ONLAR BEYAZ, BİZ KIZILDERİLİ !


Bu makale 2020-12-14 16:59:52 eklenmiş ve 840 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE

Gazeteniz Danişmend'in 10 Aralık 2020 tarihli sayısında, ”Şaka Gibi Karar” başlığı ve “Elektrik şirketleri yiyip, içip, gezecek ve faturasını vatandaş ödeyecek !” alt başlığıyla bir haber vardı. Resmi Gazete'de yayımlanmış!

Resmi kelimesine takılmamak lazım! Aslında özel bir durum.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, 3 Aralık'ta aldığı kararla, 2021 ila 2025 arasındaki 5 yıllık dönemde elektrik dağıtım şirketleriyle elektrik tedarik şirketlerinin yaptıkları masrafların vatandaşın faturasına yansıtılmasına karar vermiş !

Yani, aklına estikçe elektriğe zam yapmaları, vatandaşa gönderdikleri kol gibi fatura yetmiyormuş gibi, elektrik şirketlerinin temsil, ağırlama ve seyahat gibi giderleri, vatandaşın faturasına eklenecek!

Yani demiş ki EPDK, elektrik dağıtım şirketlerinin yıl içinde yaptıkları temsil ve ağırlama giderleri, üye oldukları derneklere ödedikleri aidatları, verdikleri ilanların giderlerini vatandaş ö d e y e c e k !

Elektrik tüketenler, elektrik şirketinin hangi misafirinin masrafını karşıladığını, hangi derneğin aidatını yatırdıklarını bilmeyecekler! Sorgulamayacaklar da!

Hoş! Sorarlarsa da kapı gibi kanun var arkasında şirketin!

Gelelim esas konuya!

Erbaa ve Niksar'ın bazı sahaları bazı şirketlere, maden aramayla ilgili olarak ihale yoluyla satılmış ! En son babalar duyar misali geç öğrendik! Her şey kağıt üzerinde bitmiş zaten! Bir özelleştirme furyası vardı! Devlete para lazım!

Merkez Bankası'nın ihtiyat akçesi (Kefen Parası) da suyunu çektiğine göre!

Madem 2004'te çıkarılan maden yasası, özel şirketlere avantaj ve imtiyazlar getirdi, ihale edelim Anadolu'nun bakir ve verimli topraklarını !

Yani bir nevi devletin kendisi özelleşmiş gibi! İhaleyi kapan dağılmış tabii Anadolu'ya. Toprak verimliymiş, suyu bolmuş, toprağın üstü ormanmış, yemyeşilmiş bitki örtüsü, geçim kaynağı toprakmış, tarımmış, bölge fay hattının üzerindeymiş. Bunlar şirketin umurunda olur mu? Olmaz!

Çok film seyrettim. Belki siz de seyrettiniz.

Amerika'nın Beyazlar'ıyla Kızılderili'ler arasında geçen.

Ama, sonunda hep “Beyazlar”ın galip geldiği ve haklı gösterildiği filmler.

İşte o yıllarda yani filmlere konu olayların geçtiği yıllardan 1854 yılında, zamanın ABD Başkanı Franklin Pierce, Kızılderililerin sahip oldukları toprakları satın almak için reisleri Seattle'e bir mektup yazar.

Kızılderili 'Reis Seattle da karşılık olarak ABD Başkanına cevabi bir mektup yazar.

Zaten topraklarının büyük bir bölümü Beyazlar tarafından ellerinden alınmıştır. Der ki Kızılderili reis:

“Washington'daki Büyük Reis, topraklarımızı satın almak istediğini bildirdi. Teklifini düşüneceğiz. Çünkü satmazsak, beyaz adamın belki de silahla gelip toprağımızı elimizden zorla alacağını biliyoruz.” 

“Gökyüzü nasıl alınır ya da satılır? Ya toprağın sıcaklığı? Bunu biz düşünemeyiz bile. Havanın tazeliğine, suyun parıltısına biz sahip değiliz ki, siz satın alasınız. Toprağın her parçası bizim için kutsaldır. Parıldayan her çam iğnesi, her kumlu kıyı, karanlık ormanlardaki sis, ağaçsız köşe, vızıldayan böcek, halkımızın düşüncesinde ve yaşayışında kutsaldır. Biz toprağın bir parçasıyız ve o da bizim bir parçamızdır. Kokulu çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyikler, at, büyük kartal da erkek kardeşlerimiz… Yüksek kayalıklar, yumuşak çayırlar, midillinin ve insanın vücut harareti, hep aynı aileye aittir. Her şey birbirine bağlıdır. Toprağa ne olursa, toprağın doğurduklarına da aynısı olur. Toprak, anamızdır. İnsan toprağa tükürürse, kendi suratına tükürmüş olur…”

Evet Kızılderili, toprağın satılmasını kavrayamamıştır. Aklına dahi getirmemiştir.

Fayda açısından bakmaz toprağa. Kar-zarar veya maliyet hesabı yapmaz. Toprak, hangi maksatla olursa olsun satılmazdır onun için.

Tabii devir değişti. Mülkiyet diye bir şey var. Toprak alınıyor da satılıyor da!

Ama, Waşington'da oturan da, o toprağın insanının toprakla olan bağını bilmez!

Onun için toprağın ne anlama geldiğini bilmez!

Aynı maden arama ihalesini alan şirketler gibi.

Onlar ancak kar-zarar-maliyet hesabı yaparlar.

Yoksa, yemyeşil zümrüt gibi toprakların üstünde yaşayan, geçimini o topraktan sağlayan, hayvanını o topraklarda otlatan, tertemiz havasını ve suyunu dünyalara değişmeyecek olan, Niksarlıların, Erbaalıların, Eryaba'lıların, Bayraktepe'lilerin, Budaklı'lıların,

Teknealan'lıların, Oluklu'luların, Gürçeşme'lilerin, hatta, Sarıyazı'lıların, Güdüklü'lülerin, Beyçayırı'lıların toprakla bağı ve anlam ifade ettiği şirketin umurunda mı? Hal böyle olunca. Kendimi bu toprakların Kızılderilisi, maden şirketlerini de, toprağımı almaya çalışan Beyazlar gibi gördüm !

İnşallah Amerikan filmlerindeki Beyazlar kazanmaz diyeceğim elbette.

Lakin, elleri güçlü.

Bizim doğaya tutkunluğumuz, korumaya yeter mi bilmiyorum.

Tabii bir de Kızılderililer'in arasında Beyazlar'la işbirliği yapan adamlar olurdu filmlerde. Bir küçük hediyeye tav olan !

Yani mücadele edelim.

Lakin arkamızı da kollayalım.

Hep karşıda değildir ya mücadele edilen!

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 20 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250