ANKARA'DA İLK METEOROLOJİ MEMURLARINDAN TOKATLI BİR HANIMEFENDİ ŞAZİYE PAZARLI VE NAHİYELER VARDI BİR ZAMAN (4)


Bu makale 2020-08-19 09:37:06 eklenmiş ve 468 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

Kalenin üstü kararınca sel beklerdik. Erenler tarafı kararınca da genellikle sel gelirdi. Kızıleniş'ten gelen sel engel tanımaz önce Behzat'ı basardı. Evlere, dükkânlara, camilere dolar, önüne ne gelirse alır götürürdü. Camilerin halıları, kilimleri suyun yüzünde gezerdi. Hatta Soğukpınar Mahallesine sel sularının dolduğunu buradaki hamamda bulunan kadınların sokağa fırladıkları anlatılırdı. Bu olaydan aklımda kalan iki mısra da şöyle:

 

“Tokat'a dolu yağdı

Tokat'ın gelinleri bulanık suya daldı. ”

 

Sel suları bakırcıların olduğu sokakta da büyük tahribat yapardı. Gıjgıj'da İğneci suyu, İğneci pınarı vardı. Buradaki sularla çamaşır yıkanırdı. At arabaları, yaylılar, faytonlarla ulaşım sağlanırdı. Zenginlerin çoğunun kapısında faytonları bulunurdu. Çekenler vardı suyollarını temizlerlerdi. Ellerinde upuzun sırıkları vardı. Pöhrenkleri temizlerler, açarlardı. Mahalleli onlara para verirdi. 

 

On iki on üç yaşlarımda iken evimizde radyo ve borulu gramofon vardı. Gramofonun kolunu çevirmek bizim için büyük bir zevkti. Tokat'ta Meydana gramofon koyarlar dinlerlerdi. Büyüklerimiz gün gelecek resimlerde göreceksiniz derlerdi. Elektrik de yoktu, gaz yağı lambaları-camlı ve tenekeli- yegâne aydınlatma aracımızdı. Sonradan Beybağı'na büyük bir havuz yapıldı, şehre de bu suyun çalıştırdığı santral yapıldı. Elektrikler saatli yanıyor, voltaj düşük olduğu için şehre zor yetiyordu. 

 

1939 Aralık ayında meydan gelen deprem gecesi kış olduğu için her yer donmuştu. Gece annemin “Allah Allah“ sesi ile yataklarımızdan fırladık. Az sonra değirmen işleten babam nefes nefese eve geldi. Bizlerde can kaybının olmadığını görünce Teyzesi Zeliha Hanımın (Tokat Müzesi kurucularından Besim Karagülle'nin kayınvalidesi) Devegörmez Mahallesi'ndeki  evine koştu. Onların evlerinin tavanı dökülmüş, ilgilenmiş, başka bir sıkıntı olmamış. Sevinerek geri döndü. Depremin ardından yağan hafif bir yağmur soğuğu biraz kırmıştı. Temeli kayalar üzerine oturtulan, evimizin önündeki Kaya Camii'nden bir kiremit bile düşmemişti. 

 

Şehir merkezinde betonarme olan Ziraat Bankası ile Halkevinin yıkıldığı, bankanın bekçisinin sarsıntıda öldüğü söylendi. Annem şok geçirmiş:” Sobayı yakın üşüyorum” diye tutturdu. Biz üç kardeş yangın olur düşüncesiyle işi ağırdan almaya çalıştık ama gitgide annemin feryadı artıyordu ve sonunda anneme durumu anlatarak ikna ettik. 

 

Depremin ardından uzun sakallı ve uzun saçlı destanlar söyleyen adamlar sokaklarda gezmeğe başladılar:

 

“Zelzele olunca kayalar çatlar

Minare düşünce top gibi patlar

Telgraf işlemez kesildi hatlar

Şikâyetim kimden, kime ne deyim


Ben giderken mamur idi bağlar

Yavrusun yitirmiş analar ağlar

Onların yerine karalar bağlar

Şikâyetim kimden, kime ne deyim. ”

 

1958 yılında eşimin tayini Ankara Polatlı'ya bağlı Temelli Nahiye Müdürlüğüne çıktı. O yıllarda Meteoroloji Genel Müdürlüğü yurt çapında yaygınlaşmak amacıyla uygun yerlerde istasyonlar açıyordu. Beni de nahiyede başka diploma sahibi olmadığı için meteoroloji memuru olarak atadılar. Ancak 1961 yılında tayinimiz çıkınca işten ayrılmak zorunda kaldım. 

 

Her sabah gökyüzüne bakar, günlük rapor yazardım. Hava açık bulutlu, güneşli, oraj (şimşek çakıyor) gibi. Yağmur yağdığı zaman dereceli bir cam ölçek vardı, dolan yağmuru ölçer metrekareye ne kadar yağmur yağdığını hesaplardım. Sonra postaneye gider Meteoroloji Umum Müdürlüğü'ne telgraf çekerdik. Kar yağdığı zaman da kar bastonu denen metal bir alet vardı aynı şekilde onu ölçer, Meteorolojiye bildirirdik. “

 

Tokat'tan Niksar'a at arabası ile bir günde gidebilen, tayin olunan köylere at eşek sırtında taşınan, idareli lambalı evlerde gençliğini geçiren, ebenin olmadığı zaman köylerdeki kadınlara doğum yaptıran, ilkokuldan sonra öğrendiği terziliği gittiği yerlerde çocuklarına giysi dikerek değerlendiren, ördüğü kazaklarla çocuklarının kışın üşümemelerini sağlayan, çamaşırı elinde yıkayıp o arada yemeğini ihmal etmeyen Şaziye anneyi dinledikçe şükran duygularımın arttığını gözlerimin yaşardığını hissettim. Bir asrı da geçsinler ve bunları hep anlatsınlar.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250