erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

Ankara’da Memleket Sevdalısı Niksarlı Zanaatkâr Bir Aile “TÜZEMENLER” (2)


Bu makale 2015-02-20 11:45:03 eklenmiş ve 645 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Maske Fabrikasında Çalışmaya Başlıyor


Evet şimdi Mustafa amcanın Ankara'ya gelişinden başlayalım.  Mustafa amca neden Niksar'ı terk etmiş, Ankara'ya gelmiş?


Bu soruya Salih Bey cevap veriyor: Babam 1926 Niksar doğumlu. Dedemizi hatırlamıyoruz. Tenekeci Kambur Salih Usta, babaannemin ismi Emine. Babam bana dedemin ismini koymuş.  Babamlar üç kardeştiler, Mehmet, Mustafa ve Ahmet kardeşler. Çocukluğu Ulucan (Camiikebir) mahallesinde geçiyor. Ulucan İlkokulu'nda okuyor. 


Güngör Tüzemen, Mustafa ve Hacı Ahmet amcalarının Niksar'da iken marangozluğa başladıklarını, hatta 1942 depreminden sonra üst katı yıkılmak istenen Niksar Hükümet Konağı'nın çatısının tekrar yapımında Nihat ustalarla birlikte çalıştıklarını, daha sonradan birlikte Ankara'ya gittiklerini, bir müddet sonra anneleri Emine Hanım'ı da yanlarına aldıklarını anlatıyor. Hacı Ahmet amcasının iki arkadaşıyla birlikte 1959'da kendi imkanlarıyla Almanya'ya gittiklerini, daha sonradan devletin gönderdiği işçilere çok yardımcı olduklarını, Mustafa amcasının ise Ulucanlardaki atölyede çalışmaya devam ettiğini söylüyor.


Salih Bey, benim bildiğim kadarıyla babam Ankara'ya ilk gelişinde tabii Niksar'da iş imkanları kısıtlı olduğu için, bu Kırıkkale'deki silah fabrikasında çalışmaya başlıyor diyor. 


Hayır hayır diyor Said Bey; Babam 2. zelzeleden sonra 1943-1944 yıllarında Mamak'ta, şimdi muhabere okulunun karşısında maske fabrikası var, oraya çalışmaya geliyor. Askerliğe kadar orada çalışıyor, askerliğini de orada yapıyor. 


Bu Ay Sipariş Alınmaz

 

Evet askerliğini de çalıştığı fabrikada yapmış diyor Salih Bey. Babam  marangoz mesleğini yapmak için Ulucanlarda, eski Ankara'nın olduğu yerde mobilyacılığa başlıyor. Mobilyacılıkta da eski salon radyoları, pikaplar var. Onlara mobilya yapardı, kapaklı müzik büfeleri. Büfenin kapağını açarsın pikap çıkar, iki tane de hoparlörü olur. Eski radyolar, büfeler bunları yapıyor. Metin Toker'i söylerdi bize, İsmet İnönü'nün damadı. Metin Toker'de babama o mobilyalardan yaptırmış. Babam sanatkâr, çok titiz bir insan. Böyle işine çok titiz, beğenmediği bir işi en sonunda parçalayıp satmayacak, vermeyecek kadar titiz bir insan. O zamanlar babam işini siparişle alır ve siparişler dolduğunda dükkana şunu yazarmış; “Bu ay sipariş alınmaz.” 


Seyit Bey, babam iyi bir zanaatkârdı diyor, her şeyden anlıyordu. Mobilyacılık ve marangozluk haricinde de bir çok işten anlıyordu. Duvar örüyordu, sıva yapıyordu, hayat şartları her şeyi öğretmiş yani bunu gördük. Arkadaşları babama şöyle derlerdi; Mustafa, sen ölünce ellerin mezarının dışında kalsın. Öyle bir zanaatkârdı.


Emir Bey, babamın yaptığı müzik büfeleri şimdi antika oldu diyor.  Mesela Seyfi amca'ya yaptığı bir kasap tezgahı vardı. Benim bildiğim 30 seneyi aşkındır hala kullanılıyor.


Sami Bey, babamızla hep  aramızda  saygıdan ötürü mesafe olurdu diyor. Bizleri sever  ama  belli  etmezdi,    otoriter  davranırdı,  mesleki hayatında yaptığı ve yapacağı  işleri hep  itinalı ve özenle  yapar,  aldığı  ücretin  hakkını verirdi.  Mahallemizde saygı duyulan ve parmakla  gösterilen bir esnaftı. 


Yekta Güngör Özden, Mustafa Tüzemen'i anlatıyor:

 

Mustafa Usta'yı  1950'lı yıllarda Ankara'ya geldiğimde tanıdım. Çalışkan, dürüst, tokgözlü, doğru sözlü, dost canlı, bildiğine direnen doğal bir esnaftı. Dr. Necati Yeşilova'nın bacanağı olurdu. Benden bir kaç yaş büyüktü. Kardeşi Hacı Ahmet benim yaşıtımdı. Daha önceden dört evlilik yapan, Mustafa Usta, en son Nurhayat(Salice) Hanımla evlenmişti. 


Babası Salih amca kamburdu. Tenekeci Salih Efendi derlerdi. Kendisini tanırdım.Dükkanı orta çarşıda, Fotoğrafçı Abdurrahman Turaçlı'nın dükkanının (Orta çarşıda, NGS Giyim'in arkasındaki küçük sokakta)iki dükkan ilerisinde idi. 


Benim avukat olarak ilk bağımsız yazıhanemin mobilyalarını, kitaplığımı, dosya dolabımı ve çalışma masamı  Mustafa Usta yapmıştı. Mobilyaların malzemelerini Marangozlar Sitesinde dükkanları olan Esat ve Hüseyin Aral kardeşlerden almıştık. Esat Bey önceden Orman İşletmesinde çalışmış, Hüseyin Bey ise Niksar İdmanyurdu'nun meşhur futbolcularından idi. 


Mustafa Usta'nın dükkanı  Samanpazarı'nda, evi de yanlış hatırlamıyorsam Seyranbağları'nda idi. Daha sonradan Tuzluçayır'da alt katı atölye, üst katı ev olan kendi  yerini yapmış ve oraya taşınmıştı. Bizleri davet ederdi, eşimle beraber giderdik. Kebap ocağı vardı, bize Tokat kebabı yapardı.


Ben yemek yapmasını bilmem ama yemekten iyi anlarım. Mustafa Usta'nın ustalığına diyecek yoktu. Ankara'nın en iyi ustalarından, hatta diyebilirim ki belki de en iyi ustasıydı. Bir çok tanınmış simanın mobilyasını yapmıştı.


Tuzluçayır'a Yerleşme

 

Said Bey, Tuzluçayır'daki arsayı 1956'da almış babam, tapu 1956 tarihli idi diyor.

 

Salih Bey, Tuzluçayır'daki  arsayı satın aldıktan sonra oraya yavaş yavaş bir ev inşa hazırlıklarına başlıyor babam diyor ve anlatmaya devam ediyor. O zamanlar annemle evleniyor, ondan sonra evi yapacakları yerde gece gündüz temel kazıyorlar. Annem, Münevver ablam, Ahmet abim ve babam beraber bayağı bir uğraşmışlar ev yapmak için. Tabii o zamanlar yokluk zamanları. Kazancı da evin ihtiyaçları ve yeni yapmakta oldukları evin masraflarına ancak yetiyor. Bu yeni yapılan ev bitince buraya Tuzluçayır'a, bizim de  doğup büyüdüğümüz yere taşınıyor. Alt katı marangozhane, üst katı da ev yapıyor.  Bu yeni eve geçme işi 1960'ların başlarında gerçekleşiyor. Ben 1964 doğumluyum ve o evde doğmuşum. Bu arada babam mobilya işini bırakıyor. Evin olduğu yerler bağlık geniş alanlar. İşte semte adını veren Abidinpaşa'nın bir köşkü var,  ondan sonra Tuzluçayır var, oralarda bomboş yerler, üzüm bağları filan var. Orada odun işleri yapmaya başlıyor. Mobilyacılığı bıraktıktan sonra odun satmaya, elbise askılıkları, simitçi sehpası, simitçi tablası, fırınlar için ekmek kasaları yapıp satmaya başlıyor. Gelen keresteleri elden geçiriyor, bu işlerde kullanılabilecek olanları, yani iyi olanları bir tarafa ayırıyor, işe yaramayacakları da odun olarak satmak için sobalık şekilde parçaladıktan sonra diğer tarafa ayırarak odun olarak satıyor. Tabii bu ara ailecek atölyeye iniyor, annem elbise askılıklarını boyuyor, bizde tabii küçük olanlar dışında biraz büyüyenler marangozhanede babamın verdiği işleri yapıyoruz. Böylece babamla çalışma hayatımız başlıyor.  Babamın yanında işçi de yok. Babam tek başına çalışan bir insan. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400