porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

Ankara’da Memleket Sevdalısı Niksarlı Zanaatkâr Bir Aile “TÜZEMENLER” (4)


Bu makale 2015-02-23 10:44:11 eklenmiş ve 605 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

Az Şekerli Kahve Yap

 

Babamın günlük hayatından bahsedeyim biraz diyor Salih Bey. Babam boğazına çok düşkün olan bir insandı. Et bizde nasıl alınırdı. Kuzunun yarısı alınırdı. Babamın kasabı ayrıdır. Annem bir kasap gibi onu ayırırdı.  İşte, annem sabah saat 5'te kalkar, kışsa soba yakar, babamın çayını demlerdi.  Eskiden banyo sobaları vardı. Altı soba, üstünde de banyo suyunu ısıtan su kazanı olurdu. İşte o banyo sobasında babamın köftesi ve eti de yapılırdı. Babam böylece kahvaltısını yapar, dükkana iner ve çalışmaya başlardı. Biraz çalıştıktan sonra yukarıya süpürge sapıyla vurur. O, az şekerli kahve yap anlamına gelir. Annem hemen az şekerli kahvesini yapar, götürürdü.  Babam sabah 5.30-6'dan akşam 7-8'e kadar çalışırdı. Çok çalışkan bir insandı.


Babam akşam eve geldiğinde onun bir koltuğu vardır, koltuğuna oturur. Akşamleyin yemeğini yer. Annem yemekten bir bir buçuk saat sonra meyveyi getirirdi. Hani şimdi beslenme uzmanları meyveyi yemekten bir saat sonra filan yiyin diyorlar ya, babamda öyle yapardı. Şimdi düşünüyorum da demek ki babam yaptığı bazı şeylerde hep bilinçli hareket ediyormuş. Annem elmayı mandalinayı hazırlar babamın olmasa olmazı eğer sofrada bir kadeh rakı almamışsa, orda otururken ya bir kadeh rakı alırdı yada bir bira alırdı. O zamanlar Tekel birası meşhur, Tekel birası alırdı. Çok sigara içen birisi idi. O zamanlar Bahar, Harmancık, Gelincik sigaraları vardı. Dükkanda bir raf vardı 30-40 tane sigara alırdık. Ben babama sigara almaya gittiğimde bakkal sorardı, bir şey mi oldu, zam mı gelecek, kıtlık mı gelecek oğlum, baban ne yapıyor bu kadar sigarayı derdi. Babam hakikatten günde 2-3 paket içerdi. Ta ki göğüs hastalıklarında yattığında orda bıraktı sigarayı. Kızılay sodası içerdi, sodayı kasayla alırdık. Akşamları böyleydi. Daha sonra koltukta uyurdu. Rahmetlik annem derdi ki; hadi Mustafa yatağına yat, babamda gider yatardı. Sabah kalkardı yine aynı çalışma temposu. Yani bizim evimizde olan günlük çalışma ve yaşam böyleydi. 

Onun dünyası işi ve eviydi. Şöyle bir özelliği daha vardı, bu özelliği de hepimizde var o. Evine taşıyan bir erkekti. Her şeyini evinde  yerdi, içerdi. Yani kendisinin ayrı bir hayatı, ayrı bir yaşantısı olmamıştır. Ne varsa ne almışsa evine getirir, bizle beraber yerdi. Yani yeme anlamında içme anlamında şekerimiz çuvallarla alınırdı. Pirincimiz çuvallarla alınırdı. Bize hiçbir zaman yokluk göstermedi. Kendi yağımızda kavruluyorduk. 


Pazar Pikniği

 

Ondan sonra pazar günleri babamın olmazsa olmazı pikniği vardı. Evimize araba almıştık o zaman, bir tane kamyonet. Pazar günleri bizi doldurur, sabahın 5'inde bizi kaldırır pikniğe gidiyoruz. Niye erken gidiyoruz? Yer kapmak için, en güzel yeri kapmak için. Değişik yerlere giderdik. Bir gün derdi İncek tarafına gidiyoruz, diğer hafta bir başka yere giderdik. Kebap ocağımızı, tokat kebabının yapıldığı ocağı annem bir gün önceden hazırlardı. Kasabımız Seyfettin amca vardı, Niksarlıydı. Seyfi Kılıç, özel kasabımızdı o bizim. Ona babam telefon ederdi, babama en uygun eti, en uygun yerinden verirdi. Annem bir gün önceden onları da hazırlardı. Sabah erkenden annemiz uyandırırdı bizi. Hepimiz sabah uykusundan kalkmışız işte, kızarak yahu erkenden pikniğe mi  gelinir diyerek kalkardık. Kamyonetin önüne babam oturur, biz de arkaya da binerdik. Bir de konu komşuyu çağırırdı, paylaşmayı çok severdi. Konu komşuyla beraber yemeyi, sohbet etmeyi, onlarla beraber zaman geçirmeyi çok severdi. Hatta bizim Şükrü amca vardı, Albay Şükrü Kızılarslan. Şimdi ben düşünüyorum da,  gülüyorum. Babam onu resmi kıyafetiyle çağırırdı. Şimdi Şükrü amca da resmi kıyafetiyle gelirdi. Pazar günü düşünün yani. Pazar günü bir albay resmi kıyafet ile pikniğe gidiyor. Şimdi ben düşünüyorum, demek ki o zaman babam onun forsunu kullanıyordu. Çünkü onunla birlikte gittiğimiz zaman çevremizde alaka olurdu, ne bileyim gittiğimiz yerde bir problem varsa bu problemleri çözmesi açısından ya da iyi yer bulma açısından kolaylık olurdu. Sevim teyze de gelirdi, Şükrü amcanın hanımı.  Böyle güle oynaya giderdik. Her pazar günü bu pikniğimiz olurdu, babam organize ederdi. 


Yamalı Pantolon

 

Tabii o yıllar yokluk yılları, bugünkü gibi değil. Yamalı pantolon, yamalı çoraplarımız vardı. Yamalar hasarlandığında o yamalar tekrar dikilirdi. Babamın da kazancı ancak yetiyordu. Ancak deminde söylediğim gibi yiyeceğimiz, içeceğimiz her şeyimiz boldu. Yani bizim evimizde gıda anlamında her şey  vardı ve boldu. Biz Et Balık Kurumunda sıraya giriyorduk, sucuk almak için sıraya giriyorduk. Yani severdi böyle pastırmaydı, sucuktu, salamdı, etti. Bize hep aldırırdı yani. Hatta şöyle bir anımız var onunla ilgili. Babamın bir asker arkadaşı gelmişti bize. Gelirken de demek ki canı pastırmalı yumurta çekmiş,  kendine yetecek kadar almış gelmiş. Anneme de demiş ki; "Ya yenge demiş, sen şunu akşam yemekte yap ta, ben de bir yiyeyim." Akşam biz şimdi yemek yiyoruz, annemin yaptığı yemeği yiyoruz. Bir baktık ki onun önüne ayrıdan bir tavada pastırmalı yumurta geldi. Babam o gün o arkadaşını kovdu evden, niye böyle bir şey yaptın diye; "İnsan sadece kendine mi alır, fazla alsaydın da hep beraber yeseydik" diye adamı kovdu. Yani hiç çekinmezdi, lafını çekmezdi.


Bize Çalışmayı Öğretti

 

Babamız bize iyi bir aile ortamı yaratmıştı. Biz evimizde beş kardeş birlikte büyüdük. Bugün beraber olmamızın nedenlerin bir tanesi o sıcacık aile ortamında  yetişmemizdi, her şeyi paylaşıyorduk. Acımızı, yiyeceğimizi, sevincimizi. Üç odalı bir evimiz vardı, bir salon iki oda. Bir odada biz 5 kardeş beraber yatıyorduk, diğer odada annemler yatıyordu, bir de mutfağımız vardı. İşte evimiz ahşaptı.

 

Bize çalışmayı öğretti. Biz 10-13 yaşlarında iken kamyonun üzerine çıkıp odun yıkmaya başladık. Çünkü bizim de babamıza destek olmamız gerekiyordu. Çünkü başka eleman getiriyor, o elemanlara para veriyordu , biz çalıştığımızda ise o para kendimizde kalmış oluyordu.

 

Said Bey, çocukken Hamamönü'nde çalıştıklarını söylüyor.  Çocukluğumuz babamızın yanında biraz sopa ile biraz işte çalışmayla geçti gitti diyor gülerek.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400