porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

SON SEMERCİLER NİKSAR’DA ATA YADİGÂRI BİR ZANAAT (II)


Bu makale 2014-05-29 12:57:37 eklenmiş ve 1044 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

    Bugün bir başka heyecanlıyım. Hüzünle karışık telaşlı bir mutluluk içinde, yitik bir mesleğin son kahramanlarını ziyarete giderken eski kalaycıları, debbağları, nalbantları ve urgancıları konuşuyor, bir yandan da eski günlerden bugüne kalan ne varsa listesini yapmaya çalışıyoruz.
    Sevgili Cihat Taşkın ile birlikte Niksar'daki son semer ustalarımızdan Cemalettin Eriş ve Duran Çağhan ile  yapacağımız söyleşi için Pazar yerindeki semerci dükkanına ulaştığımızda ustalarımızı semerlerin başında çalışırken buluyoruz. “Meslek erbabı işiyle yekvücut olan kişidir” sözünü doğrularcasına çalışan Cemalettin Ustaya “kolay gelsin” diyor ve sohbete başlarken Cihat Ağabey de yanından hiç eksik etmediği fotoğraf makinesi ile ustalarımızı görüntülemeye çalışıyor.  
    Önce Cemalettin Usta kendisini tanıtıyor; Ben Cemalettin Eriş, 1934, Niksar doğumluyum. Niksar'ın Karşıbağ mahallesinden. Bize Köseoğulları diyorlar. Babamın ismi Durmuş. Semercilik işine 1953 senesinde girdim. 1956'da askerden geldikten sonra dükkân açtık. Ondan belli semerciyiz. 61 yıl olmuş bu işe başlayalı. Kendi dükkânımızda ise 58 yıldır çalışıyoruz. Ustam Hekimoğlu Hamdi usta idi. Allah ondan razı olsun beni meslek sahibi yaptı ve bugünlere geldik.
    Duran ustamıza dönüp, kolay gelsin dediğimizde hoş geldin sefa geldin diye mukabelede bulunuyor ve kendisini tanıtıyor; Bana Haşeroğun Duran derler. Babamın ismi Şükrü Çağhan. Ben 1944'lüyüm. Askere gidene kadar çıraklık yaptım. 2 sene askerlikten sonra 1966 senesinden bugüne kadar kendi işimde çalıştım ve bugüne kadar geldik.
    Çoluğumuzu çocuğumuzu bu sanat sayesinde yetiştirdik. O zamanlar bu sanatlar çok kıymetliydi. İşleri yetiştiremiyorduk. Gece saat 12'lere kadar çalıştığımı biliyorum. Gece saat 12'ye kadar millet yanımızda bekliyordu. Taaa Akkuş, Ordu, Kumru'dan gelirlerdi. Oralardan gelirlerdi. Ama şimdi tabi arabalar çıktı. Atın eşeğin yerini traktörler, kamyonetler, minibüsler, otomobiller aldı. Bizim işlerde yavaş yavaş azaldı.
    Geçinip gidiyoruz şimdikârlık. Ama çok iyi sanat bu sanat. Bu sanattan çok ekmek yedik. Çok şükür Allahıma.  Bu sanatın değerini bilen bilir. Şimdiki zamane çocuklarına diyoruz ki gelin çalışın diyoruz. Amma gelmiyorlar pis diye. Yenecek ekmek burada ama bilmiyor çocuklar. Aha öyle boş geziyorlar ama yine de gelmiyorlar. Belediye reisleri dediler ki, böyle böyle, siz çırak alın, yetiştirin. Efendime söylüyüm size ben dükkan verem bilmem ne verem. Söylüyoruz çocuklara pis diye gelmiyorlar buraya. Hadi bakayım, ne yapacaksın. Bu meslekten çok ekmek yedik. Biz bu mesleği bırakalım, gelirler evde bulurlar bizi. Ama artık tarihi esere karıştı bu iş.
    Sadece bu Pazar yerinde 18 semerci vardı. Buralar hep handı. Bunların hepsi bu sanattan ekmek yiyorlardı. O kadar semerci ile işler gene de yetişmiyordu. Çünkü o zamanlarda herkesin evinin önünde eşeği, atı, katırı vardı, hepsi vardı. Ama şimdi ne eşek kaldı ne de at. Tabii biz semercilerde kala kala 2 kişi kaldık. İkimizde ortak çalışıyoruz şimdi.     
    Bir zamanlar dernek varmış, Semerciler Derneği. Demirciler Derneği, Kalaycılar Derneği, Bakırcılar Derneği gibi. Sizin bu dernek ne iş yapardı, kaç üyesi vardı?
    Cemalettin Usta anlatmaya başlıyor; Bütün esnaflar, semerci semerci olarak  kalaycı kalaycı olarak demirci demirci olarak dernek kurduk. Mecbur gibi bir şeydi. Çünkü o zaman hükümet semerciye telis verirdi, hesaplı ve ucuza. Kalaycıya kalay veriyordu. Demirciye demir veriyordu. Hesaplı idi, piyasadan çok daha ucuz oluyordu. Hükümet dernek kuranlara hesaplı mal veriyordu. Mesela telisin metresi piyasada 120 kuruş ise dernek üyeleri 70 kuruşa alıyordu dernek vasıtasıyla… Bizde semerciler olarak dernek kurduk. Sayımız 18 kişi idi. 1950'li yılların ortalarında idi.
    Derneğimizin kurucu ve üyeleri Hekimoğlu Hamdi Usta, Dadanların Duran Usta, Zileli Basri Usta, Zileli Zühtü Usta, Davutoğlu Basri Usta, Çamuroğlu Mustafa Usta,  Kekeç Salih Usta,  Tepe'den Fazlı Usta, Kazancı'dan Kaya Usta, Tepebaşıların Rıfat Usta, Hasanbaşoğlu Mustafa Usta, Ahmet Dallı Usta, Cüroğ Bahattin Usta, Kösoğlu Cemalettin Usta, Duran Boynudelik Usta, Pınaroğlu Salih Usta, Kaleiçi'nden Koç Fehmi Usta, Hanegâh'tan Durmuş Usta idi.
    Derneğimizin yeri Orta Çarşı'da idi. Derneğimiz Çilingir Hakkı Usta'nın dükkânının yan tarafında idi ve Orta Çarşı'ya bakıyordu. Derneğimizin başkanlığını sırasıyla Zileli Basri Usta, Tepe'den Fazlı Usta, Dadanların Duran Usta ve Hasanbaşoğlu Mustafa Usta yapmışlardı. Böyle devam etti ihtilâle kadar işte. Herkes toprak oldu gitti biz kaldık. Basri usta filan namlı usta idi. Taa Ünye'den, Ordu'dan gelirlerdi. Çok güzel işçilik yapıyorlardı.
    Bir de eyer yapanlar vardı ama onlar semerciler değil saraçlardı. Hem Çerkez, hem de İspanyol eyeri yaparlardı. Saraç Kamaloğ Halis (Kamalı), Saraç Hacı (Hacı Süleyman Erdem), Saraç Abdullah Usta, Saraç Zeheroğun Mehmet (Eraydın), Saraç Mustafa (Özşen). Hepsi işinin ehli çok iyi ustalardı. Her biri aynı zamanda iyi birer dökümcü olan kuyumcuların yaptıkları gümüş, bafon süslerle eyerleri süslerlerdi. Bir de Kamaloğ Salih usta vardı eski saraçlardan. Ben ilk önce bir yıl kadar onun yanında çalışmıştım. Kamaloğ Salih usta o zamanlar pehlivan kispeti dikerdi. Niksar'da ve civarda ondan başka pehlivan kispeti diken yoktu. Bölgenin namlı pehlivanları gelip ona kispet diktirirlerdi. Yine sırımdan (Sırım, sahtiyanın- tabaklanmış ve cilalanmış teke derisi-  ıslatıldıktan sonra makasla ince ince kesilmesiyle elde edilir.) at kamçısı yapardı.
    Biraz önce dediniz ki semercilik çok önde, çok çalışan bir meslekti. Müşterisi çoktu, ama şimdi yok oluyor neden? Bu sorumu a ise Duran Usta cevap veriyor;
Sebebi belli; traktörlerin çıkması, vasıtaların, arabaların çoğalması. Her tarafta arabalar çoğaldı. Şimdi yaylalara köylere bile yollar yapıldı. Yollar yapılıp arabalar gitmeye başlayınca hayvana iş kalmadı. Hayvan gücü kayboldu, bu sefer de bize iş kalmadı. Öyle olunca semer talebi seneden seneye düştü. Eskiden yayla zamanı muhakkak çok iyi alış veriş olurdu, şimdi yaylalara motorlar gidiyor. Tütün zamanı olduğunda çok büyük bir alış veriş yapardık. Tütün kırımında! Çok büyük alış veriş yapardık, semer yetiştiremezdik satmaya. Şimdi ise maalesef… Ova köylerinde ne eşek, ne de at kalmadı. Yukarı, dağ köylerinde var. Buhanı (Güvenli)'de 30-40 eşek vardı. Onlarda artık at alıyorlar, eşek onlarda da azalmaya başladı ama Akkuş tarafında hala çok.
    1980  1985'lere kadar zararımız yoktu. Sonrada seneden seneye düştü. 1990'lı yıllarda ise tamamen düştü. Şimdi şu anda ikimiz de emekli maaşı olmasa geçinemeyiz. Burası bizim için hem bir eğlence, hem bir uğraş hem de hem de zaman geçirme ve meşguliyet.
    Cemalettin Usta çırak konusuna giriyor bu arada ve çırak gelmediğini söylüyor. Bizim işimizin hem pisliği çok, hem de önü kalın yani geleceği parlak değil, geleceği yok yani. Bunlardan dolayı biz de tavsiye etmiyoruz. Zaten diyor civarda da pek kalmadı semerci. Ordu tarafında bir tane Ünye'de var semerci ustası. Turhal'da Erbaa'da yok, Tokat ve Zile'de birer usta kaldı. Niksar'da da biz ikimiz kaldık.
    Cemalettin Usta bunları söyledikten sonra Pazar yerine bakarak dalıp gidiyor ve biraz sonra konuşmaya başlıyor; Burası bir zamanlar Niksar'ın merkeziymiş. Demirciler, kalaycılar, bakırcılar, dericiler, debbağlar herkes buradaymış. O zamanlar herkes birbirini tanıdığı için gayet samimi bir hava vardı. Ama şimdi biz buradakiler olarak karşıdakileri tanımıyoruz, tanısak da samimi olamıyoruz. O zamanlar herkes yerliydi, birbirini tanıyordu, sülalesini tanıyordu. Şimdi ise çoğu dışarıdan, köylerden geldiği için yerli çok azaldı. Onun için de pek o kadar samimilik yok zannediyorum diyor.
    Bu sırada Duran Usta söze karışıyor ve ustalar arasındaki ilişkileri anlatıyor; Eskiden, sanatkârlar sabah erkenden namazı kılar gelirlerdi.  Ama şimdi saat 9 demeyince dükkânına gelen yok. Demek ki eskiden sanatların bir değeri varmış. Sabah erkenden kim gelirse ben onun çayını kahvesini söylüyordum,  bilmem ne ediyordum. Bir geliş gidiş vardı emme şimdi ne o var ne bu var. İş te böyle evde de böyle oluyor yine. Eskiden birbirine gidiş gelişler vardı.  Şimdi ne gelen var, ne soran var. Artık güvensizlik mi desem ne desem bilmiyorum.  O güvenin oluşması için biraz samimiyet, biraz sıcaklık biraz da zamana ihtiyaç var herhalde.   

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400