yeni film yeni film porno

Ankara’da Memleket Sevdalısı Niksarlı Zanaatkâr Bir Aile “TÜZEMENLER” (3)


Bu makale 2015-02-20 11:47:37 eklenmiş ve 613 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Babam Çok Prensipliydi

 

Babam çok çalışkan bir insandı bizi de çok çalışkan yetiştirdi. Özellikle Said kardeşim, o daha çok çalıştı. Yani bizim en çok çalışkanımız Said'dir. Ben tabi Said'in sayesinde okula gidebildim, okuyabildim. Çünkü Said bizim yükümüzün çoğunu almış oldu. Bizim oyun oynama şansımız yoktu. Futbol oynamak istiyorduk ama futbol oynamaya zamanımız yoktu. Böyle kaçamak yapıyorduk, babam fark ettiğinde bizi sahada buluyordu. Bizi sopayla kovalıyor, bizde tekrar eve gelip atölyede iş başı yapıyorduk. 

 

Babam çok net, açık bir insandı.  Konu komşu takım isterdi kendisinden, babam takımı verirken derdi ki aldığın gibi geri getir, bir de ne zaman getireceksin diye sorardı. Eğer o komşu keser aldığını varsayalım, keserin ucunu bir taşa, bir çiviye vurup eğdiyse bir daha ona takım vermezdi ya da dediği zamanda getirmiyorsa bir daha o kişiye takım vermezdi. Böyle çok prensipleri olan bir insandı. Doğru insandı, kimseyle yalanı yoktu, dolanı yoktu. Kendisiyle barışık bir insandı. Özündeki sözündeki her şey birdi. Yani bizim kapımıza ne borç için gelen oldu, ne alacak için gelen oldu. Ne bir kanuni iş, ne bir mahkemelik işi oldu.

 

Babam çevresindeki insanlar tarafından sevilirdi. Neden sevilirdi, çünkü dürüst bir insandı. Mesela odun satardık. Odunu herkes çalardı, babam düzgün bir şekilde verirdi. Fiyatını üç kuruş pahalı verirdi ama herkes güvenirdi. Sıraya girerlerdi babam odun satarken. Gelip ben odun istiyorum, 1 ton odun ver demezlerdi. Babamın bir sıra defteri vardı. Gelirlerdi 1,2,3,4 parasını verirlerdi, babam da onları sıraya yazardı. Mustafa usta sen parasını al sen bize odun hazırlanınca söylersin derlerdi. Yani sırayla odun satılırdı. Herkesin odunu dolu oralarda, bir sürü ardiye var,  gidip odununu alıp gelirsin ama hayır, gelip babama sıraya girerlerdi, çünkü ona güveniyorlardı.

 

Öne geçmeyi isteyen olursa  veya kaynak yapan olursa parasını geri verirdi diyor Emir Bey, başka yerden al derdi. Mesela bir müşteri; Ya Mustafa amca odun doğru mudur? Hani şaka olsun mahiyetinde derdi ama babam o şakayı kaldırmazdı. Çünkü babam dürüstlüğüne veya doğruluğuna asla ve asla dil uzattırmazdı. Bir gün baba bak dedim, şuradaki adam sana hırsız diyor, yalan söylüyor diyor dedim. Babam, kim soruyor? ifadesi kullanmadı, bana kimse öyle bir şey diyemez oğlum dedi. Net söyledi yani. Dolaysıyla işte abiminde ifade ettiği gibi babamızdan aldığımız en büyük değer doğruluktu, dürüstlüktü, çalışkanlıktı. Çok zabıta kovmuştur babam, çünkü babama eğri gelmeyeceksin eğri geldin mi mutlaka sana cevabını verir, kesinlikle verir.

 

Çocukken biz babamızı çok fazla tanımazdık, şöyle ki babamız çok ata birisiydi, otoriter idi. Mesela çok şakacıdır ama bize karşı değil de çocuklarına karşı değil de dışarıya karşı çok şakacı, çok sempatik birisiydi. Ama biz babamızı, babamın rahatsızlığı ve annemin vefatı sonrası tanımaya başladık ve arkadaş gibi olduk ve ondan sonra da babamın yokluğu bize inanılmaz bir şekilde acı verdi. Özellikle paylaşımlarının çok daha fazla olmasından dolayı Sait abimi çok etkiledi. Hepimizi etkiledi. 

 

Sami Bey, babam  çok çalışkan,  dürüst,   yalanı sevmeyen,  paraya  mala  mülke önem vermeyen,   dostluğu seven,   kazandığının en iyisini  ailesine ve çocuklarına  yediren  bir çınardı diyerek anlatıyor babasını.

 

Seyit Bey, çok namuslu bir insandı yani aşırı da namuslu bir adamdı babam diyor. Hiç kimsenin ne karısına ne kızına kesinlikle yani hayatımda bu kadar namuslu birisini görmedim.

 

Kuzunun Sağ Yarısını Alırdı

 

Emir Bey babasıyla ilgili anılar anlatıyor. Babam giderdi kuzu alırdı, kuzunun yarısını alırdı. yani Ankara'nın Kazanı ilçesi vardır, oraya götürürdü bizi kuzunun hep sağ tarafını alır, solunu almazdı. Biz daha sonradan öğrendik bunu meğer hayvan hep sağına yattığı için sağı yumuşak olurmuş. Böyle bir bal hikâyesi de vardır babamın. Babamın sabah kahvaltıları inanılmazdır yani, öğlen yemekleri ise daha fakirdir. Ama sabah kahvaltısı ve akşam yemeği süperdir, yani etsiz hayatta olmazdı. Sabah kahvaltısı da dahildi buna, köftesi olur, balı ve tereyağını da çok severdi. Biz arada ekmeğe sana yağ sürerek yerdik,  bize ben ot çocuğu değilim derdi, sana yağ ottan yapıldığı için. O tereyağı yerdi. Bir gün bizim köyden sevdiği birinden bal istiyor diyor ki bana çok iyi bal gönder ama şekersiz olsun. Babamın böyle bir kalemi vardı kopya kalemi. Avucuna balı koyar, şöyle bir karıştırır, eğer boyarsa o bal şekerlidir. Tabii bal geldi, şekerlenmiş. Babam kontrolünü yaptı, bal renklendi.  Babam o balın yanına bir pakette çay aldı, paketleyip geri gönderdi. Balı gönderen kişi bir süre sonra diyor ki; balı anladım şekerlenmiş, yanındaki o çayı niye gönderdin. Babam o zaman diyor ki; çayı demlersin şeker niyetine de balı kullanırsın. Öyle de esprili bir adamdı yani bir şey yapıyorsa mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır veya ileriyi görerek söylerdi veya yaptırırdı bize mutlaka yaptırırdı. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400