yeni film yeni film porno

ALTMIŞLI YILLAR ERBAA AYAĞI


Bu makale 2014-12-24 08:31:40 eklenmiş ve 8699 kez görüntülenmiştir.
Refika GÜL


Erbaa Yeşilyurt mahallesindeki dede evinde nineme “can şenliği” görevi bana düşmüştü, bir nevi askerlik Mehmet dayı'nın deyimiyle..Ablasını yalnız bırakmadım diye birkaç mektupla neye ihtiyacım olduğunu öğrenmiş, bir gün aniden “pergel takımı”yla taa İstanbullardan bizi ziyarete gelmişti...O hediyeyi ben hiç kullanmadım, hep tek tek baktım yerine koydum..hediye sevinciydi bu.

**O yıllarda Erbaa'da altyapı çalışmalarına yeni yeni geçilmişti..Büyük yıkımdan sonra yeniden kurulduğu için “planlı” olduğu hep vurgulanan şehir..Her sabah okula gitmeden önce yola kazma sallayanları, toprak atanları, başında duran amirlerini izlerdim yarıya kadar beyaz boyayla puantiye şeklinde kamuflaj yapılmış pencereden....hatırladığım kadarıyla önceden kafes vardı pencerede...sonradan bu hale getirilmişti...bu kimin fikriyse, başka yerde ne gördüm ne duydum.

**Oturma odamızın dörtte birini “çulfalık” kaplıyordu. Ninem kilim dokuduğu için. Bu tezgahın üzerinde idare lambası asılıydı, elektrik kesildiğinde o hazırdı. Diğer bir odada çaput yumaklar vardı, çuval çuval...Ben daha çok desenleriyle -renkleriyle ilgilenirdim bunların...

**O zamanlar, basenden kemerli -pileli elbiseler modaydı..Bir de siyah beyaz damalı kumaşlar moda olmuştu, herkesin üzerinde farklı desenler ama ortak yanları siyah-beyaz. Ayhan Şenel'in mağazası...teyzemden çok duyardım bu manifaturacıyı. Erbaa gündüz tütün dizen, akşam sinemasına giden, en son moda renkleri takip eden kadınlarla doluydu.

**Niksarlı ne kadar içe dönükse, Erbaalı o kadar dışa dönüktü. Hafif bir de rekabet vardı ikisi arasında: Babam, sarı topraklı tozlu yollarından ve düz oluşundan dolayı “çöl” adını takmıştı Erbaa'ya..Annem ise hiç toz kondurmazdı...Dilinden düşürmediği kelimeler vardı mesela “Dedem Bahçası” derdi..bir defasında kardeşim bizi gezdirirken “Şu Dedem Bahçesi'ni bize göstersene” demiştik, merak ediyorduk en az Horoz Tepesi kadar..Gide gide gittik..Annem içi türbelerle, Osmanlıca mezar taşları dikili mezarlarla dolu bir yere “işte burası” dedi...Sanırım eski Erbaa'nın tarihi mezarlığı idi .

**Erbaa o yıllarda benim için, onlarca dönemeci olan uzuun bir yoldu..(yarım saatlik) Orta Çarşıda jipler vardı, onunla giderdik. Petrol mevkiinden Ilıcakdere yönünde gidilirdi. Talazan'dan geçerken sanırsın ki kilometrelik bir boğaz köprüsünden geçiyorduk..Yol yarılandığı yerde Buğama Suyu'nda araba dururdu. Bu, mola değil teamüldü..Çam ormanlarının içinden akıp gelen buz gibi ve oldukça gür akan bu çeşmeden su içmeden geçmek olmazdı...Hatırlıyorum, annem bürüğünün ibiğine(uç) su alıp bize içirirdi. Biz bir yandan bu nasıl bir kumaş ki suyu sızdırmıyor diye düşünekalırdık.

**Vardığımızda “Ne kadar da sessiz” derdim hep...Kerpiç duvarların dibinde vişne ağaçlarını selamlaya selamlaya yollarda yürürdük. Her ev kerpiç duvarlarla çevriliydi ve bahçelere tahta kapılardan giriliyordu..,sonradan biriket duvar-demir kapıya geçildi. Bahçeli evler, sırt sırta vermiş konumdaydı, bu bahçeleri ayıran duvarlar nispeten daha yüksekti..Orada birbirlerini görmeden de konuşurlardı komşular. Eğer tanıdıklarsa,bir insan sığacak kadar bir aralık bırakılırdı bu bahçelerin arka taraflarındaki yapılar arasında...Bu aralıklardan öbür mahalleye geçmek çok eğlendiğimiz bir şeydi. Özellikle su bağlamak için, kestirme bir geçitti. Yol kenarlarında h-arklar vardı, burada akan sularla herkes bahçesindeki sebzeyi meyveyi sulardı...Akşam olunca bu arklardaki kurbağalar senfoniye başlardı.. onların pörtlek gözlerine bakamazdım yaklaşamazdım..''eğer kurbağa eline değerse siğil çıkar'' derlerdi.

**Erbaalı prototipi olarak dedemi ele aldığımda, günde iki gazete okuduğunu hatırlıyorum...Burada önemli husus bu gazetelerden birinin sağ (Tercüman), diğerinin sol (Ulus) tandanslı olmasıdır..Dedem hasta olduğunda dayım okurdu ona gazetelerdeki haberleri, pehlivan -roman tefrikalarını...karyolasının ucunda ve ayakta olarak...bu susta duruş, bu mum gibi duruş saygıdandı..çünkü o da çocuklarının yanında pijama bile giymezdi. Bunun yanı sıra dedemin biz torunlarını toplayıp bir akşam ''yazlık ''sinemaya götürdüğü vâkidir. Erses sinemasının tahta merdivenlerinden balkona çıkmıştık,yerler çakıllarla döşenmişti. Her grup için tahta masalar vardı...Gece simsiyah olurdu o zamanlar.

**Dedem gazetelerindeki tefrika romanları kendi elleriyle diker, kitap haline getirirdi. Bodrumda içi tefrika roman dolu bir sürü çuval görmüştüm bir defasında...Battal Gazi, Zaloğlu Rüstem...Liseli Bir Kız Sevdim.....bodrum demişken, o zamanlar baltayla odun kestiğime, kütükleri incelttiğime ben bile inanamıyorum hâlâ...ya ninem yapacaktı ya ben..

.O aşganasındaki yer ocağında bana ''akıtma gilik'' (ki çok severdim) yapardı...bir de yeşil domatesleri pencereye dizerdi kızarması için, önü kış çünkü...işte o yarısı yeşil domatesin yemeği de çok güzel olurdu.Ninemin misafirleri hiç eksik olmazdı..akıl isteyen, deva isteyen, dua isteyen ona gelirdi...başımın üstüne bez gerip bana da kurşun döktüydü bir zamanlar ..Her sabah ayakkabılarımı silerdi, saçımı tarardı...

**Teyzemler tütün yapardılar, tütün dizmek, komşulara tütün dağıtmak sonra toplamak, el arabasıyla hem de tangır tungur..kaz sürülerini kah kovalamak kah kovalanmak...Asma köprüden sallana sallana yarı korkulu karşıya geçmek, derenin içinden geçmek daha kolayken...Bağların bahçelerin olduğu o yolda terliklerle yürürken çıkan tozları arkamızda bırakırken nasıl da eğlenirdik teyzezâdelerimle...O şeftali bağlarını unutmak ne mümkün.

**Teyzemlerde salonun bir köşesinde tahta masa vardı, üstünde de neredeyse masa boyunda radyo vardı..Pikaplı radyoydu sanırsam,çünkü masanın üstüne çıkıp twist oynardık istediğimiz zaman...lap lup laba laba twist...hem de söylerdik...O zamanlar her evin bir ''yapılacak oda'' sı vardı...Bir akşam Karayaka kasabasına nişana gitmiştik, o evde de bir yapılacak oda varmış meğer, başımıza bir kaza gelecekti nerdeyse, döşeme yoktu çünkü odaların birinde...

**Kağnısı olan bir komşumuz vardı...Akşam olup tarlasından dönerken Kocabıyıkların Osman amca, gıcırtının geldiği çeneye (köşebaşı) kadar koşar, kağnının arkasına binerdik...koşarak yarım dakikada geldiğimiz yolu beş dakikada alırdık kağnı arabasıyla...Kadınlar kapı önlerinde çul serip oturur,hem sohbet eder hem elişleri yaparlardı...taa ki akşam olup da uzaktan mahallenin bir büyüğü görünene değin. Bir diğer komşu da unutulmadı çünkü exantrik bir kadındı...Çok iri yarı, çok iyi bağıran...Tek çocuğu Fuat idi...Çocuğu her dakika kontrol etmek için kapıya çıkıp Fuaaatt Fuaat diye bağırırdı, akşama kadar. Bir gün baktık mahalle sessiz..Soruşturunca öğrendik ki kadının çenesi -bağırmaktan-yerinden çıkmış !!!

**O yıllarda evler aynı modeldi..Birkaç basamaklı merdiven...balkon..ve giriş kapısı...Girişte ayakkabı çıkarılan yer ile salon bir yükseltiyle ayrılıyor..Uzun bir salon, solda odalar, sağda odalar...Salonun sonunda banyo..ve bahçeye açılan bir kapı...Toprak zeminli aşgana, yer ocağı....Terekler..üstte tabaklar,altta yağ küleği,su kazanları..Salon ya kilimle ya muşambayla kaplı...Sil sil bitiremediğim muşamba kaplı salon meğer ne de küçükmüş- dedimdi yıllar sonra ziyarete gittiğimde o dede evini...ve arayıp bulamamıştım o güzel kokulu zerdali ağacını.

**Düğünlerde gelinler sıradan el öperdi o zamanlar...Biz çocuklar da sıraya geçerdik ki, gelin bizim elimizi de öpsün diye..nitekim öperdiler..Gelin teli koparırdık duvaklarından...Gelin olacak kızı arkadaşları düğün öncesinde yemek davetine alırlardı..Çeyiz asmak, çeyiz toplamak büyük işleriydi nedimelerin. Kuaförde gelin saçı yapılırdı ve ertesi günkü gelin almaya kadar bozulmasın diye gelin geceyi oturarak geçirirdi...O çocukluk yıllarımda, gelinlerde ''yaşmak tutma'' adeti vardı..yani kayınpederin -kayınvalidenin yanında konuşmamak...sonra yıllar içinde kendiliğinden bitti.

...............................................................

(Evet çocuk .. “Sen yaşlılığın ne demek olduğunu bilmiyorsun fakat ben çocukluğun ne demek olduğunu biliyorum.”)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
NİKSAR EREK
SFK GMN 2014-12-25 13:13:54
Muhteşem. Lütfen sizler yaşadığımız dünyamızın fark edemediğimiz, fark edipte ifade edemediğimiz güzellikleri yazmaya devam edin.
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400