ANKARA'DA İLK METEOROLOJİ MEMURLARINDAN TOKATLI BİR HANIMEFENDİ ŞAZİYE PAZARLI VE NAHİYELER VARDI BİR ZAMAN (2)


Bu makale 2020-08-13 19:46:09 eklenmiş ve 431 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

Geçmişe yolculuk sürecinde Yusuf Pazarlı özeli konu olduğunda şu bilgiler ortaya döküldü

 

“Babam 1936 yılında daha önce Tokat'ta görev yapan Hüseyin Abdullah Alpdoğan Paşa'nın teklifi üzerine Elazığ'a giderek 4. Umumi Müfettişliğinde sivil memur olarak memuriyet hayatına başlamıştır. 1948 yılında müfettişlikler lağvedilince bir müddet işsiz kalmış. 

 

Nahiye Müdürlüğü için başvurusu kabul görmüş. O dönemde nahiye müdürlüğü oldukça önemli bir görev, oranın en büyük mülki amiri. Yetkililer seni Hakkâri'ye verelim demişler ancak” çok uzak mümkünse memleketime yakın olsun” deyince 1948 yılında Sivas Kangal Yellice Nahiye müdürlüğüne atamışlar. Bir yıl sonra buradan Sivas/Hafik İpsile (Doğanşar) Nahiyesine sonrasında 1950 yılında Amasya/Taşova Tekke Nahiyesine tayin edilmiş. Bir yıl sonrasında da 1951 'de Almus Nahiye Müdürlüğünde görev yapmıştır. 

 

 

O günün koşullarında köylerin yol yapımları imece usulü ile yapılıyormuş. Almus'ta nahiye müdürü iken yol yapımında köylüler bizi zorla çalıştırıyor diye şikâyet etmişler; iki aya yakın Tokat Hapishanesi'nde hapis yatmış. (Vali Bekir Suphi Aktan 1950-1953 dönemi)

 

Hapisten çıkınca Tokat Valiliği, uygun olmaz diyerek eski görev yerine göndermeyip il merkezinde köylerin su probleminin çözümü için görev vermiş. İki yıl (1951-1953) bu görevde kalmış. Yetmişe yakın köyün su problemini gidermeyi başarmış. Sonraki yıllarda

 

Yozgat /Osman Paşa Nahiyesi Müdürlüğü (1954-1957), Ankara/Kızılcahamam Çeltikçi Nahiyesi Müdürlüğü (1957-1958), Ankara/ Polatlı Temelli Nahiyesi Müdürlüğü (1958-1961). Ankara Balışeyh Nahiyesi Müdürlüğü (1961-1963), Giresun Bulancak Kovanlık Nahiyesi Müdürlüğü (1963-altı ay kadar). Buraya atanmadan önce başından ilginç bir olay geçmiş. 

 

Ankara Valisi Enver Kuray 1962 yılı sonlarına doğru Balışeyh'e gelmiş” işlek bir yol üzerinde bulunan nahiyeye umumi tuvalet yaptıralım, kanalizasyonunu da köylü imece usulü yapsın demiş”. Yakınına da halkın alışveriş yapabileceği bazı iş yerleri açılırsa ekonomik açıdan halka da gelir olur” diye fikirlerini söylemiş ama vali gittikten sonra halk bu imece işine yanaşmamış. Babamda Almus'ta ki başına gelenleri hatırladığı için köylünün üzerine gidememiş. Ödenek de olmayınca proje öylece kalmış. 

 

Vali 1963 baharında Balışeyh'e teftişe gelmiş bakmış ki yapılan bir şey yok ortalıkta. Kızgınlığından almış babamı sorguya. Babam halk yardımcı olmadı dese onları şikâyet etmiş olacak, ne desin, sessiz kalmayı tercih etmiş. Vali bunun üzerine: “Müdür seni eşek çıkmaz bir yere göndereyim“ diyerek Giresun/Bulancak Kovanlık Nahiyesine sürmüş. Her ne kadar Vali “eşek çıkmaz yere sürerim ”dedi ise de sürüldüğü yere babam at ile gitmiş. 

 

Bundan sonraki görevleri de şöyle: Yozgat/Boğazlıyan Yenifakılı Nahiyesi (1964-1966), Yozgat/Çandır (1966-1968), Yozgat/Çayıralan Çandır (1968-1969) Çayıralan ilçesinde bir müddet Kaymakam Vekilliği de yapmış. Çandır'da görevli iken döküntü olan ilkokulun yerine kaymakamın özel idareden temin ettiği malzeme ve köylüden kimisinin fiilen çalışarak kimisinin de ekonomik katkıda bulunarak yeniden bir ilkokul yapılmış. Okulun açılışında köylüler okula kaymakamın isminin verilmesini önermişler. Kaymakam “bu eserlere yaşayan insan olarak bir tek Atatürk'ün isminin verilebilineceğini' söyleyerek kabul etmemiş.

 

1969 yılında bu görevde iken emekli oldu, 1974 yılında vefat etti. 

 

Babam çok çalışkandı ve oldukça prensip sahibi, disiplinli idi. Gittiği yere yol, okul, cami yaptırırdı. Balışeyh'te fidanlık yaptırdı. Orada ağaç bile yoktu. Ama bir müddet sonra diktirdiği ağaçları bazı cahil vatandaşlar oynattılar ve kuruttular bu sırada babam bu mücadeleyi ayağını kırma pahasına bile bırakmadı. Görev yerinden ayrılırken nahiyedeki kurduğu fidanlığa yüzlerce fidan dikmeyi başardı. 

 

 

1922 Tokat doğumlu Şaziye Kantaroğlu Pazarlı hatırlayabildiklerini anlattı. “Babam Ali Kantaroğlu 1894 doğumlu ve Tokat'taki Kantaroğlu, Annem de Beybağı'ndan Haydaroğulları sülalesinden. Nüfusta annem Rabia olarak geçiyor ama Tokat'ta Nuriye Hanım olarak bilinirdi. Babam şehrin sayılan tabakları arasındaydı. Zaten dedem Hüseyin de tabakmış. Babamın Kardeşleri Mehmet, Hatice, Hanife ve Fatma'dır. Benim kardeşlerim Lütfi, Rukiye, Hacı Hanım (Fatma)'dır. 

 

Babam ve kardeşi Mehmet yirmili yaşlarda iken Birinci Dünya Savaşı çıkınca önce Erzincan'a oradan Erzurum'a asker olarak gönderilmiş. Birliği ile Sarıkamış'a Allahuekber Dağlarına Ruslarla savaşmak için gitmişler. Kendisi donmaktan zor kurtulmuş, kulağının biri yara olmuş hatta yarasına kurt düşmüş, tedavi etmişler. Kardeşi Mehmet'i ise maalesef Sarıkamış'ta şehit olarak bırakmış. 1917'de Rusya'da Bolşevik İhtilali çıkıp Ruslar savaştan çekilince babamlar büyük bir sefalet içinde önce Batum'a gelmişler- yolda vurulan Rus askerlerinin cebinde açlıktan peksimet aramışlar- anlattıklarına göre Ruslar çekilirken silahlarını Ermenilere bırakmışlar. Babamlarda bölgeyi temizleyerek Batum'a kadar gitmişler. Sonrasında gemilerle İstanbul'a dönmüşler. Verildiği yeni birliğinde Bölük Emini olmuş ama Tokatlı bir arkadaşının sözüne uyarak “Bu savaş bizi bitirecek “ diye birbirlerini ellerinden yaralayıp tebdil-i hava alarak 7 yıl sonra ilk kez Tokat'a dönebilmişler. Ancak ailelerinin bu olayı kabullenmemeleri ve ninesinin: “ Ali neden geldin yavrum bak seni asarlar“ uyarısı üzerine iyileşir iyileşmez askerlik şubesine teslim olmuşlar. İki yıl kadar da Topçam Dağlarında Rumlarla mücadele ettikten sonra terhis olmuş. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250