SEVGİ ÜZERİNE


Bu makale 2020-12-22 09:59:19 eklenmiş ve 308 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE

Sevgi nedir?

Tarifi kelimelere dökülen sözcüklerle yapılabilir mi? Bence yaşanılan ve yaşatılandır sevgi.

Sevgi, sabırdır mesela.

Şefkattir.

Her ne kadar seven kıskanır dense de, kıskançlık sadece sevmeye has bir durum değildir.

Sevgi, övünmez, böbürlenmez.

Sevgi, naziktir. Kaba davranmaz.

Çıkar peşinde koşmaz.

Kolay kolay öfkelenmez. Kötülüğün de hesabını tutmaz.

Sevgi, haksızlığa sevinmez.

Katlanmaktır sevgi. İnanmaktır.

Ve umut etmektir.

Sevgi konusunda, Japon düşünür ve yazar Masumi Toyotome:

“Herkes sevilmek ister, ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?” diye sormuş.

Sonra da anlatmaya başlamış tabii ki.

“Üç tür sevgi var” demiş. “Eğer”, “Çünkü”, ”Rağmen” 

Mesela”, Eğer iyi olursan baban annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.” Demiş ve sevginin bu türünün en çok rastlanan türü olduğunu eklemiş.

Yani, bir şarta bağlı sevgi . Karşılık bekleyen sevgi .

“Sevenini istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu. 

 Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.” Ve ona göre evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyormuş..

En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile ´Eğer´ türüne rastlanıyormuş.

İkinci tür ise 'Çünkü' türü sevgi.

Bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor yazar: “Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir.

Başka birinin onu sevmesi sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi?

“Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin” (Yakışıklısın Başarılısın) . “Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler o kadar zengin o kadar ünlüsün ki.”

“Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.”

Yazar ´Çünkü´ türü sevginin ´Eğer´ türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan ağır bir yük haline gelebilir. Zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz egomuzu okşayan hoş bir şeydir. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama aslına bakarsanız “Çünkü” türün “Eğer” türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki “Çünkü” türü sevgi de yük getirir insana.

İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman sevenlerinin artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı yeni gelen kıza içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.

O zaman “Çünkü” türü sevgide güven duygusu bulunabilir mi ?

“Çünkü” türü sevgi de gerçek ve sağlam sevgi olabilir mi? Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var “ diyor yazar:

“Birincisi “Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?” korkusu.

Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar.

İkincisi de “Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmezse?” endişesidir.”

Üçüncü tür sevgi ´Rağmen´ diye adlandırdığım türdür diyor yazar.

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? “Eğer” türü sevgiden farklı bu.

Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “Çünkü” türü sevgi de değil.

Bu üçüncü tür sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir.

“Belki, yüreklerin en çok susadığı sevgi budur” diyor.

 “Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz yiyecek elbise ev aile zenginlik başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? “

Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Masumi ; 

“Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?

Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa kalan hayatınızı nasıl yaşardınız ? “ diye soruyor. 

Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni “Rağmen” türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza olan inancınızdır. “Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok” diye  açıklıyor. Ve dünyadaki en büyük kıtlığı  “rağmen türü sevginin ” yeterince olmayışına bağlıyor.

Bilmem, belki bu üç türden birine, ikisine veya hepsine uygun mu, duyduğumuz sevgi.

Ama birilerinin şunu dediğini duyar gibiyim.

Birisi Masumi Toyote'nin bu düşüncelerine şu yorumda bulunmuş:

“İlk gördüğümde beni etkileyen bana yön veren ve hayata bakışımı değiştiren, kendimi onda onu kendimde bulduğum ve her gün, kaç yıl geçmesine rağmen aşık olduğum, kapımı açınca evde bulduğum, iş dönüşü kapımı açınca karşımda gördüğüm ve bana evlat veren, yoktan var etmeyi bilen (Yaratma anlamında değil)  ve bunca sene bir kötü sözünü işitmediğim, ayrıca her şeyden olumlu bir sonuç çıkaran eşimi, rağmen, eğer ve çünkü ile seviyorum.”

Tabii burada kastedilen insana duyulan sevgi.

Bir de memlekete duyduğumuz sevgi vardır.

Memleketimizi severiz.

Karşılıksızdır ona sevgimiz.

Eğer'i, Çünkü'sü, Rağmen'i yoktur. Şartsız, şurtsuz severiz.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250