diziem e-sgk Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

TÜRKİYEDE SİYASET VE SİYASİ PARTİLER ( 4 )


Bu makale 2015-01-15 11:02:23 eklenmiş ve 8812 kez görüntülenmiştir.
Selahaddin GÜMÜŞAY

2- 12  Eylül 1980 ihtilâlinde Ülkücü Hareketin hedef alınması;

1975-1980 yılları Türkiye'de terör olaylarının had safhada olduğu yıllardır.

Millî Değerleri savunan, Vatan ve Bayrak aşığı Ülkücülerin karşısında Solcular ve asıl  amaçlarını saklayarak onların koltuk altında kene gibi yaşayan Kürtçüler vardır.

Karıştıkları her terör olayında yakalarında Atatürk Posterleri taşıyan bu gurup; aslında  Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı oldukları halde; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve gerçek  bir Türk Millîyetçisi olan Atatürk'ü koz olarak kullanarak, emellerine nail olmuş, hem Emniyet Güçlerinin hem de Silâhlı Kuvvetlerin Terör Olaylarının müsebbibi olarak Ülkücü hareketi görmelerini sağlamışlardır.

Bu kavram kargaşasında olaylar iyice test edilmeden peşin hükümlerle gerçekleştirilen  12 Eylül 1980 harekâtının daha başlangıcında “sağcısı da solcusu da suçlu” beyanatı ile önce Ülkücüler suçlu gösterilmeye çalışılmış, kişi ve kurum bazında ülkücüler üzerinde akla gelmeyecek baskılar uygulanmış, Ülkücüler potansiyel suçlu olarak yaftalanmıştır.

Ne acıdır ki; Vatan Sevgisi ve Bayrak Aşkından başka tutkuları olmayan, Vatan hainlerine karşı canlarını ortaya koyan bu Vatan sevdalıları, peşin hükümlü, uzaktan kumandalı Mahkemelerde güya yargılanmış, M.H.P. ve Ülkücü Kuruluşlar Davası Hukuk Literatürüne Dünya'nın en gülünç ve ilginç davası olarak geçmiştir.     

Gülünçtür; Zira Devleti yıkmakla suçlanan Ülkücüler, Alpaslan Türkeş Mahkeme Salonuna girdiğinde  ayağa kalkarak, yıkmaya çalışmakla suçlandıkları Devletin sembolü olan  İstiklâl Marşını hep bir ağızdan okuyarak, suçlamaların ne denli gülünç olduğunu ortaya koymuşlardır.

1981-1990'lı yıllara kadar devam eden M.H.P. ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, Siyaset ve Hukuk Tarihimize işkence ve İnsan Hakları ihlalleri olarak unutulmayacak izler kazımıştır.

Bu Mahkemeler sonunda binlerce insanın hayatlarından on yıl çalınmış, istikbâlleri karartılmış, bir çoğu sakat bırakılmış, saymakla bitmeyecek mağduriyetler yaşatılmıştır.

En vahimi ise; Vatan ve Bayrak müdafii Ülkücü Geçlerden dokuzu idam edilerek, dördü de zindanlarda acımasızca uygulanan işkenceler sonucu şehit edilmişlerdir.

Ruhları şâd mekanları Cennet olsun.

12 Eylül 1980 ihtilâlinde siyasi partilerin kapatılıp faaliyetten men edilmeleri, liderlerin ve yönetici kadroların tutuklanmaları siyaset sahnesinde tedirginlik ve boşluk yaratmış, yeni siyasi kuruluşların ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Milliyetçi, Ülkücü camia da Temmuz 1983 tarihinde Mehmet PAMAK önderliğinde kurulan Muhafazakar Partinin çatısı altında bir araya gelerek siyasi faaliyetlerini devam ettirme kararı almıştır. O yıllarda Askeri Konseyin elinde, yeni kurulan siyasi partilerin Genel  Başkanlarını ve Yönetim Kurulunu veto etme yetkisi vardır. Bu nedenle sırasıyla, Mehmet PAMAK, Ahmet ÖZSOY, İ.Hakkı YILANLIOĞLU, Askeri Konsey tarafından veto edilince Partinin Genel Başkanlığına Ali KOÇ getirilmiştir. 

Muhafazakar Parti 30 Kasım 1985 tarihinde yapılan kongre de feshedilerek M.Ç.P.  adını almış, Ali Koç' un Genel Başkanlığında faaliyetine devam etmiştir.  

Bu dönemde beklenen siyasi toparlanma gerçekleşmediği gibi M.Ç.P. si içinde iç çekişmeler artmış güven ortamı yerini tereddütlere bırakmıştır.

Ali Koç'un Milliyetçi-Ülkücü camiayı toparlayıp birlik-beraberliği sağlamasında tereddüdü olan Başbuğ Alpaslan Türkeş geniş tabanlı Milliyetçi-Muhafazakâr bir seçmen kitlesine hitap edebilmek için değişik bir siyasi görüşten gelmesine rağmen, M.S.P. sinden istifa edip, Millî Nizam Partisini kuran, seçimlerde M.Ç.P.sini destekleyen Abdülkerim Doğru'nun M.Ç.P.nin Genel Başkanı olmasını sağlamış, bu olay da camiada huzursuzluklara sebep olmuştur. Zira; Abdülkerim Doğru M.Ç.P. si Genel Başkanlığına getirildikten sonra,  Gazetecilerin “Dokuz Işık Doktrinine sadık kalacak mısınız, Dokuz Işık Doktrinin okudunuz mu?” şeklindeki sorularına “şimdilik gerek duymadım, icap ederse açar okuruz” şeklinde cevap vererek, Ülkücü Harekete olan ilgisini ve bağını ortaya koymuştur. Ayrıca; Abdülkerim  Doğru Parti içinde bazı gurupların kendisinden habersiz bazı icraatlara kalkışması ve Taşra Teşkilâtları ile ilişkilerinden de rahatsızdır. Nitekim kısa bir süre sonra, bu tür olaylara ve emrivakilere rıza göstermeyeceğini dile getirerek 4 Ekim 1987 tarihinde yapılacak olan Olağanüstü Kongre öncesinde Partiden istifa etmiştir.     (Devam edecek)                                                               

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400