BU VADİDE TOPRAĞIN ÜSTÜ, ALTIN'DAN DAHA DEĞERLİDİR! BAKIR NE Kİ?


Bu makale 2021-01-28 14:30:44 eklenmiş ve 1285 kez görüntülenmiştir.
Ali BERKE


Aşağıdaki yazı, İsmail Ören isimli bir vatandaşımızın, Ocak 2021'de “Ağaç Devlettir” başlığıyla yaptığı paylaşımdan alınmıştır.

“Hastamızın durumu nasıl ? " diye sordu eşi. Doktor, omuzlarını kaldırdı,

“Bugün tekrar kemoterapi yapacağız ” dedi.

Hemşireye döndü “Hastayı hazırlayın ” 

Kadın, hastanın yanına oturdu.

Sağ elini avuçlarına aldı, dudaklarına götürdü öptü. Hasta zorlukla gözlerini araladı.

Ümitsiz bir bakışla eşine baktı. Kadın gözyaşlarını saklamak için eşinin uzun uzun elini öptü.

“İyi olacaksın merak etme gerekirse bütün varlığımızı harcarız” dedi.

Sedye geldi, hastayı aldılar. Kadın ümitsizce yatağa oturdu. Sekiz aydan beri bu hastalık hayatlarını zehir etmişti.

Eşi Çetin Çelik, bir maden şirketinin CEO' suydu.

Kanada'lı bir şirketle, Kazdağları'nda altın aramak için çok çalışmıştı.

Sonunda başarılı da olmuştu.

Bütün engellemelere rağmen, halkın tepkisine rağmen, kendisinin üstün gayretleri,ve de siyasi ilişkileri sonucu aramayı yapmışlar, iki yıl önce de aramayı bitirmişlerdi.

Başarılı bir çalışma olmuş, epey bir para kazanmışlardı.

Ama şu illet hastalık gelip yakalarına yapışmıştı. Kazançlarının sefasını sürememişlerdi.

Sadece ortaklık yaptıkları firma, onları Kanada'ya davet etmiş, bir ay tatil yapmışlardı.

Kanada'nın yeşilliğine hayran olmuşlardı.

Sekiz ay önce halsizlik hissetmeye başladı. Nefes alma zorlukları yaşıyordu.

Parası vardı, en iyi hastanelere, en iyi doktorlara gitmesine rağmen şifa bulamamıştı.

Avuç dolusu para harcamış ama nafile. Artık hastaneden bile çıkamaz olmuştu.

Kanser dediler, kemoterapi yaptılar yok! yok!

Bir türlü şifa bulamıyordu.

İki gün sonra Çetin Çeliği evine gönderdiler. Eşi doktorların Çetin'den ümidi kestiklerini hissetti.

Çaresiz evine döndü.

Komşuları “geçmiş olsun”a geliyorlardı.

Herkes akıllar veriyordu.

Birisi Küba'ya gitmelerini önerdi. Bir telefon numarası verdi.Bu numarayla görüşmesini önerdi. Telefon Küba'ya ait bir telefondu.

Aradılar, telefondaki kişi tahlillerini istedi. Gönderdiler 14 gün sonra cevap geldi.

Telefondaki kişi sadece Kazdağları'nda yetişen beş bitkinin, tarif edeceği şekilde ambalajlanarak getirdikleri takdirde kesin tedavi edeceklerini söylüyordu.

Bitkilerin yöre isimleri ile Latince isimlerini yazdırdı.

Birisi Latince'si (Sideritis Trojana Ehrend) olan Sarıkız çayı,

İkincisi Latince'si (Allium Kantrionum) olan Yabani sarımsak,

Üçüncüsü Latince'si (Equi-Trojani) olan Kazdağı köknarının taze kozalağı,

Dördüncüsü Latince'si (Astrapolus Membronaccus) olan Geven otu ile, Latince'si (Sxifroga Paniculata) olan Taşkıran otu.

Bu bitkilerin mutlaka Kazdağları'ndan toplanması söylüyordu. Yanlışlık olmasın diye resimlerini de göndermişti.

Hemen Kazdağları'na adamlar gönderdiler.

Çetin Çelik Küba'dan gelen haberle çok ümitlenmiş, morali de düzelmişti.

Sabırsızlıkla Kazdağları'na gönderdikleri adamlarını bekliyorlardı.

Sekiz gün sonra adamlar geldi.

Çetin Çelik; “Buldunuz  mu ? ” diye sabırsızlıkla sordu.

Üçünü bulduklarını ama ikisinin maden arama yapılan yerde yetiştiğini, maden arama esnasında bu bitkilerin tamamen yok edilmiş olduğunu söylediler.

" Artık Taşkıran otu ile Geven otunu bulmak imkansız " dediler.

“ Zaten bunlar çok yıllık, yani uzun yıllarda yetişen bitkilermiş ” dediler.

Çetin Çelik, adeta yıkıldı. Altın ararken halkın tepkisi gözlerinin önüne geldi.

Pankartları görür gibi oldu

“Kazdağları hayattır” diye yazıyordu,

“Ölüm istemiyoruz” diyen pankartlar vardı.

Vardı! Vardı!

Ama hiç dinlememişlerdi.

İşte kendisinin hayatı bitiyordu.

Ölüm geliyorum diyordu.

Çıkardıkları tonlarca altının, hayat karşısında, birer tutam Geven otu ile Taşkıran otu kadar değeri yoktu.”

***

Bu olayı anlatmış ve altına ilave olarak şunları yazmıştı :

“Kanada'lı Alamos Gold firması ; 563 milyon liralık yatırım yapmış ,865 milyon liralık teşvik almış.

2400 ton ,4 milyar dolar civarında altın çıkartacak,  %4 ünü yani yaklaşık 160 milyon dolarlık kısmını , devlete pay olarak verecek.

Kalanını cebe atıp, gidecek.

Böyle bir ticarete , kendi ülkesinin bayrağının sembolü Akçaağaç olan, "Ağaç devlettir" diyen, ekolojik dengeyi bozacak diye sivrisinekleri ilâçlamayan Kanada 'lılar bile hayır diyemez .

O zaman Kanadalı Gold firması şimdi başkaları.

Dünyada, ülkemizde, Amasya ve Tokat'ın ilçelerinde, ilçemiz Niksar' da,” 

***

Ben de diyorum ki :

Niksar ovası kurumasın. Kelkit vadisi çöl olmasın. Bugünden yarına, çocuklarımıza temiz bir yaşam alanı bırakalım.

Zehirli kimyasallarla, toprağımız ve suyumuz kirlenmesin.Ve bir avuç altın için veya bakır için insanımızın sağlığı tehlikeye atılmasın.

Ne çıkarılacak madenin miktarı, ne de devlete verecekleri miktar buna değer mi ?

Bizim önceliğimiz insanımız olmalı. Doğamızı korumak olmalı.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250