porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

NİKSAR'DA SON SARAÇ (ATA YADİGÂRI BİR ZANAAT) MUSTAFA ÖZŞEN (1)


Bu makale 2014-12-01 18:05:59 eklenmiş ve 825 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Türk Dil Kurumu,  Güncel Türkçe Sözlükte Saraç; 1. Koşum ve eyer takımları yapan, satan, işleyen veya süsleyen kimse, 2. Koşum ve eyer takımlarını işleyen ve süsleyen kimse, 3. Deri, muşamba vb.nden bavul, çanta yapan kimse olarak açıklanıyor. 


Genel olarak ta, araba koşumları, binek veya çeki at takımları, eyer, semer gibi bütün takımların deri ve meşinden olan kısımlarını yapma ve tâmir etme işi, sanatı. Meşin ve deriden çeşitli eşyâlar yapanlara saraç bu sanata ve işe saraçlık; bu şekildeki sanat sâhiplerinin (erbâbının) toplu hâlde bulundukları yerlere saraçhâne ismi verilmektedir.


Saraçlığın târihi, M.Ö. yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Çok eski çağlarda, Orta Asya Türklerinde zirveye ulaşmıştır. Türkler hayatlarını at üstünde geçirdikleri için, saraçlık sanatına çok önem vermişlerdir. Türklerin işlemeli olarak yaptıkları at takımları, ayaklarına giydikleri yanları postlu ve süslü yumuşak çizmeleri târihlere geçmiştir. Türkler derinin işlemesini çok iyi bilirlerdi. Gittikleri ve kendi idârelerine geçirdikleri memleketlere de saraçlık sanatını götürürler ve oralarda yayarlardı. Bugünün Avrupası bu sâyede Türklerden saraçlık sanatını almış ve öğrenmiştir. Balkan ülkelerinin bâzılarında hâlâ eski Osmanlı-Türk saraçhâneleri kalıntılarına rastlanması bunlara delildir. 


Saraçlık sanatı, ortaçağda teşkilâtlanan diğer sanat dalları gibi bunlar da kendilerine âit bir yerde toplanmaya başladılar. Devrin bey ve sultanlarından çalışma ruhsatları aldılar.


Daha sonra Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul'u fethettikten sonra, saraçlara özel çalışma ruhsatı verdi. Bugün İstanbul-Fâtih semtinde, Saraçhâne ismiyle anılan yere dükkânlar yaptırdı ve bütün saraçları buraya topladı. Bu Saraçhâne Çarşısı Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde de geçmektedir. Aynı çarşı 1908'de meydana gelen büyük Fâtih yangınında, tamâmen yandı ve bir semt ismi olarak kaldı.


Saraçlık sanatı çok dikkat isteyen bir meslektir. Koşum takımlarını hayvanın boynunu rahatsız etmeyecek şekilde yapmak çok önemlidir. Bu takımlar hayvanın tabiî hareketini hiç engellememelidir. Sıkma, ezme, çarpma gibi durumların olmamasına çok dikkat edilir. Eyer ve dizgin yapılırken de aynı konular göz önünde bulundurulur.


Saraçlıkta kullanılan derinin önemi çok büyüktür. Her deriyi kullanmak uygun değildir. Deriler iyi dabağlanmış olmalı ve yumuşak olmasına dikkat edilmelidir.


Saraçlıkta; kösele, deri, ağaç, demir, saç, bez , kaya, kıl ve kıtık vb. gibi çeşitli maddeler kullanılmaktadır. Günümüzde saraçlar ayrıca, av malzemeleri, spor malzemesi, oto döşemesi vs. gibi işleri de yaparak sanat alanlarını genişletmişlerdir.


NİKSAR'DA SARAÇLAR


1455 yılına ait Tahrir Defterlerine göre Niksar'da 2 saraç bulunmaktaydı. 1515 yılına ait Tahrir Defterlerine göre ise 12 saraç vardı. 1574'te ise Niksar'da 1 saraç bulunmaktadır. Sayıdaki artış ve azalışlar o yıllarda meydana gelen büyük depremler sonucunda şehrin nüfusunun artıp azalması ile alakalıdır.


1840 yılına ait Temettuat Defterlerinde Niksar'da 4 saracın  olduğunu görüyoruz. Niksar şehir merkezinde bulunan bu dört saraç ve  mahalleleri şunlardır. Bengiler Mahallesi'nden Sarraçzade Derviş Mehmet(Toplam serveti 650 kuruş), Hacı İbrahim Mahallesi'nden Mehmet Ağa (Toplam Serveti 1640 kuruş), Yusufşah Mahallesi'nden Ahmet (Toplam serveti  1450 kuruş) ve Saraçoğlu Salih(Toplam Serveti  4180 kuruş). Görüldüğü gibi  Yusufşah Mahallesi'nden  Saraçoğlu Salih 4180 kuruşluk serveti ile durumu en iyi olandır.


Kanturoğullarından Saraç Mustafa Özşen 


Ben saraç Mustafa Özşen. 1931 doğumluyum. Babamın adı Kadir, annemin adı Lütfiye.  Bizimkiler mübadelede Selanik Kayalar'dan gelmişler. Babamlara Kanturlar (Kanturoğulları) diyorlar. Türkiye'ye gelince önce Sivas'ın Zara ilçesine göndermişler. Babamlar orada ancak bir ay kalmışlar. Sonra oradan kaçıp Niksar'a gelmişler, Derebağ'a yerleşmişler. Derebağ  Camisi'nin karşısında değirmen vardı, işte o değirmenin karşısında idi bizim ev diyerek Niksar'daki ilk evlerinin yerini tarif ediyor. 


Memleketten gelirken annem, babam üç çocukla gelmişler. Salih, Nazmiye ve Halim. Niksar'da da dört çocukları olmuş; Ramazan, Zehra, Mustafa, Duran ve İsmail. Yani biz altı erkek, iki kız toplam sekiz kardeşiz. Derebağ'daki o evde iki yıl kaldıktan sonra Cedit Mahallesi'ndeki yerimize taşınmış babam.


Babam değişik işlerde amele olarak çalışıyordu. Meğele giderler, orda burda çalışırlardı. Bizim çocukluğumuz yokluk yoksulluk içinde ve küçük yaştan itibaren çalışmakla geçti.Bazen mahalledeki arkadaşların yanına kaçar onlarla oyun oynardım. En çok oynadığımız oyunlar aşık ve çelik çomak idi. Bazen de uçurtma uçurtmaya giderdik Kırkkızlar'ın ilerisindeki Tolasların üstüne. Şimdi oralar hep ev oldu.


Ben Hiç Okula Gitmedim ki!


Ne okulu be. Yok babam ya nerde okul. Ben okula filan gitmedim diyor.  Mal sığır gütmeye giderdik biz. Kadınlar getiriyorlar malları kapının önüne, yol üzerindekileri de biz toplayarak gidiyorduk malları gütmeye. Bir ineğin aylığı 10 kuruştu. 30 gün güdeceksin 10 kuruş alacaksın. 10 kuruşa da 1 kilo hoşaf geliyordu.  4 tane hoşaf koyuyordu rahmetlik annem çantamıza, ikisi abime ikisi bana. Öğlen yemeğimizdi onlar bizim. Bizim sürüde yaklaşık 200 sığır oluyordu. İki kardeş bu 200 sığırı güdüyorduk.


Bengiler'de yolun çatallandığı yer(şimdi Tacettin'in kahvehanesi  var orada) mal eğleğiydi.  Sabah herkes malını getirir, oraya bırakır, bizde oradaki malları alıp, sürüyü toparladıktan sonra Çatallı Sokak'tan(Şimdiki Petrol Mevkii) Sıragöz'den  eski Erbaa yoluna, oradan da Kekün'e doğru gider, Öğlene doğru Ahmetağa Pınarı'ndan ırmağa inerdik. Hatta bazen Kekünlüler ile sohbet ederken buraya tayyare indiydi, bütün Niksar o tayyareyi görmek için buraya aktıydı diye anlatırlardı. Orada hayvanlar sularını içerken eğer hava sıcaksa bizde ırmağa girer, çimerdik. Daha sonra da şimdiki Karayollarına doğru yönelir ve malları yaya yaya Niksar'a doğru dönerdik. Bu işi sadece biz değil başkaları da yapıyordu. Mesela Sığırcı Mahmut, Sığırcı Veysel'de bu işi hakkıyla yapıyorlardı. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400