'MEKTUP'tan 'E-POSTA'ya


Bu makale 2013-05-10 19:06:33 eklenmiş ve 500 kez görüntülenmiştir.
Cihat TAŞKIN

 

            Gönderildiğini işittiğimizde postacının yolunu günlerce gözlediğimiz, her kapı çalındığında “Hah! Mektup geldi işte..” diye sevindiğimiz günlerin çok uzağındayız şimdi. Dünya döndükçe herşey değişiyor; yıllar ayları, aylar haftaları, haftalar günleri kovalarken birçok değerimiz güneşte solan renkler gibi birer birer solup, yok olup gidiyor.

            Bilim ve teknolojik gelişim kaçınılmaz olarak değişimi de beraberinde getirirken ne yazık ki toplumların kültürlerini de değiştiriyor. Eski alışkanlıklar yerini yenilerine bırakıyor, bir dönemler gözde olan uygulamalar köhneleşiyor moda akımların rüzgârında.. Kitle iletişim araçlarındaki hızlı değişim basın-yayın kurumlarının da güçlenmesine ve yaygınlaşmasına neden oluyordu.

            Beyaz parşömen kağıda, birbirinden gösterişli başlıklarla yazdığımız o güzelim mektuplarımız yok artık. Mektubu zarfa yerleştirdikten sonra zarfın kapağındaki tutkallı bölümü dilimizle ıslatıp yapıştırdığımız zaman önemli bir görevi tamamlamışçasına ne kadar da mutlu olurduk. Postaneye koşar, 25 kuruş verip pul alır, çoğunlukla üzerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin bulunduğu pulu zarfın sağ üst köşesine yapıştırdıktan sonra üstünde MEKTUP yazan delikten içeri bırakırdık..

            Askerdeki oğlumuza, öğretmen okulunda okuyan kızımıza ya da iş bulmak için büyük şehire gitmiş ve akraba yanında kalan ağabeyimize gönderdiğimiz mektuplarda çoğunlukla olumlu haberler yazılırdı. Okuyanlar üzülmesinler diye ufak tefek hastalıklardan söz edilmezdi..

            60’lı yılların başında, yeniyıl kutlaması nedeniyle büyük halamın Aralık ayının 20’sinde İstanbul’dan gönderdiği tebrik kartı yılbaşından sonra, Ocak ayının 15’inde Niksar’a ulaşmıştı. “Güler misin ağlar mısın” derler ya.. Gelen tebrikte, üzeri simlerle ışıl ışıl parlayan bir kış manzarası ve rengârenk giysilerle mutlu bir aile resmi vardı. Çok güzel ve gösterişli bir tebrikti.. Neredeyse hergün elimden düşürmediğim kartın ne kadar anlamlı bir gönderi olduğunu bugün daha iyi anlıyorum. O günler, gelen her mektubun tekrar tekrar okunduğu, her tebriğe defalarca bakıldığı ve saklandığı bir başka zamandı.. Bir mektup, yakın bir ilden gelse bile, en erken 1 haftadan önce Niksar’a ulaşmıyordu. Şimdi öyle mi? Bilgisayarın tuşuna basarak, bir “tık” ile 1 saniye gibi hatta daha kısa sürede dünyanın öbür ucuna dilediğiniz iletiyi gönderebiliyor, bu iletinize fotoğraf ya da grafik türünden ekler yapabiliyorsunuz. Herşey bu denli çabuk ve hızlı olunca özlemden kaynaklı heyecan da azalmıyor değil hani..

            Mektuplaşmanın mutluluğu, sevdiklerimizden iki satır da olsa haber almamızdaki heyecan ve günler süren o bekleyişlerin ruhu şimdilerde yok artık. Dedim ya; eğer bilgisayarınız varsa, hergün onlarca elektronik mektup (e-posta) yazabilir ve hemen gönderebilirsiniz. Kırtasiyeciden zarf, tebrik kartı ve kağıt almak yok. Yazdığınızı beğenmeyip, kağıdı yırtıp tekrar, sil baştan yazmak yok. Kış - yaz demeden postaneye gitmek yok..

            Kitap ya da cep fotoromanı arasında yavukluya gönderilen küçük mektupçukların yerini de cep telefonlarıyla gönderilen kısa mesajlar aldı. Çağın bu hızlı teknolojik gelişimi beraberinde kendi dinamiklerini de getirdi. İş dünyasında olsun, resmi özel kurum ve kuruluşlarda olsun, dünyanın her yerinde ve her zaman elektronik iletişim ağları başarıyla kullanılıyor. Bilgi depolamada, istatistiksel veri çalışmalarında, internet yoluyla uzaktan yapılan cerrahi uygulamalarda, bilimsel çalışmalarla ilgili uluslararası veri transferlerinde.. Ticaret ve ekonomi dünyası da bu dijital olanaklardan yararlanırken daha kolay, yaygın ve hızlı reklam yapabilen uluslararası dev şirketler ürettikleri malların tanıtım ve pazarlamasında da daha başarılı oluyorlar elbette.

            ‘Mektup’tan ‘e-posta’ya uzayan sayısal bir geleceğin duygusal hüzünlerini bir yana bırakırsak, çağdaş ve uygar bir dünyada, ülkemizin de diğer gelişmiş ülkeler arasında söz sahibi olabilmesi için tüm kurum ve kuruluşlarıyla, en akılcı yöntem ve uygulamalarla elektronik kitle iletişim olanaklarından mutlaka yararlanması gerekir. Zamanı kısır politik çekişmelerle değil, ilim ve bilim yolunda kullanarak..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
250