BU MADEN ARAMANIN YASAL DAYANAĞI SİYASİ İRADEDİR !


Bu makale 2020-12-16 17:55:19 eklenmiş ve 511 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE

Bir torba yasa bir çok farklı kanunda değişiklikler yapılmıştı. Bu yapılan değişikliklerden bir tanesi de madencilikte yapılan değişiklikler idi.

Yapılan değişikliklerle maden aramalarında Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) kaldırılıyor, işletmeler içinse ÇED süresi 3 aya çekiliyordu.

Ayrıca, bir maden şirketinin orman sahası içinde yer alan maden alanları kullanımı kapsamında orman arazi bedeli ya da herhangi bir bedel alınmayacaktı.

Zaten Madencilik mevzuatında yapılan değişiklikler ve yeni düzenlemeler ile maden ruhsatları her türlü sınırlamadan muaf, dokunulmaz haldeydi. Bu değişiklikler ile doğa talanı daha da yaygınlaşacaktı.

2004 yılında korumacı maddelerden arındırılan Maden Yasası'nın ardından başlayan maden arama faaliyetleriyle neredeyse ülkenin  yüzey şekli değişti. Orman ve bitki örtüsü zarar gördü. Taş ocaklarıyla yer altı suları yok oldu, altın madenciliğiyle kullanılan siyanür ve diğer kimyasallar, toprakta, suda, havada kalıcı kirlenmelere neden oldu kısaca yaşam alanları madenciliğin tehdidi altına girdi.  Kamu yararı gözetilerek yapılması gereken yasalar adeta şirketlerin yararına yapıldı.

Söz konusu değişiklik tasarısının 54. Maddesi ile Maden kanununun 7. maddenin on birinci fıkrasını değiştirildi. Bu değişikliğin gerekçesinde “doğal kaynakların ekonomiye kazandırılması amacıyla bürokratik işlemlerin hızla tamamlanması amaçlanmaktadır” denilerek, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerini bir bürokratik engel olarak görülmüş ve ortadan kaldırılması gerektiğini açıkça belirtilmiş.

Zaten bugüne kadar hazırlanan ÇED'lerin bir prosedür olarak ele alındığı gerçeği ortadayken, buna dahi tahammül edilmemiş ve 54. Maddede yapılan değişiklikle ÇED süreçlerini 3 ayla sınırlanmış. Yani bir nevi madencilik ÇED'den muaf tutulmuş.

Söz konusu kanunun 55.maddesi ile maddenin amaç kısmında da belirtildiği üzere orman alanlarının talanı cazip hale getirilmeye çalışılmış.

Kanunun, 55. maddesi ile "Maden Teşvik Tedbirleri" başlıklı 9. maddesine yeni bir fıkra eklenmiş ve orman alanlarında yapılacak madencilik faaliyetleri için ilk 10 yıl için herhangi bir bedel alınmayacağı düzenlemesi getirilmiş.

Ve  56. maddesi ile 3213 sayılı Kanunun “Arama Faaliyetleri” başlıklı 17 inci maddesine yapılan ekleme ve değişiklik ile Altın, Gümüş, Platin, Bakır, Kurşun, Çinko, Demir, Krom, Civa, gibi IV. grup madenlere ilişkin ek arama süresi tanınmış, ayrıca "jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune almaya yönelik hazırlık işlemleri içeren faaliyetler” için çevresel etki değerlendirme (ÇED) kararı aranmaz” denilmiş.

Yani maden şirketlerinin bölgemizde yapacağı aramaların yasal dayanağını siyasi iradenin, yani iktidarın değiştirmiş olduğu Maden Kanunu oluşturuyor.

Görünüşte her şey yasal yani!

Doğaya, canlıya ve insana zarar veren her türlü düzenlemenin ve girişimin karşısında olmak gerekmez mi? 

Meselenin eleştiriye açık siyasi yönü budur.

Belki bu yüzden, maden aranmasına, doğanın tahrip edilip, ormanların, yeşil örtünün ortadan kaldırılmasına, insan sağlığına insan dışındaki biyolojik canlılara zarar verilmesine karşı çıkmak, sanki siyasi bir tavır gibi görülüyor birileri ve özellikle de iktidar yanlıları tarafından.

“Ormanlarımdan bir dal kesenin, başını keserim” diyen Fatih'in torunları değil miyiz !

Vatandaş, kendince makul sebeplerle bir ağaç kesse, cezayı yer değil mi?

Peki şirketler bu maden arama boyunca kaç ağaç kesecekler ? 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250