yeni film yeni film porno

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİNE KURULAN TUZAK (CEMAATLER)


Bu makale 2015-01-26 11:03:52 eklenmiş ve 627 kez görüntülenmiştir.
Selahaddin GÜMÜŞAY

Eşref-i mahlûkat (yaratılan mahlukların en zekisi, en üstünü, en şereflisi) olarak yaratılan insanoğlu, Dünyada iki kimlik sahibidir: Bunlar;

a)Beşeri Kimlik (Millî, mensubiyet kimliği)

b)Dini Kimlik (İnanç Kimliği)

Ülkemizde belirli bir kesim Beşeri Kimliği yok sayıp hayatı Dini Kimlikten ibaret saysa da bu, gerçeklerden kaçmaktan, görmemek için gözleri kapatmaktan başka bir şey değildir. Zira; gözleri kapatmanın olayların seyrini değiştirmek gibi bir yaptırım gücü yoktur.  Zaten; insanların müreffeh bir hayat seviyesini yakalayabilmesi için gerekli olan İlim ve buna bağlı olarak oluşan Medeniyetler de Beşeri Kimliklerin mücadelesi sonucu zirve yapar.

İnkâr edilemeyecek olan bu gerçeği Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de  “Ben Arap'ım ama Arap benden değil “Hadis-i Şerif-i ile ifade etmiştir.

Her ne kadar bu Hadis-i Şerif'in doğruluğu konusunda değişik görüşler olsa da biz doğrudur diyenleri baz alarak Beşeri Kimliğin varlığından taraf olup, doğruyu bulmakta son sözü Din Alimleri'ne bırakalım.

Bu gerçeklerin ortaya koyduğu verilerle;

Bir nesil düşünün;

İnsanı insan gibi yetiştirip, pişiren Ocakta;

“TANRI DAĞI KADAR TÜRK, HIRA DAĞI KADAR MÜSLÜMANIZ”,

“KANIMIZ AKSA DA ZAFER İSLÂM'IN”

Üç aşk için feda etmeyecek değerimiz yoktur, bunlar;

“VATAN AŞKI, BAYRAK AŞKI, DİN AŞKI” mefkûresi ile mücehhez olarak pişmiş,  kendisini Vatan Hizmetine adamış elemanlardır.

Ülke üzerinde gizli emelleri olanlar, böyle bir neslin varlığından ve güçlenmesinden rahatsız oldukları için, var güçleri ile; ilk etapta böyle bir neslin yetişmesini engellemek,  buna muvaffak olamadıkları takdirde, çeşitli entrikalarla bu gücü parçalamayı hedef olarak seçmişlerdir.

Ülkemizde de 1980-1990 yılları arasında her türlü cevr-ü cefaya maruz kalan, buna  rağmen birlik ve beraberliğini güçlenerek devam ettiren, Namık Kemal'in ifadesi ile;

Felek her türlü esvabı cefasın toplasın gelsin,

Dönersem kahpeyim Millet yolunda bir azimetten.  

Azmindeki Ülkücü hareket'in ve M.Ç.P. sinin büyümesinin engellenmesi, bu gücün parçalanması gerekmektedir.

Adına; ister Cemaat ister Tarikat deyin belirli bir kesimin, Türk Milliyetçilerinin (Ülkücülerin) seçtikleri hayat tarzı olan Türk- İslâm Sentezinde Türkçülüğü arka plana atıp,  hayat Felsefelerinde sadece İslâmcı ve Ümmetçi bir görüşü tek hedef olarak öne çıkarmak ve bunu Ülkücü Hareketin içinde etkin hale getirmek istediklerini görürüz. Bunu gerçekleştirebilmek için de Ülkücü Hareket'in içine ikicilik sokma arzusundadırlar.

Bunu gerçekleştirebilmenin yolu Ülkücü Hareket'in önderleri ile dirsek temasına geçmektir ve 1990'lı yılların kaygan zemini bu atak için uygun zamandır.

Zira: M.Ç.P.'si içerisinde  Muharrem Şemsek ve Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı  Muhsin YAZICIOĞLU gibi küskünler vardır.

Ayrıca; Tutukluluk yıllarında bütün Ülkücüler zamanlarını ibadet ederek ve Dinî Bilgilerini tazeleyip geliştirerek geçirme yoluna gitmiş, huzuru, manevi doyumda aramıştır.

Şuurlu bir Ülkücü olan ve bununla da gurur duyduğunu her ortamda dile getiren Muhsin YAZICIOĞLU (Muhsin Başkan) halk deyimi ile Dini Bütün bir Müslüman ve liderlik vasıflarını üzerinde bulunduran bir kişiliğe sahiptir.

M.Ç.P.'si içinde bir gurubun Muhsin YAZICIOĞLU'NUN Genel Başkan Yardımcılığına getirilmesini teklif etmesi, Alpaslan TÜRKEŞ'İN bu teklife karşı çıkması arada soğuk rüzgârların esmesine sebep olmuştur.

Bu puslu ortamda M.Ç.P.'si tarafından D.Y.P. -S.H.P. Koalisyon Hükümetine her türlü desteğin verilmesi, Ülkücü dinamizmi ve Dünya görüşünün dumura uğratılması, Üst düzey yöneticilerle taban arasındaki  iletişim yetersizliği, Taşra Teşkilâtlarının görevden alınması, camiada istenmeyen kişilerin göreve getirilmesi gibi makul görülebilecek nedenler  vitrinde görünse de bunlar zamana ihtiyaç hissettiren ve yönetimle istişare ile çözüme kavuşturulacak konulardır.

Üstelik alınacak kararlar, kişi veya gurubu değil tüm Ülkücü Camiayı kapsamakta,  geleceğini etkileyecek kararlardır. Bu nedenle; karar vermeden önce çözüm için her yolun denenmesi, fevri hareket ve kararlardan kaçınılması gerekmektedir. Ancak pusuya yatıp fırsat kollayanlar, objektif düşünme ve hoşgörüye, Peygamber Efendimizin “meşveret sünnettir” ikazına fırsat vermeden Ülkücü Hareketin hayat felsefesi olan Türk-İslam sentezini etkisizleştirerek, Türk Kimliğini sildirmeye çalışmışlardır.

Bu gurubu ümitlendiren; Muhsin Başkan'ın Parti üst yönetimine kırgınlığı, bilinçli bir Müslüman olması ve de Nakşi-Bendi Lideri Esat Coşkunla yakınlığının olmasıdır.

Yani; Ülkücü Hareket'in hayat düsturu olan “Kol kırılır yen içinde kalır” inancı çiğnenmiş, kırılan kol ifşa edilmiştir.

Ve…………..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400