yeni film yeni film porno

BARDAĞIN DOLU TARAFI


Bu makale 2014-11-12 09:31:59 eklenmiş ve 911 kez görüntülenmiştir.
Refika GÜL


İş,milletime halkıma gelince hep bardağın dolu taraflarını görürüm;...Bir büyükle bir küçük için de aynı:küçükleri hep haklı görürüm,büyükleri haksız..Küçük küçüklüğünü bilemese de,büyük ''büyüklüğünün gereği'' gibi davranmalı diyen bir iç sesim var ve sürekli bu şekilde pozitif ayrımlar yapıyor !

Ne zaman tenekede ,saksıda,sırı düşmüş çinko tencerede dikili çiçekler gördüysem; bunu hemen milletimin botanik bilgisine,estetik-üretkenlik özelliğine mâl ederim.Sokakta, mini mini bire-ikiye-üçe giden çocuklarının çantalarını sırtına takmış dedeler,anneler görüyorum,belli zaman dilimlerinde - farklı hava koşullarında karşılaşıyoruz.Bu sahipleniş,bu korumacılık yaşam koçlarına belki aykırıdır fakat bence hayatın cilveleri...Bu insanlar olumlu duygular bırakıyor bende...

Samsun Mecidiye Caddesi'nde bir kaşıkçı var...Saymadım ama en az on yıldır aynı köşesinde .Yerde bir şeyin üstünde oturur,yanında bir sepet içinde şimşir kaşıklar...Ne zaman görsem kaşık yapmaktadır...,bir şey sorarsan başını kaldırır;bir şeyle meşgul olmanın ciddiyetini taşır.Saygındır gözümde bu tip insanlarımız.

Yüksek rakımlı köylerde,kasabalarda insanlar ne yapar diye düşündüğümde.. düşüncemden utanırım,çünkü onlar yıllardan beri koyun yününü eğirip ,boyayıp çedik örmenin ustası olmuşlardır,veya dağ keçisinin sütünden peynir yapmanın.Başındaki yazmaya hiç bir incik boncuk bulamasa karanfilden oya yapan,çaputları bile oyaya çeviren Güzel Sanatlar Akademisinin önünden bile geç-e-memiş yetenekli kadınlar....Şehre göç ettiğini var sayalım,ufacık toprağında yer elması,domates,çilek yetiştiren kadınlar....Sabahtan akşama izbe yeraltı çarşılarında sakız,otobanda çiçek satan erkekler....

Doksan bir yaşında eski ahşap evinde yalnız bir yaşam sürdüren,korkma lüksünün olmadığını ve bu evi terk etmek istemediğini söyleyen kadınlarımız var.Otuz yıl önce ölen eşinin çay içtiği bardağı gözü gibi koruyan...Dün de ,cepheye gönderdiği ''çocuklarının babası''nın, bir gün evine dönmesini garip bir umutla ve son demlerine kadar penceresinde bekleyen kadınlarımızın hikayelerini duyuyorduk...Bütün bunlar saygınlık gerektiriyor.

Şehirde,keşmekeş içinde ,trafiğe rağmen koşuştururken çocuğuna -eşine -akrabalarına karşı görevlerini hassasiyetle yerine getiren;ya da dört duvar içinde yapayalnız bir hayat süren görmüş geçirmiş kadınlarımız-erkeklerimiz var...Ben kıyamıyorum hiç birine,gözlerinde yaş görmek istemiyorum...Kendi içlerinde belli bir olgunluğa,dinginliğe ulaşmış olsalar da devletlerinin unutmadığı bireyler olmayı,refah düzeyini ,mutluluk çıtasını yükseltmeyi hak etmiyorlar mı ?

Devlet;yoksul-mağdur diye,yaşlı diye,çok çocuklu diye bazılarını maaşa bağlarken; ekmeğini taştan çıkaran,hayatiyeti sağlayan ve de devletinin çıkarları için canını vermeye âmade insanlarımın gözyaşına talip olması ...bizden kabul görmeyecek ve bu gibi nedenlerle bardağınızın boş taraflarını göreceğiz.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400