperpoze, biri senin dedi. Beni meraklandırdı. O heyecanla ve istekle o şablonu takardım, onları öyle bir çevirirdim ki bir ay içinde bir tır dipçiklik hazırladım. Onu da böyle sıradan ceviz değil, kök tahtaları 6 santime 6 santimden çevirdim. Onun birinci sınıfı, ikinci sınıfı vardı. Birinci sınıfı direkt ayırırdım. Orada bir kişi tüpte mum kaynatırdım. Dipçiği çevirdikten sonra bir tek oyması kalırdı. Taslak olarak çıkartırdım onun başlarını muma koyardık. O mum o dipçiği korur ve çatlamasını engellerdi. Kesinlikle çatlamazdı, yaş da olsa çatlamazdı ama ne tüfek geldi ne bir şey. Suat bey bana bir tır dipçikliği öyle çevirtmişti tüfek heyecanı ile ama tüfek de gelmedi. 

 

Pazarlama

 

Turgut Kaplan, sandıkların pazarlanması iki şekilde oluyordu. Birincisi perakende olarak hafta günleri Pazar yerinde Sandıkçılar Pazarı'nda diğer adıyla Sandıkçılar Yokuşu'nda satılırdı. İkinci olarak da civar il ve ilçelerden gelen mobilyacı ve tüccarlara toptan verilirdi.

 

Cevat Erikli, o dönemde toptan sandık verdiğimiz yerler Tokat, Amasya, Çorum, Sivas, Erzincan, Ordu, Giresun Trabzon, Erzurum ve ilçeleri idi. Tabii buralarda da sandık yapanlar var idi ama bizimki gibi cevizden ve kaliteli olmuyordu onların ki. Dolayısıyla bu bölgelerden devamlı gelir ve bizden toptan sandık alır kamyona yükler ve götürürlerdi.

 

Kemal İbiş, Ben sadece Erzincan'a her ay bir sandık kamyon sandık gönderirdim. O zaman iş vardı, sandık denildiği zaman da Niksar bilinirdi. Müşteri geldiği zaman hiçbir zaman sıkıntı çekmezdim. Sen de olmasa arkadaşında olurdu tamamlardık. Yani bir sıkıntı çekmez, hemen talebi karşılardık. Erzincan'dan Mehmet Ciminli, Hüseyin Çetiner, Remzi İnce. Bunlar hep Erzincan'dan gelirler, sandıklarını alır giderlerdi.

 

Kemal İbiş, benim amcam vardı Necati'nin babası Mehmet İbiş, ayağı aksardı yürürken. Vallahi yemin ediyorum bizim sandıkçılar içinde ondan fazla satan yoktu. O hafta gününde en az yirmi sandık satardı. Öyle şanslıydı ki dört ayak üstüne düşerdi. O gelen müşteriyi gözünden tanırdı, sandık alacak diye hemen müdahale eder, hemen onu kendine çekerdi. Bizde üç beş sandık,  Cevat ustam beş sandık, Turgut usta iki sandık  satardı ama Mehmet amcam en az on beş yirmi sandık satardı. Bak dinle hocam Necati İbiş'in lafı hiç aklımdan gitmiyor. Bir sandığa bir çuval un, bir çuval şeker, haftalık eksiğimizi de sebzesiydi, meyvesiydi vesairesiydi alırdık sandık parasına üstüne de o haftaki harçlığımız cebimizde kalırdı. Sandığın değerini düşünün derdi. Turgut usta şu sandık 500 diğeri 550 lira, ne alacaksın bu paraya o saydıklarımı alabilir misin yok.

 

Sandıkçılık Neden Bitti


Turgut Kaplan, haftada on üç, on beş ton ceviz kütüğü tüketiliyordu o zaman, şimdi yarısına bile yaklaşamıyoruz. 1980'li yıllarda yirmi yirmi beş sandıkçı vardı Niksar'da, şimdi kaç tane var? Birkaç kişi kaldı. Büyüklerimiz o meslek, o sanat sayesinde evlerini yaptı, arabanı aldı, çocuklarını okuttu ama o zaman iş vardı. Yani her taraftan sandık için Niksar'a geliyorlardı.

 

Şimdi suntadan yapıyorlar, kavaktan yapıyorlar, değişik şekillerde yapıyorlar. Üzerini polyesterle kaplıyorlar altında ne olduğu belli değil,  maliyeti düşüyorlar. Onların satış fiyatı bizim maliyetimizin fiyatı. Yani bizim ceviz sandıklar çok pahalıya geliyor fakat yine de az da olsa bu işin meraklıları isteklileri özellikle ceviz sandık istiyorlar ve bizde o talebi karşılamaya çalışıyoruz. Mesela Maraş'ta da yapılıyor ve onlar oyma sandığı çok güzel yaparlar, iyi yaparlar ama kerestesini yapamazlar. Ceviz kullanmazlar çok değişik ağaçlar kullanırlar. Cevizden yaptığınız zaman o cevizin desenleri hareleri o sandığı ayrı bir hava verir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250