erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

TOKATLI ŞEYHULİSLÂMLAR (III)


Bu makale 2014-06-04 19:02:31 eklenmiş ve 683 kez görüntülenmiştir.
A. Turan ERDOĞAN

MUID AHMED KAZABADÎ
Osmanlı Şeyhülislamlarının 30 uncusu olan Muid Ahmed Kazâbâdî Kazâbâd'da dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi tesbit edilemeyen Ahmed efendinin babasının adı Mehmed'dir. Kazâbâd, Tokat'ın Turhal kazasına bağlı nahiye olarak Pazar ile bağımlı ve yakın bir tarihe kadar Dimorta olarak bilinen birtakım yerlerin isminin değiştirilip Türkçeleştirilmesi sırasında Üzümören olarak değişen ve halen bir kasaba merkezi olan yerin adıdır.
Kasabanın çok eski bir yerleşme yeri olduğu tarihî kalıntılardan anlaşılmakta olup, Müslümanların bölgeyle birlikte bu yere girişi de hicrî 90 lı yıllara kadar uzanmaktadır. İlk gelen Müslümanların bu kasabaya önce Kariye-i Kefere, bir müddet sonra Nahiye-i Cebel, dedikleri, daha sonra Dimorta olarak değiştiği ve yerleştiği eski kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Kaynaklar, Muid Ahmed Kazâbâdî'nin tahsiline doğum yeri olan Kazâbâd'da baş1adığını, Tokat'ta devam ettiğini ve Sivas'ta tamamladığını göstermektedir. Genç yaşta İstanbul'a gelen Kazâbâdî, evvelki bildikleri ile yetinmeyip, tahsiline orada da devam ederek devrinin mühim âlimlerinden faydalanmasını bilmiş ve İmparatorluğun karmakarışık devri olan IV. Sultan Murad devrinde memuriyet hayatına atılarak kısa zamanda önemli memuriyetlere terfi ettirilmiştir. H. 1035 yılında Şam, 1039 yılında Mısır, 1043 yılında Edirne kadılıklarında bulunduğunu görüyoruz. 1045 yılı İstanbul Kadısı oldu. 1047 yılında da Anadolu Kazaskerliğine getirildi.
Devrin entrikalarına karışmayan ve üzerine aldığı görevi her zaman ciddiyetle sürdüren Ahmed Efendi, bir ara muarızlarının gammazlaması ile IV. Murad tarafından Belgrad'a sürgüne gönderilmiş ise de tekrar görevi başına döndürülüp, 1049 yılında Rumeli Kadıaskerliğine getirilmiştir. Üç sene bu görevi sürdürüp, daha sonra azledilmiş, 1055 senesinde payelerin en yücesi olan Şeyh'ul İslamlığa getirilmiştir. Bundan sonra vefat tarihi olan 1057 senesine kadar iki sene müddetle bu ulvî görevde kalmıştır. IV. Murad devrinde başlattığı bu disiplin ve titizliğini, daha sonra saltanat makamına gelen Sultan İbrahim devrinde de terk etmemiştir.
Onun hizmet devri, Osmanlı Devletinin bilhassa Saray Entrikaları bakımından fıkır fıkır kaynadığı bir zamana rastlar. Gerek Kösem Mah'peyker Sultan, gerekse Cinci Hoca, Muid Ahmet Efendiyi bildiği ve inandığı yollardan saptıramamış ve kendisine hiç bir suretle tesir edememişlerdir. İdareyi yozlaştıranlara karşı bir şey yapamamanın buruk1uğunu yakın bildiklerine şu cümlelerle ifade ettiği tespit olunmuştur: Ah, nolaydı, İstanbul'a gelip şeyhülislam olmasaydım da Kazova mandıralarında hayvanları güderek hayatımı sürdürseydim. Belki o zaman gönlüm daha rahat, ihlasım daha kat kat olurdu.
Bu ifadeler, Kazâbâdî'nin İstanbul'da sıkıntılı günler geçirdiğini, aslında o günün İstanbul'unun sıkıntılar içerisinde kıvrandığını, her dürüst kişinin Kazâbâdî'nin yaşadığı bunalımlara iştirak ettiğini göstermektedir. Her türlü sıkıntıya ve sıkılmalara rağmen Muid Ahmed efendinin hadiselerin altında ezilmediğini, eğilmediğini de görmekteyiz. Kazâbâdî'nin bilinen altı tane eseri vardır.
KADIZADE MEHMET TAHİR
104 üncü Osmanlı şeyhülislamı olan Kadızade Mehmed Tahir Efendi hicri 1160 (1747) tarihinde Tokat'ta doğmuştur. Kadı Ömer Efendi isminde bir zatın oğludur. II. Mahmud devri şeyhülislamlarından olup, Meşihattaki hizmet süresi 2 sene, 5 ay, 5 gündür.
O tarihlerde düzeni bozulmuş Yeniçeri ocağının kaldırılması için fetva verme cesareti gösteren değerli bir din ve hukuk âlimidir.
Dinî bilgilerini babasından okumuş, ayrıca zamanın meşhur âlimlerinden faydalanmak üzere muhtelif medreselerde öğrenimini sürdürüp icazet almış ve nihâyet hicrî 1196 tarihinde girdiği ruus (öğretim üyeliği) imtihanını başarılı bir şekilde kazanarak müderris (profesör) olmuştur.
Me'muriyet hayatına atılan Kadızade'yi muhtelif yerlerde kadı olarak görmekteyiz. 1818 tarihinde ise İstanbul Kadılığına getirilmiştir. 1824 tarihinde Anadolu Kadıaskerliğine, 1825 te de Rumeli Kadıaskerliğine tayin olunmuş, aynı yıl Şeyh'ul İslâmlığa getirilmiştir.
II. Sultan Mahmud devrinin en önemli hadisesi, nizam ve intizamı bozulan Yeniçeri ocağının lağvedilmesidir. Orduyu yeniden disipline etmek için her bakımdan kokuşan bu ocağın tamamen dağıtılması şarttı.
Önceleri Osmanlıyı Cihan devleti seviyesine yücelttiği halde, sonraları akıl almaz derecedeki mefsedet maskaralıkları ile devleti yıkılacak noktaya getiren yeniçeri ve ocağının kaldırılıp dağıtılmasına kesin kararını veren II Mahmud, önce bu işi başarabilecek kadroyu oluşturmakla işe başladı. Bunun için de Benderli Selim Paşa'yı Sadrazamlığa, Kadızade Tahir efendiyi de Şeyh'ul İslamlığa tayin etti. Bu önemli hadisenin devlet ve millet yararına neticelenmesinde her iki zat da Sultan'a tam destek sağlamışlardır.
Sık sık sarayı bile tazyik altında tutarak devlete ve millete korkulu günler yaşatan bu şer ocağının kaldırılması için verilen fetva, o günlerde kimsenin cesaret edemediği bir kahramanlık örneğidir.
II. Mahmud, bu çok cesur ve çok hayırlı hizmetinden dolayı Kadızade'ye Elmas Taşlı kendi yüzüğünü hediye etmiştir. Orduda kavuk yerine Miğfer giyilmesi için fetva verme şerefi de Kadızade'ye aittir. Hadise sırasında 80 yaşında olan Tahir Efendi kendi isteği ile görevinden çekilip, ömrünün kalan kısmını evinde ibadet ve istirahatle geçirmiştir. Kaynaklara göre muhtelif konularda 5 tane eser vermiştir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400