porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

ATATÜRK’Ü OKUMAK


Bu makale 2014-11-08 18:33:24 eklenmiş ve 1220 kez görüntülenmiştir.
Cihat TAŞKIN

Yazılarımda eğitimin önemini her zaman vurgularım. Toplumda yaygın olarak karıştırılan “eğitim” ile “öğretim” arasındaki ayrımı en doğru açıklayan sözü ünlü dahi Albert Einstein söylemiştir; “Eğitim gerçeklerin öğretilmesi değil, düşünebilmek için aklın eğitilmesidir” der. 


Yaşamın tüm değerlerini aklımızla anlar ve kavrarız. Akılla tartarız azı ve çoğu. O nedenle, akıl çok önemlidir, aklın eğitilmesi de.. Baktığımız bir fotoğrafı gözlerimizle görür ama aklımızla okuruz o fotoğraftaki herşeyi. Sorgulamak, anlamak ve kavramak için akıl gereklidir, eğitilmiş akıl... 


Eğitime önem verenlerin başında kuşkusuz Atatürk gelmektedir. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü ve düşüncelerini de ancak aklımızla okuyabilir, yaptıklarını ve anlattıklarını aklımızla kavrayabiliriz. 


Ulusal günlerimiz olan, her yılın 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 30 Ağustos gibi özel ve önemli günlerinde yapılan konuşmalar, yazılan gazete makaleleri, radyo - tv yayınları büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve onun bağımsızlık mücadelesi hakkındadır. Atatürk'ün anıldığı bir diğer önemli gün ise 10 Kasım'dır. 


Ancak son zamanlarda büyük önderimiz daha sık konuşulur oldu. Eleştiri sınırının çoktan aşıldığı, çarpıtma, iftira ve hakaretlerin açıkça edilebildiği bu dönemde Cumhuriyetimizin mimarı olan “Gazi Mustafa Kemal” adının rastgele bir uslûpla, pervasız tutum içinde ve hakaret içeren sözlerle anılması, ülkenin içine sürüklenmek istendiği kara bilinmezliği gözler önüne bir kez daha sermektedir. 


Güçlü öngörüsüyle geleceği görebilen, kararlılığı ve yüksek özgüveniyle örnek alınacak bir liderin başarılarından ders çıkarmaktan başka yapılacak ne olabilir ki? Ne var ki, her dönemde Atatürk'e ve başarılarına saldıranlar oldu. Atatürk'e saldıranlar, Gazi Mustafa Kemal'in “diktatör” olduğu iftirasını yaymışlardır. 1932 yılında genç bir hukukçuyla aralarında geçen konuşma bu konuya açıklık getirecek niteliktedir. 


Hukukçu genç, yabancı bir yazarın eserlerinden söz ederek, “Bu yazar sizin için diktatör diyor” der. Mustafa Kemal gülümseyerek gence yanıt verir: “Doğru değil. Eğer ben diktatör olsaydım, şimdi sen karşımda böyle konuşamazdın.” 


Diktatörlüğün ne olduğunu açıkladığı bir konuşmasında büyük önderimiz; “Bir devlet, bir ulus dikta ile idare edilemez. Diktatörlerin sonu mutlaka felaketle biter ve ulusların en büyük hücumlarına maruz kalırlar. Fakat bir muazzam idare, temelli bir idare, medeni bir idare demokrasidir… Onun için Türkiye Cumhuriyeti demokrasi yolunda, demokratik bir sistem içinde gelişecektir” demektedir. (1932) 


Diktatörlüğe karşı olan Mustafa Kemal, bulunduğu her ortamda diktatörlüğün zararlarından söz ederken demokrasinin, toplumların gelişmesindeki önemini anlatır. “Bence diktatör, diğerlerini iradesine boyun eğdirendir. Ben, kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.” (1935) “Artık bugün, demokrasi fikri, daima yükselen bir denizi andırmaktadır. 20. yüzyıl, birçok baskıcı hükümetlerin bu denizde boğulduğunu görmüştür.” (1930) 


Cumhuriyetimizin kurucusu M. K. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atarken ülkemizi uygar, çağdaş ve örnek gösterilecek niteliklerle dolu bir devleti düşlemişti. İşte o nedenledir ki; özgürlük ve tam bağımsızlığı kendine ilke edinen Atatürk dikkatle okunması gereken bir dünya lideridir. 


Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü aramızdan ayrılışının 76. yılında saygı, şükran ve minnet duygularımla anıyorum.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
10 KASIM 2104
Necdet ARSLAN 2014-11-10 09:50:15
Çok teşekkürler Değerli Dostum..Gün'e çok şık düşen bir kronik.Atatürk'ün neden okunaması ve nasıl kavranması gerektiğine dönük önemli algılar yaslandırmışsınız kroniğinize...Çok beğendim.Tebrik ediyorum. Ben de 10 Kasım nedeniyle bugün astığ10 KASIM’LARDA …
Anadolu insanının simgesiydi.
Anadolu’dan yükselen güneşi o yönetmişti.
O güneşin aydınlığında insan öyküleri vardı .
O insanlar ki O’nun önderliğinde yıllar boyu Cumhuriyet öykülerini örmek için uğraş verdiler.
Türk yurttaşı O’nunla umutlara yürüdü.
Çok özel bir ‘kimlik’olarak uygar evrendeki hak ettiği yeri aldı.
Kadim toprakların merkezinde Cumhuriyet coğrafyasında serpilip gelişti Türk Aydınlanması…
Ülkenin yöneleceği yönü O açıklamış ve ‘Çağdaş Uygarlık Yolu’ndan yürüyeceğimizi duyurmuştu bütün insanlığa.
Asya ile Avrupa’nın kucaklaştığı bu topraklardaki devletin adı Türkiye Cumhuriyeti idi.
Biz 91 yıldır Cumhuriyetle yönetiliyoruz…O devletin kurucusu idi Mustafa Kemal ATATÜRK…
Güçtür ateşin,kanın ve göz yaşının içinden bir yurt yaratmak…
Güçtür bir ulusu yarınlara taşımak…
Cumhuriyetimizin öyküleri bu nedenle değişikliklerle dolu doludur.
Yaşam değişir.
Evren değişir,doğa değişir,insan değişir…
İklimler değişir,çevre değişir,sosyal olaylar değişir…
Ekonomiler ,savaşlar değişir…
Çünkü değişim esastır.
Sabah kalktığınızda düne benzemeyen yeni şeyler görürsünüz.
Aynaya baktığınız an kendinizde de ufak tefek değişiklerin olduğunun ayırdına varırsınız.
Bugün 10 KASIM…
Cumhuriyet,en büyük hesaplaşmalar yapılarak kurulmuştu.Bir AYDINLANMA DEVRİMİ idi çünkü.
Bu tarih 20.yüzyıla adını veren,çağdaş dünyadaki ulusal bağımsızlık savaşlarının önderinin,bir halk kahramanının sonsuzluğa yürüdüğü günün adıdır…
Cumhuriyetimizi ören öyküler de değişiyor.Varlığını ortaya koyan koca bir karşıdevrim Cumhuriyet’le hesaplaşarak bu öykülerin içinde yer alıyor.
Tüm kazanımlarımızı teker teker yok ederek geçmişiyle hesaplaşanlarla hesaplaşıyor...
Laik,demokratik çağdaş hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kurumlarını değiştiriyor.
10 Kasım 1938
TAN Gazetesi manşetini :
‘’BABAMIZI KAYBETTİK’’ şeklinde atıyor.
Öteki gazetelerin manşetleri de simsiyahtır.
Çünkü o tarihte ülkemiz ‘’20.Asrın güneşi’ni kaybetmiştir.
Saat 9.05’tir.
Atatürk’ü sonsuzluğa uğurlayalı 67 yıl geçti.
Değişmeyen bir şey var ki her 10 Kasım’da , bu ülkede bir gerçeğin DEĞİŞMEDİĞİNE tanıklık ediyoruz.
Acı tatlı günler içinde geçmişini çoğaltarak 21. yüzyılın belirsizliklerine yürüyen bu ülkede insanımız Ata’sına olan bağlılığını O YÜREĞİN DURDUĞU SAATTE bir granit kesilerek ifade ediyor.
Evet,biz yine binler,on binler ve milyonlar olarak Anıt Kabir’e yürüyeceğiz.Atamızı selamlayacağız…
Değişim sürüyor yurdumuzda.
1938’de sonsuzluğa yürürken Büyük ATATÜRK yüzyılların gerçeğinden arınmış Genç Cumhuriyet’i bırakıp gideli 67 yıl oldu.
Giderken saltça
‘’….
Beni hatırlayınız.’’
Dedi.
Ne ki O’na ihanet edenlerle iç içe yaşamaktayız bu günlerde.O’nu yok saymak isteyenlerle,adını unutturmak isteyenlerle, ‘Yeni Türkiye’ şablonuyla ortalığı toz duman edenlerle…
Çankaya’ya alternatif olarak yeni fildişi saraylar dikenlerle…
Evet ,dikenlerin içinde yaşayacağız bu yurt Cumhuriyet topraklarında…
O’nu Anımsıyoruz.
O’na olan sarsılmaz bağlılığımızı haykırıyoruz…
Yaşamımızın ve tarihimizin bütün öykülerini kendisine borçlu olduğumuz Büyük ATATÜRK’ü saygıyla,şükranla anıyorum…
Necdet ARSLANım yazımı buradan izninizle paylaşmak istiyorum.Erdemle.
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400