yeni film yeni film porno

TEKBİR’İN BESTEKÂRI; BUHURİZÂDE MUSTAFA ITRÎ EFENDİ


Bu makale 2014-07-23 19:35:02 eklenmiş ve 1340 kez görüntülenmiştir.
A. Turan ERDOĞAN

Anadolu, gönül dilinin harmanlandığı münbit topraklardır. Nice şairler şiirlerinde, nice âşıklar meşklerinde, nice âbitler ibadetlerinde ve nice zâhitler zühtlerinde ilâhi terennümün meyvelerini derlemişlerdir. Buhurizâde Mustafa Itr'i' de bu kutlu diyarın insanlık âlemine sunduğu bir muştudur. Bu toprakların kıymetli bir meyvesi ve zekâtıdır.

Yaşadığımız gezegen'in değerleri arasında paha biçilmez bir yere sahip olan bu gönül adamı dünyaya bıraktığı özel ve güzel mirasının anısına Paris'te yapılan UNESCO'nun 36.Genel Konferansında; 2012 Yılı ülkemizin teklifi üzerine Bestekar Buhurizade Mustafa  Itri'nin ölümünün 300. yılı olarak anma programına alınmış ve Itrî yılı olarak ilan edilmiştir.

Dünyanın tanıdığı bu büyük bestekârı biz ne kadar tanıyoruz. Millet olarak, bir duyarlı insan olarak Buhurizâde Mustafa Itri'yi tanımaya, dolayısı ile bir vefa borcunu ödemeye çalışacağım.

Öyleyse Kimdir Buhurizâde Mustafa Itrî Efendi; 

Klasik ve dinî mûsıkînin en büyük bestekârlarındandır. Bilinen kayıtlara göre doğum tarihi (M.1630-1640) yılları arasındadır. Asıl adı Mustafa olup Itri mahlasıdır. Çiçekçilik ve meyvecilikle uğraştığı için bu mahlası almış olduğu söylenir. Mustafa Itrî Efendi, İstanbul'un Mevlânâkapısı civarında, o zamanki adı ile Yapılan, bugün Yayla, ya da Yaylak denen semtte doğdu. İyi bir tahsil gördü. Mûsıkîde hocası büyük mûsıkîşinas Hâfız Post'tur. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı düşüülmektedir. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir delili olabilir. 

Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede'ye (?-1671) intisap etmiş, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur. Beş padişah devri yaşamış olan Itrî'nin şöhreti Sultan IV. Mehmed'e kadar ulaşmış, pek çok lütûf görmüş, beğeniler almış ve padişahın sohbet arkadaşı olmuştur. Saraya girmeden önce ne tür işlerde çalıştığı bilinmiyor. Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve müzik sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray'dı (1634-1704). 

Itrî, IV. Mehmed'le yakınlığının bir sonucu olarak, padişahtan, kendisine esirciler kethüdalığı görevinin verilmesi dileğinde bulunmuş, bu dileği yerine getirilmiştir. Bazı kaynaklar, onun bu dileğini, İstanbul'a getirilen esirlerin ülkelerinin müziği üstüne bilgi edinmek, içlerinden müziğe yeteneği olanları da yetiştirmek istemesine bağlarlar. Itrî uzun yıllar Enderun'da müzik öğretmenliği ve hanendelik ettikten sonra, elli yaşına doğru emekli olarak saraydan ayrıldı. Ancak, müzikteki ünü Lale Devri'nde daha da artarak sürdü. Meyvecilikle çiçekçiliğe meraklı olduğu, kendi adıyla anılan İstanbul'un ünlü Mustabey armudunu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. 

Divan şairlerinden Şeyhî'nin yazdığına göre, ölümünden sonra "Mevlevihane Yenikapusu haricine" gömülmüştür. Mezar taşı kayıptır.

Itrî zamanının tanınmış şairlerindendir. Divan ve âşık tarzlarında şiirleri vardır. Naatlar, gazeller, tahmisler, nazireler, tarih düşüren beytler ve şarkılar dışında, hece ölçüsüyle türküler de yazmıştır. Bestelediği eserlerde şiirlerinin pek azını güfte olarak kullanmış, Nâbî, Bakî, Nazîm, Nailî, Nef'î gibi ustaların şiirlerini bestelemeyi yeğlemiştir. Şiirlerini topladığı Divan'ı kayıptır. Şiirlerine şuara tezkirelerinde, yazma şiir derlemelerinde rastlanır. Ancak, Itrî mahlaslı bütün şiirler ona ait değildir, 1622'de ölmüş başka bir şair de aynı mahlasla şiirler yazmıştır. 17.ve 18 yy'larda Buhurîzade lakabıyla tanınmış iki müzikçi daha bulunduğu için, Itrî'nin onlarla da karıştırılmaması gerekir. Itrî aynı zamanda tâlîk yazı yazan bir hattattır. Edebiyat ve hat öğretmeni Siyahî Ahmed Efendi'dir (?-1697). Yazdığı tâlik yazı örnekleri, Hâfız Post'un güfte derlemesine eklediği güftelerde görülür. Neyzen olduğu da söylenir. Saz eserleri bestelemesi, ney ya da başka bir saz çaldığını gösterir. Itri'nin  Neva Kar'ı da repertuarının en seçkin  eseri olarak kabul edilmektedir.

Teravih namazı sırasında makam değiştirme kuralı ile, camilerde müezzinlerin uyguladıkları çeşitli kuralların Itrî tarafından konulduğu söylenir. Bayram namazlarında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyareti sırasında okunan Segâh Salât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Dilkeşhâveran Gece Salâtı, üç yüz yıldır etkilerinden bir şey yitirmemiş eserlerdir. Özellikle ilk ikisi çok kısa birer cümle içinde ortaya koydukları etkinin yoğunluğu bakımından Türk müziğinde benzersiz bir sanat gücü taşırlar. Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrî'nin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan eserde, güfte ile beste güzel bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın, bestelenmesinden sonra Mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayin'i ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir. Günümüze ulaşan eserlerinin çoğunda deruni bir hava vardır.

Dini müziğin en seçkin örneklerini veren Itri, bütün Müslümanların hep bir ağızdan okuduğu salavât-ı şerife ve tekbir isimli besteleri ile dünyanın en yaygın bestecileri arasına girmiştir.

“Allahuekber Allahuekber lailahe illallahu vallahu ekber Allahuekber ve lillahilhamd.

“Allahümme salli ala seyyidina Muhammedini'n-nebiyyil ümmiyyi ve ala âlihi ve sahbihi ve sellim.” 

Bu besteler üç yüz yıldan beri Müslümanların dillerinde ve gönüllerinde yankılanıp durmaktadır. İstanbul'dan Saray Bosna'ya, Baküden Bağdat'a, Kudüs'ten  Kahire'ye kadar bütün İslam coğrafyasında coşkuyla okunmaktadır. 

Yahya Kemal Itri'yi şöyle anlatır; 

Büyük Itrî'ye eskiler derler

Bizim öz mûsikimizin pîri;

O kadar halkı sevk edip yer yer,

O şafak vaktinin cihangiri,

Nice bayramların sabâh erken,

Göğü, top sesleriyle gürlerken,

Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.

Tâ Budin'den, Irak'a, Mısr'a kadar,

Fethedilmiş uzak diyarlardan,

Vatan üstünde hür esen rüzgâr,

Ses götürmüş bütün baharlardan.

O dehâ öyle toplamış ki bizi,

Yediyüz yıl süren hikâyemizi

Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.


Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur. Bugün ancak kırk dolayında eseri bilinmektedir. Günümüze kalan pek az eseriyle bile bugün de Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatında ki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.

Buhurîzâde Mustafa Itrî Efendi aynı za

manda bir Peygamber âşığıdır. O, yüreğinin sesini dinleyerek kalemin muştusuna teslim ettiği sevda şiiri şöyledir.

Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûrsun

Mihr-i âlem-girsin başdan ayağa nûrsun


Târik-i gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem

Münkirîne mahz-ı mâtem müminîne sûrsun 


Sensin ol şâh kim Süleymanlar kapında mûrdur

On sekiz bin âleme hükmetmeğe memûrsun


El benim dûmen senin ey rahmeten lil-âlemin

Şöhretim isyan benim sen afv ile meşhûrsun 


Padişah-ı evvelîn ü kıblegâh-ı âhirîn 

Evvel ü âhir imâmul-enbiya mezkursun


Ya Resûlallah umarım diyesin rûz-ı cezâ 

Gerçi cürmüm çoktur ammâ, Itrîya mağfûrsun!

Bayram ve teravih namazlarının,  kutsal gün ve gecelerin tarif edilmez coşkusunu iliklerimize kadar hissettiğimiz tekbir ve salât-ü selamlar, Peygamberimize ithaf ettiği nice iç sızlatan nağmeler herhalde Itri'ye rahmet okumamız için  iyi bir vesiledir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400