yeni film yeni film porno

TOKATLI ŞEYHULİSLÂMLAR (I)


Bu makale 2014-06-03 12:58:15 eklenmiş ve 640 kez görüntülenmiştir.
A. Turan ERDOĞAN

    Tokat'ın yetiştirdiği ender şahsiyetlerden söz etmeden önce bu güzel cennet köşesini kısaca tasvir etmek yerinde olur. Söz konusu Tokat olunca herkesin abanarak şemsiyesi altına girdiği renklerin şahı, aklın, bilincin ve kutsalın rengi olan yeşil rengi ile Tokat'ı zihinlerde konuk etmek isterim. Almus Barajında mayalanan yeşilin tüm tonlarının süzüle süzüle Yeşilırmak'a dönüştüğünü görmenin hayalini de tanıma eklemek gerekir. Bu nehrin Tokat'ı baştanbaşa nazlı nazlı akarak kendi büyülü dünyasına, suyun derûnî âlemine taşıdığından bahsedersek sanırım tanıma en güzel katkıyı sunmuş oluruz. Çünkü bu efsunkâr renk insana güven, huzur ve istikrar verir. Tokat'ı saklı bir cennete benzeten seyyahları herhalde bu renk cümbüşünün hâkim rengi etkilemiş olacak ki; Tokat'tan söz ederken hep bu şehir huzurun ve güvenin hâkim olduğu, olgun ve kâmil insanların mekân tuttuğu bir diyar diye kayıtlara geçmiştir.
    Tokat, büyük Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî'nin hayırlı ve bereketli duasına mazhar olmuş bir özel şehirdir. “Âlimler Konağı, Fazıllar Yurdu ve Şairler Yatağıdır…”
          Evliya Çelebi' ise Seyahatname'sinde Tokat'ı şöyle anlatır;
    “Bu havası hoş şehrin dört tarafında, bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Bu bahçelerde bülbüllerin ötüşü, insan ruhuna sefa verir. Meyveleri lezzetli ve latif olup, her tarafa hediye olarak gönderilir. Her bağında birer köşk, havuz, fıskiye ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar; kin tutmaz, hile bilmez, deryadil, haluk, selim ve halim insanlardır. Herkese iyi zanda bulunurlar. İyi geçinirler, hayırlı yapılar yaptırmaya hevesleri çoktur. Camii, saray, köşk ve imaretleri o kadar güzel ve metin olur ki, buralara girenler hayran olurlar. Şehir genişlik ve çok ucuzluk bir yer olup dünya yüzünde eşi yok gibidir. Yılın her zamanında halkının nimetleri boldur.”
    Ayrıca Tokat, Avrupa Üniversitelerinde yüzlerce yıl tıp kitabı olarak okutulan İbn-i Sina'nın “Kanun” adlı eserini ilk defa Türkçeye kazandıran Hekim Mustafa'nın şehridir. Bükreş'te divan kâtibi olarak bulunduğu dönemde âşık olduğu Romanyalı bir kızın Hıristiyan olması teklifi karşısında “Kırk Yıllık Kâni Olur mu Yani” diye cevap veren mizah ustası Ebubekir Kâni'nin diyarıdır.
    Her seher vakti, altı asırdır Ali Paşa Camii'nin minaresinden yayılan davudî ezan sesi Ulu Cami ve Takyeciler'in ses tınısı ile birleşerek gönül iklimine sağanaklarını indirip kalenin burçlarında yankılanır. Gıj gıj Baba'ya, Hac Dağı'na selam ve dua demetlerini ay yıldızlı bayrakla nazlı nazlı salınarak ulaştırmaya çalışır. Çamlıbel'den, Yıldız Dağı'ndan esen sert rüzgârların salvoları Topçam Dağı'nın güçlü direnci ile sakinleştirilir.
    Tokat bu özel hasletlerinin gereği olarak Osmanlıya 6 tane  Şeyhu'l İslam kazandırmıştır. Bu özel iklimde, dualara mazhar olmuş bu topraklarda oturmanın zekâtını da böylece îfa etmiştir.  Bu girizgâhtan sonra şimdi kayıtlara düşen Tokat'lı Şeyhu'l İslamları ve Osmanlıdaki bu özel makamı tanımaya çalışalım.
    Şeyh'ul İslam, Osmanlılarda en yüksek payeye ulaşan “din âlimi” olup, Şeyh'ul İslâmlık da o âlimin ifa ettiği yüce din makamının adıdır. Bu unvan, Osmanlı devlet kadrosuna Yıldırım Beyazıt devrinde Molla Fenâri Mehmed Şemseddin efendinin tayin edilmesi ile başlar.
    Fetva verme ehliyetine sahip en üst seviyedeki resmi yetkili demek olan bu makamın sahibi, zatlar, İslam'ın intişarından itibaren mevcut olup, Osmanlılara kadar çeşitli isimler altında bu yüce görevi ifa etmişlerdir.
    1424 yılında Molla Fenari'nin tayininden, son Şeyh'ul İslam'ın azil tarihi olan 1924'e kadar 131 tane Osmanlı Şeyh'u1 İslâm'ı gelmiş geçmiş, bunlardan bazıları aynı makama birkaç defa azlolunup tekrar getirilmişlerdir.
    Altı asırlık Osmanlı döneminde bu yüce din makamına Tokat altı tane Şeyh'ul İslam vererek tarihteki yerini almıştır. Bu âlimlerimizden her birisinin ünü milli sınırlarımızın en ücra köşelerine kadar ulaşmış, bunlardan Molla Hüsrev ile İbni Kemal Paşa, Osmanlı cihan Devletinin kemikleşip yücelmesinde ve cihan devletini hakkıyla ifâ etmesinde unutulmaz hizmet vermiş ve te'sir bırakmış kimselerdir. Muid Ahmed Kazâbâdi ile Kadızade Mehmed Tahir Efendi ise Osmanlı Devletinin, çeşitli fitne ve entrikalarla siyasi zelzeleler geçirdiği bir devirde, devletten ve meş'ruiyyetten yana olarak istikrar unsuru olmuşlar, İmparatorluğun yıkılmaması için manevi payandalık görevini yerine getirmişlerdir.
    Hacı Kara Halil ve Mustafa Sabri Efendi devirleri, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma dönemine ve hatta son demlerine rastladığından, zamanın çalkantıları arasında kalmışlar, seleflerinin gösterdikleri yararlıkları gösterememişlerdir. Böyle olmakla beraber bu iki zat'ın ilmî seviye ve seciyelerinin de yüksek olduğuna şüphe yoktur.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400