O DA ÖĞRETMEN OLACAKTI (1) “Ülkücü Şehit Ertuğrul Dursun Önkuzu Anısına”


Bu makale 2020-11-25 17:08:21 eklenmiş ve 1616 kez görüntülenmiştir.
Hasan AKAR

“ÖĞRETMENLER GÜNÜ” VESİLESİYLE ZİLELİ ÜÇ ARKADAŞININ ÜLKÜCÜ ŞEHİT ERTUĞRUL DURSUN ÖNKUZU İLE İLGİLİ HATIRALARI ÜZERİNE  

 

Dursun Önkuzu'nun Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisi iken 23 Kasım 1970'de vatan haini Amerika ve Rus uşağı bölücüler tarafından hunharca şehit edilişinin ardından yarım asır geçti. 

 

O da öğretmen olacaktı altı ay sonra yirmi iki yaşında. Memleketinin en ücra köşelerine ilmin meş'alesini taşıyacaktı. Yaşasaydı O'nun da “Öğretmenler Günü” nü kutlayacak öğrencileri olacaktı binlerce ama olmadı.

 

Kaçırılarak sorgulanan dili sustu, yapılan işkenceye dayanamayan okulun duvarları sustu, bisiklet pompasıyla paramparça edilen ciğerleri sustu, binanın üçüncü katından atılan bedeni sustu o gün ÖNKUZU'nun. Ankara kalesinin, Zile kalesinin bayrağı, bitmeyen inşasına yardım topladığı Kocatepe Camii'nin duvarları sustu o gün.

 

Cenazesinden bile korkan ödleklerin yüzünden hastane hastane gezdirilen kanlı naaşı sustu o gün.

 

Ertesi günü gece yarısı Ata yurdu, Zile topraklarına ulaştığında gökyüzünde bulutlar sustu. Zile Ovası sustu ve 25 Kasım'da mahşeri kalabalıkla tabutunun arkasından gözyaşlarıyla, tekbirlerle yürüyen halk sustu mezarlıkta. Ve açılan mezarına kefeninden damlayan kanı sustu o gün…

 

Ve bu susuş yıllar sonra büyüdü büyüdü volkan oldu, devlet oldu, bayrak oldu dalga dalga memleket oldu.

 

Babası Abdullah Önkuzu oğlunun vefatından sonra Ankara'da yapılan bir yürüyüşte (Kurtuluş Parkı 9 Işık Yürüyüşü) oğlu için bir kere daha gözyaşlarını dökerek toplanan gençlere şöyle sesleniyordu : “Evlatlarım, yemin ederim ki Dursun'umu annesi abdestsiz bir kere bile emzirmedi. Onun bir oğlu vardı ama görüyorum ki şimdi binlerce oğlu var. Artık memleket için gözüm arkada değil. Asla intikam peşine düşmeyin, memlekete ve davaya sahip çıkın.”

 

Zile'den ayrılmadan önce babasının “oğlum artık seni evlendirelim” dediğinde : “Baba sen üzülme, zamanı gelince benim düğünümü arkadaşlarım yapacak” demişti.

 

Ve de öyle oldu. Rabb'ine kavuştu bir Şeb-i Arus misali 23 Kasım 1970 gecesi. On binler düğününü yaptı aziz şehidimizin Ankara'da ve Zile'de.

 

İLESAM Tokat İl Temsilciliği ve Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği olarak 17 Kasım 2017'de    “Ölümünün 25.Yılında Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'na Vefa Gecesi “ düzenlemiş, geceye oğlu Talat Gençosmanoğlu'nu da davet etmiştik. 

 

Proğramda Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Uzmanlarından Yazar, Şair Bekir Yeğnidemir Ağabeyimiz de Gençosmanoğlu'nun” Önkuzu Şiirini” okumuş Zile Ortaokulu'ndan da arkadaşı olan Dursun Önkuzu ile ilgili hatıralarını anlatmıştı.

 

Yine arkadaşlarından Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Üyesi, emekli tekniker Hüseyin Yeğnidemir'le    2 Aralık 2016'da Ankara'da  Dursun Önkuzu ile ilgili bir röportaj yapmıştım. Ayrıca diğer bir Zileli arkadaşı Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği Üyesi Araştırmacı yazar, Şair Ahmet Divriklioğlu ile de yapmış olduğumuz görüşmeleri bu yazımda aktarmaya çalışacağım. Ve çok geç de olsa güzel, anlamlı bir haber. O'nun adına elli yıl sonra şehit edildiği okulun ilgili bölümüne verilebilen adı. Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Yönetim Kurulu 3 Kasım 2020'de oy birliği ile Fakültenin B Blok'una Ertuğrul Dursun Önkuzu adının verilmesini kararlaştırdı. Sağ olsunlar bu kararı alan değerli hocalarım. Onlar da yıllarca içlerinde biriken bu acıyı dindirmeye çalıştılar.

Önkuzu'nun Arkadaşı 1947 Zile doğumlu Em.Tekniker Hüseyin Yeğnidemir'in anlattıkları:

 

“Zile Ortaokulu'ndan arkadaşımdı. Ben 1968 yılında Zile'den ayrılıp Ankara'ya geldim.1970 yılında Ankara Yenimahalle 5.Durakta 3 bekâr arkadaş oturuyorduk. Arkadaşım Dursun Önkuzu da üç arkadaş 7.Durakta Yenimahalle Polis Karakoluna yakın olan bir evde kalıyorlardı. Hem hemşehrimiz, arkadaşımız hem de bekâr oluşumuzdan karşılıklı ev ziyaretlerimiz oluyordu. Vefatından bir gün önce biz onlara gittik. Ali Bayar Nihat Özaydın ve ben. Üç arkadaş da Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'nda okuyorlardı. Zaten Dursun İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Bölümü'nü kazanmış ama siyasi baskılardan dolayı Ankara'ya naklini aldırmıştı.22 Kasımda Zile'den gelmişti. “Sana Bekir'den selam getirdim dedi. Bol bol ülkenin durumundan ve Zile'den sohbet ettik. “Ortalık karışık okula sakın gitme “diye de ayrılırken uyardık.

 

O da :”İnşallah bir şey olmaz Hüseyin, gitmek zorundayım” dedi.

 

23 Kasım günü öğleden sonra Ders Aletleri Yapım Merkezi'nde çalışırken telefonum çaldı. Arayan arkadaşım Nihat Özaydın idi. “Haberin var mı, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'nda olaylar olmuş, bizim Dursun'a işkence yaparak 3.kattan aşağıya atmışlar “dedi.

 

Hemen Atölye Şefi Mustafa Kansız'dan durumu anlatarak –milliyetçi bir ağabeyimizdi-izin aldım. Koşarak Devlet Demir Yolları Hastanesine gittim. İçeri almadılar. Doktorlara yalvarıp rica ettim, O' nun çok yakınıyım, arkadaşıyım dedim.

 

Doktor dedi ki:” Görmesen daha iyi olur delikanlı. Son nefesini veriyor şu sıra.” Yine de dayanamadı benim tavrıma kapıyı araladı. Uzaktan yüzüne baktım. Ve devam etti Doktor: “Tırnaklarını sökmüşler, ciğerlerini parçalamışlar, göğsünde de bölücü şekiller çizilmiş jilet kesikleri var” dedi ve kapıyı kapattı.

 

Yığılıp kaldım daha sonra yanıma gelen diğer arkadaşlarla oradan ayrıldık.

 

Ertesi günü Maltepe Camii'nde cenaze namazını kıldık Çok büyük bir kalabalık vardı. Ankaralılar ve ülkücü gençler dört taraftan bütün Maltepe Caddesini doldurmuşlardı. Büyüklerim ve Zileli Polis Memuru Dursun beni cenaze arabasına bindirdiler. Konvoy halinde Site Yurdu'na gidilecek orada helallik alındıktan sonra Zile'ye yola çıkacaktık. Ancak polisler barikat kurarak önümüzü kestiler. Yurda uğramadan Zile'ye döneceksiniz diye bizi bırakmadılar.

 

Ben itiraz ettim İnmem diye direnmeye çalıştım. Arabanın kontak anahtarını da almıştım baktım sıkıntı artıyor, anahtarı sinirimden titreyerek amire fırlattım. O da bu tavrıma karşı fazla bir şey diyemedi. Çünkü gerginlik son safhadaydı. Bunun üzerine polislerin başında olan başka bir amir ben dâhil sekiz kişiyi cenaze arabasından indirdiler. Ankara Emniyet Müdürlüğü 2.Şubeye götürdüler. Ben, Ahmet Ayıboğan, Selahattin Mazman, Şinasi Yıldırım, Hüseyin Abbas, Nihat Sargın. Hüseyin Abbas o zaman Adalet Partisi Tokat Milletvekili idi. Milletvekili olduğu için haliyle onu bizden ayırdılar.

 

Nezarette üç gün kaldık. Bizi salıvermediler. Sonra tek tek çağırıp ifadelerimizi aldılar. Dolayısıyla Zile'deki cenaze töreninden mahrum kaldık.

 

4.Şube Müdürü İhsan Bey beni dayım Osman Karahan'ın evine kadar götürüp teslim etti. “Oğlum siz tutuklu değildiniz ama biz sizleri koruma amaçlı beklettik “dedi.

 

Allah rahmet eylesin, ruhu şâd olsun.

(Devam edecek)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250