yeni film yeni film porno

TIBB-I NEBEVİ Peygamberimizin Tıbbî Öğütleri (I)


Bu makale 2014-08-18 19:51:32 eklenmiş ve 7296 kez görüntülenmiştir.
A. Turan ERDOĞAN

Peygamber Efendimizin insan sağlığıyla ilgili tavsiyeleri, görüşleri ve uygulamalarına Tıbbı Nebevi diyoruz. Peygamberimiz günlük hayatın içinde, sohbet toplantılarında ashabını, ailesini ve arkadaşlarını uyarıyor, aydınlatıyor ve bilgilendiriyordu. 


Tıbbı Nebevi hayatın bütün safhalarını; sadece tek bir bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığını değil,sosyal bir varlık olan insanın toplum içindeki davranışlarını,aile içindeki sorumluluklarını, kendine ve yakın akrabalarına karsı görevlerini,yiyip içmesinden, uyuması , düşünmesi, giyinmesi, evlenmesi, cinsel yaşamı,iş hayatı, hastalıkları ve bu hastalıklara tedavi yaklaşımlarına kadar hemen her şeyi ilgi ve etki alanı içine alır.


Peygamberimiz (s.a.v.) hem kendisi hastalandıkça hem de çevresindekilerin sağlıkları bozulunca çeşitli tedavi yolları ve ilaç olarak kullanılan nesnelerden bahsetmiş, bunları tavsiye etmiştir. Bazı araştırmacılar bunların tamamının veya çoğunun vahiyle bildirildiğini, isabetli olduğunu, yanlış veya yetersiz olma ihtimalinin bulunmadığını, savunmuşlar dır.


Diğer bir kısmı ise Peygamberimizin (s.a.v.) tavsiye ettiği tedavi şekillerinin ve ilaçların,ilaç yerine kullanılan nesnelerin hemen tamamı, hem içinde yaşadığı toplum tarafından hem de daha eski topluluklarca bilinmekte ve kullanılmakta idi. Bu bakış açısıyla  ilaç ve tedavi şekilleri ile araçları dünya işidir ve beşeri bilgi alanına girer. Beşeri bilgi de zamana, mekana, şartlara bağlı olarak değişir ve gelişir. Peygamberimizin tavsiye ettiği tedavi araçlarının çoğu beşeri bilgi ve tecrübeyle elde edilmiştir. Onları aşmak ve daha iyileriyle değiştirmek dine de, sünnete de aykırı değildir görüşü İslam'ın ruhuna uygundur denmektedir.


Tıbb-ı Nebevi ağırlıklı olarak koruyucu hekimlik tarzında yani hastalanmadan hastalıklardan korunma yöntemleri üzerine yoğunlaşmış bulunmaktadır. Bu yöntemlerle çok kapsamlı değerlendirmelere sahiptir. Kapsamlı değerlendirmeler içinde Kuran'da geçen tıpla ilgili ayet ve hadislerle,tümden bir hayat felsefesini değerlendirme söz konusudur. 


Bir Hadis-i Şeriflerinde Peygamber Efendimiz bütün Müslümanları gayrete ve sağlıklı olmaya teşvik ederek buyuruyor: “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. Allah'a en sevimli olanlar az yiyenler ve vücutça hafif olanlardır. Peygamberden sonra ümmete arız olacak ilk bela çok yemek ve tokluktur. Mide, hastalıkların evidir, perhiz-diyet onun ilacıdır. Oruç tutun sağlık bulursunuz.”buyurmuştur. 


Büyük tabip Biruni ve çağdaşı İbni Sina 10. yüzyılda yazdıkları tıp kitaplarına daima Tıbbı Nebevi'den alıntılarla başladılar. Ortaçağ boyunca Bağdat, İsfahan, Gazne ve Kurtuba'da açılan medrese ve hastaneler şöhretli birer sağlık merkezi haline geldi. 

Mutlu bir hayat fıtratla örtüşen doğal disiplinle mümkün olabilir. İnanç sistemimizin evrensel boyutu içinde, insanın ruh ve beden sağlığına zarar veren gıda ve beslenme tarzı, söz ve davranış ve kötü alışkanlıklar yasak  kabul edilmiştir. 


Merkezi sinir sistemini ve beş duyumuzla birlikte, dolaşım ve sindirim sistemine zarar veren, kullanıldığı zaman sendromlara veya ölümcül hastalıklara sebep olan başta alkol, esrar ve eroin gibi benzeri uyuşturucular haram kılınmıştır. Dünyanın değişik coğrafyalarından Hindistan, Yemen ve Umman'da ağızda çiğnenen Pan ve Nisvar, dumanı ciğerlere çekilen tütsüler ve sigara öncelikle mekruh kabul edilmiştir. Hatta hiçbir tıbbi yararı olmayan tütünün bazı alimlerce haram olduğu vurgulanmıştır.


Yapılan tavsiyeler öncelikle koruyucu hekimlik, hijyen, çevre sağlığı veya geleneksel tedavi yöntemleriyle ilgilidir.

Dünyevi hayatımızın her yönünü kapsayan ve ahiret saadetimizin kaynağı olan Kur'an-ı Kerim bir tıp kitabı değildir. Peygamber Efendimiz de bir doktor değildir. Vahiy kültürüyle yoğrulan ve örtüşen güzel ahlâkı ve hayatıyla  O' örnek model dir. Tıbbı Nebevi kapsamı içinde okuduğumuz Hadisler ya Kur'an'dan alınan ilhamla ya da bölgede asırlardır uygulanıp iyi sonuçlar alınan tıbbi tecrübelere dayanmaktadır. Sağlık konusundaki tavsiyelerinin çoğu vahyi İlahi değil, tecrübe birikimlerinin yerine göre yansımalarıdır. Hastaya umut aşılayan ve yeniden hayata bağlayan hadislerdir. Peygamber Efendimiz, hastaların dertlerine çare aramasını, tedaviye yönelmesini ve sabretmesini tavsiye etmiştir.


Bir hastaya geçmiş olsun ziyaretine giden Peygamberimiz, hastanın ağrı ve sıkıntılarının ilerlediğini görmüş ve yakınlarını uyarmış:

“Bu hasta için hekim getirin!” demiş. 

Hasta sahibi hayretle:

“Ya Resulallah, Sen de mi tabip getirin diyorsun?”

Peygamber Efendimiz cevap vermiş:

“Evet, Allah devası olmayan bir hastalık vermemiştir!”

Hz. Peygamber Arabistan'ın ortasında ve Mekke şehrinde dünyanın en az su kullanan topluluğunu İslâm inancının gerektirdiği telkin ve tebliğlerle dünyanın en çok su kullanan halkı haline getirmiştir. Yapılan tavsiyelerle çölde bir su medeniyeti kurulmuştur. Bütün ilmihal kitaplarının başı su ve suyun kullanılmasıyla alakalıdır. “Soğan ve sarımsak yiyenler mescitlerimize yaklaşmasın” hadisi insana saygının en belirgin mesajıdır. Vücut sağlığının ağız bakımıyla başladığını anlatıp, herkese dişlerini fırçalamasını tavsiye etmiştir. Hijyenden habersiz olan bir grubun, şadırvanda abdest almadan önce ipe bağlı aynı misvak ile herkesin sırayla dişlerini fırçaladığını görünce onları yeniden uyarmış ve eğiterek hatalarını düzeltmiştir. 


Uzun ve olaylı yolculuklar, insan ilişkilerinde gelişen gerginlikler, stres ve sıkıntıların sebebini teşkil eder. Oysa organik hastalıklarımızın kökeninde genelde asabi gerginlikler yatar. Peygamber Efendimiz her şartta ve daima ümit var, olumlu ve pozitif olmamızı tavsiye etmiş:


“Karamsar insan kendini hasta eder!”


“Kötü huylar nefisleri sıkıntıya düşürür!” buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerim, her biri batılı İlim adamları tarafından araştırma konusu yapılan tıp, astronomi, jeoloji, botanik gibi çeşitli bilim dallarına temel teşkil edecek bilgiler veriyor(1). Özellikle insan sağlığını ilgilendiren tıbbî konular önemli bir yer tutuyor(2). Aynı şekilde Peygamberimiz (sav)'in de sağlıkla ilgili pek çok hadis-i şerifleri var. İşte Tıbb-ı Nebevi bunlardan oluşuyor.


Aslında biz müslümanlar, Hz. Muhammed (sav)'i tabîb-i kulûb, yani inançsızlıktan ruhları ve dünyaları kararmış insanlara hayat bahşeden, gönül aydınlığı ve ebedî kurtuluş getiren "kalblerin tabibi" olarak tanırız.


Hz. Peygamber (sav)'in tıbba dair hadisleri tabib gözü ile ele alınırsa bir bölümünün genel tıp konularına, fakat pek çoğunun koruyucu hekimliğe, bir kısmının da tedavi edici hekimliğe ait ilaç tariflerinden ibaret olduğu görülür. Bunlar tıbbî tavsiye, öğüt ve reçeteler de olarak özetlenebilir. 

Bu hadisler bugünkü tıbbi telakkilerimize uygunluk göstermesinden başka, Arap yarımadasındaki tıbbi uygulamaları düzeltmek ve tababete ilmi bir hüviyet kazandırmak gibi önemli bir rol oynamış ve ortaçağa hakim olan bir İslâm tababetinin doğmasına sebep olmuştur(3). Gerçekten o devirde Araplar tababet konusunda çeşitli yanlış telakki ve uygulamalara sahip bulunuyorlardı. Bu konuda şu örnekler verilebilir(4,5):Araplar beraberlerinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hastalıklardan korunacaklarına inanırlar; yılan sokmuş bir kimseyi yılanın zehiri vücutta yayılmasın diye uyutmaz, üstüne başına ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çürük dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerin muntazam çıkacağına inanırlar, şaşılığı değirmen taşına baktırarak tedavi ederler, yaraları kızgın demirle dağlar, vebadan korunmak için merkep gibi anırırlar, hastaları kâhinlere götürür, sihir yapar, tapınaklara kurban keser, böylece hastaların içine girmiş şeytanların çıkacağına inanırlardı. Hz. Peygamber (sav) yukarıda zikredilen batıl ve ilmî değeri olmayan bu uygulamaları kaldırmış, tababete yeni bir anlayış getirmiştir. Şöyle ki, tabib olmayanların hasta tedavi ettikleri takdirde verdikleri zararın ödetilmesi, tabiblerin alacağı ücretin meşru olduğu, bulaşıcı hastalıklara karşı korunma, salgının bulunduğu yere girmemek ve bu yerde bulunuyorsa dışarı çıkmamak (karantina), vücut temizliği, yiyeceklerin ve çevre temizliğine önem vermek, yiyecek ve içeceklerde itidali muhafaza etmek, hastalanınca tedavi olmak ve tedaviye inançla bağlanmak, hastalıklarda çeşitli tedavi usulleri tarif ederek bir ilaç telakkisi oluşturmak, haram nesnelerle tedavi yapılmaması gibi tavsiyeler yanında, hastalık anında hazık (mütehassıs) hekime müracaat etmek, cahil tabiblerden uzak durmak gibi çok önemli konulara temas buyurmuşlardır. Bu konuda pek çok örnekler verilebilir (3,4,5,6,11).

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400