yeni film yeni film porno

TÜRKİYEDE SİYASET VE SİYASİ PARTİLER ( 2 )


Bu makale 2015-01-06 18:43:24 eklenmiş ve 751 kez görüntülenmiştir.
Selahaddin GÜMÜŞAY

Temennim odur ki; en küçük Belde Teşkilâtlarından Genel Merkez Teşkilâtlarına kadar, görev alacak şahısların amacı - ülküsü, oturduğu koltuğun konumundan bir şeyler kazanmak  değil, şahsi kariyeri, becerisi ve hasletleri ile davaya sempati, vakar ve güven kazandırmak olmalı, kısır çekişmeler, karalamalar yerine; kendisinden önce o görevi yürütenlerin yaptıklarının üstüne olumlu anlamda bir şeyler koyabilmeli, asıl amaç da bu olmalıdır.

 

Bunun içinde seçenler, seçtiklerinde, bir teşkilâtçıda olması gereken özelliklerin olup olmadığını, dikkatle araştırıp görev tevdi etmelidir.

 

Gönülden geçen, olması gereken, yukarda söylediklerimiz ama günümüzde uygulamalar, olması gerekenlerle ne derece bağdaşmaktadır yoruma ve tartışmaya açıktır.


Söylemlerde canlılığını devam ettirse de; icraatlarda, davaya bağlılık ve hizmet, bu vesile ile Vatan'a ve Millet'e hizmet aşkının üstü küllenmiş, başka düşünce ve gayeler ön plâna çıkmış,  bir makamı ele geçirenler, yakın dostları dışında kalan gönül ve dava erleri, ile işbirliğine itibar etmeyi zafiyet olarak yorumlamış, Fransa Kıralı xıv. Luis (Lui) gibi (1643-1715) (L'e'to c'est moi) (leto se mua) Devlet benim düsturu ile idarecilik yapmayı yeğlemişlerdir.

 

Camiadan gelecek önerilere kapılarını kapatmak veya eleştirilere itibar etmemek despotizmi getirir, bu da; iyiyi ve doğruyu bulmayı engeller, davanın yücelmesi, başarının yakalanmasında etkili olabilecek, menfaat gözetmeksizin yol göstermeyi gaye edinen gerçek dava mensuplarını, KÖRLER DİYARINDA AYNA SATMAYA çalışan satıcı konumuna düşürür, Beyin Takımı olarak istifade edilebilecek, davaya sadık, bilinçli gönül erlerinin,  köşelerine çekilmelerine sebep olur. Zira; Sistemin yarattığı; akıl ve idrake, yeni fikirlere kapalı ortamda hizmet etmeyi anlamsız kılar.

 

Böyle durumlarda her-ne kadar şahısların maddi ve manevi kaybı olsa da asıl kaybeden dava ve dava için mücadele eden gönül erleri, kısaca Millettir. Daha da önemlisi; dava uğruna canlarını feda edip, Şehitlik Mertebesine ulaşanların vebali altında kalmaktır.


Halbuki yüce Peygamberimiz (S.A.) Bedir Savaşından önce savaş hazırlıklarını tamamlayıp  Müslüman Ordusunun savaş stratejisini belirledikten sonra durum müzakeresi için Sahabeleri  toplayıp onlara savaş taktikleri hakkında gerekli izahatta bulunmuş, onların da fikirlerini almayı uygun görmüş, görüşlerini  almak için onlara konuşma hakkı vermiştir. Bunun üzerine Sahabelerden biri müsaade isteyerek “Ey Allah'ın Resulü; Bu savaş düzeni size Vahi Yolu ile mi geldi, siz mi böyle uygun gördünüz” diye sorar. Peygamber Efendimiz (S.v.) ben böyle uygun gördüm deyince Sahabe kendi fikrini söyleyerek gerekçelerini açıklar ve böyle bir plânın savaşın kazanılmasında daha etkili olacağını savunur. Diğer Sahabelerden bir gurup da bu fikri destekleyince Peygamber  Efendimiz (S.A.) savaş plânını değiştirir. Bunun için de; “MEŞVERET  SÜNNETTİR” diyerek, meselelerin hallinde veya doğru yolun bulunmasında fikir alış-verişinde bulunmanın önemini işaret etmiştir.

 

Bu meyanda, Türk- İslâm Aleminin hayat tarzı ve idarecilik anlayışında rehber olarak kullanılan birçok hikemli sözlerimiz vardır. Bunları;


El elden üstündür.

Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış.

Akıl akıldan üstündür.

Bir insan ne kadar bilgili olursa olsun, tecrübeyi göz-ardı etmemelidir.

Altın eşik, Gümüş eşiğe muhtaçtır.

Az söyle, ama çok dinle.

Bin bilsen de, bir bilene danış.

İki dinle bir söyle. v.s gibi sıralayabiliriz.


Doğruyu bulmak için söylenmiş bu sözlere rağmen, kaprisle, akıl ve mantıkla bağdaşmayan idarecilik anlayışı, kasıt söz konusu değilse ki (bu ihtimali düşünmek dahi istemem) kapasite ve Teşkilâtçılık yeteneğinin yetersizliğine, birimlerin yetkileri dahilinde olan konularda gereken hassasiyeti gösterip, gereken uyarıyı yapmamaları “VAZİFEM NAMUSUMDUR” düsturunu göz ardı edip, görevi angarya olarak kabullenmelerinden kaynaklanır.  

 

Böyle durumlarda müdahil  olup, Teşkilâta sahip çıkması, önderlik yapması gereken, unsurların elini taşın altına sokması gerekir. Bu unsurlar;  Davadan hiçbir şahsi çıkar  beklentisi olmayan gönül erleri, Teşkilât Yönetiminde görev alan bilinçli ve bilgili dava gönüllüleri, Bölge Milletvekilleri, Parti Müfettişleri ve Teşkilâtlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcılarıdır. Bu unsurlar da Üyelerle veya halkla iletişim kurmadan, sathi araştırmalar, göstermelik  incelemelerle veya Teşkilâtta görevli kişilerin beyanlarına göre kanaat edinip toplumun nabzını dinlemeden hazırladıkları raporları Genel Merkeze iletme yoluna giderlerse başarısızlık mukadder olur. Zira:

 

Başarıyı  engelleyen nedenler iyi tespit edilemeden, yani hastalığın teşhisi konulmadan  yapılacak rastgele tedaviler yeni rahatsızlıklara davetiye çıkarır, sonuç almak, ya imkansızlaşır ya da tesadüflere bağlı kalır.

                        (Devam edecek)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400