DÜNE TAKILMAK!


Bu makale 2020-07-28 01:27:33 eklenmiş ve 395 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE

Farklı olabilmek

Kimden?

Elbetteki emsallerinden.

Herkesin bir geçmişi, bir dünü var.

Mesele, dün'e takılıp kalmamak ya da dünün yumurta kefesini sırtında taşımamak.

Yük olduğundan, değer vermediğinden değil! 

Ya da geçmişinden kurtulmak değil mesele.

Mesele, kişinin kendini de güncelleştirebilmesi olmalı.

Dünün endişeleri, dünün kaygıları, dün dediğimiz geçmişin kayıtları bilinecek elbette. Kıymet de verilecek.

Lakin olduğu gibi bugüne taşımanın, bugünün de yarın geçmiş olacağını unutmamak!

Problem dünün ama biz o günde de değiliz, o yaşta da.

Bugün, dünün eski defterleriyle meşgul olurken, bugünümüzün yarına eski defter  olacağını bilerek yaşamak.

Her ne yapıyorsak.

Bugünü ve yarını düşünmek olmalı işimiz dünü de bilerek ve hakkını teslim ederek.

Öncelikler olmalı değil mi?

Ve önceliklerini tarihin sayfalarına gömülerek gözardı etmemeli insan!

Ve derdi bugün olmalı insanın ki yarın o eski defter olacak zira.

Her insanın özlediği ya da unutmak istediği günleri olmuştur.

Bugün seyrini değiştiremeyeceği.

Olmuştur. Bitmiştir. Gitmiştir. Biliriz ama değiştiremeyiz.

Ve olduğu gibi kabullenişten başka bir şey düşmez hissemize.

Yarının dünü olacağını bilmeli bugünü yaşarken.

Toplum da bizim gibi. Neticede toplum dediğimizde bir arada olmamız değil mi?

Yani toplumun da öncelikleri olmalı.

Bugüne dair ya da yarınını şekillendirecek problemleri.

Bugünün bir dili, üslubu olmalı.

Hayat tarzı dediğimiz bugünü yansıtmalı değil mi?

Ve iletişim.

Bakın “Zeki Müren de bizi görecek mi ?” den adam akıllı cep telefonlarına geldik.

Hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor.

İnsanların ve toplumun, bugünü sorgulamasından korkanlar, hep dünü tartıştırırlar ya da gündemde tutmaya çalışırlar.

Ve gündemi dün ile meşgul ederken bugünün üstü örtülür ve çok geçmeden bugün de dün olur gider.

Bunu hayat tarzı haline getirenler, ihtiyaç duydukça yine önümüze getireceklerdir. Bugün dün ile avuttukları gibi. 

Hani dönem dizileri vardır ya aynen onlar gibi. Ne zaman yayınlayacağına onlar karar verir. Ve yapımcı kendileri olduğu için senaryoyu kendileri yazarlar.

Bize düşen oturup izlemektir.

Düğmesi de yoktur ki !Kapatamazsınız. Toplumun gözü önünde çekilmektedir zira.

Seyrederiz.

Her türlü sıkıntımızı unuturuz. Oynanan oyunun sihirine kapılırız.

Sonraki bölümde neyle karşılaşılacağı beklenerek bugünler dün olur ve gelecek kuşakların eski defterleri olur.

Tarih tekerrür eder !

Peki ya ibret ? 

 

Emsallerinden farklı olarak sırtında "dün"ün yumurta kefelerini taşımıyor, dünün kavgaları, hesaplaşmaları, dünün sorunları hatta dünün arzuları uyarınca şekillenmiş yaklaşım içinde değil. Bugünü "eski defterler" içinde kaybolarak heba edip de, yarına siyasi miras olarak yeni "eski defterler" bırakmak istemiyor. Dolayısıyla, hani "babaanne"liğini de vurguluyor ya arada, ona rağmen bir "dönem dizisi" izliyor gibi hissetmiyorsunuz anlattıklarını dinlerken kendinizi. 

Kıymet veriyor olmakla birlikte "ecdat", "emanet" siyaseti yapmıyor; asli sorumluluğunun çağdaşlarına, çağının insanlarına ve yarına; torunlarına karşı olduğunu görebilen, hamaset ile ütopyalar arasında savrulmak yerine sırtını "rasyonalite"ye dayamayı tercih ediyor. 

Verdiği fotoğraf bu yönde.

Bugünün toplumsal öncelikleri, bugünün meseleleri, bugünün dili, bugünün üslubu, bugünün yaşam tarzı, iletişim biçimi, bugünün insan ilişkileri; belli ki, yapılacak ilk seçimde bunlar üzerine inşa edilmiş bir "imaj"la çıkacak İYİ Parti seçmenin karşısına; en azından ben böyle algıladım Akşener'in vurgularını.

***

Yüksek siyasetle dert ortağı olmayan kendine ait buhranları, bunalımları, çıkmazları bulunan sıradan insanların siyasetten hep beklediği ama "Godot" gibi bir türlü gelmeyen bir tarz bu Türk siyasetine…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 5 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250