erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

YAMANDİ'DEN YAMAN DEDE'YE


Bu makale 2013-05-13 15:37:36 eklenmiş ve 3140 kez görüntülenmiştir.
A. Turan ERDOĞAN

BİR YUDUM İNSAN; YAMANDİ’DEN YAMAN DEDE’YE

Aşkın çekim gücü etki alanını o kadar ileri boyuta taşır ki; adeta ruhu kanatmaya başlar. Kanayan ruh gönül iklimini tetikler ve duygu sağanağına dönüşür. Bu ise aşkın doruk noktasıdır. Artık bütün duyu organları  bir orkestra gibi gönül dilinin sesi olur.

    Bir yudum insan yazı dizimiz bu kez bizi Kayseri’nin Talas ilçesine  götürdü. Nisan yağmurları ile doyuma ulaşan kainat, Hz. Muhammed(sav)’in dünyaya teşriflerinin 1441. yılını doya doya kutladı. Rahmet peygamberinin kaynağından içen, aşkın sarmalına düşerek ilahi cezbeye kapılan bir aşığı  “Dyamandi” yi, onun hayat girdabındaki çilelerini paylaşmaya çalışacağım.   

Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

        Bu feryadın sahibinin Kayseri Rumlarından iplik Tüccarı Yuvan oğlu Afurani’den doğma Dyamandi’ye ait olduğunu hiç düşünebilirmiydik. Yanan Dede”, “Yanar Dede” ve “Yaman Dede” lâkablarıyla anılan şairimizin asıl adı “Diyamandi”dir. Kayseri Rumlarından iplik tüccarı “Yuvan” oğlu “Afurani’den doğma “Diyamandi”, 1887’de Talas’da dünyaya geldi. İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal’in “Son Asır Türk Şairleri”ne göre, Diyamandi henüz on aylık bir çocuk iken ailesi Kayseri’den Kastamonu’ya göç etti.

      İlk tahsilini Rum Ortodoks mektebinde yapan Diyamandi, 1901’de Kastamonu İdâdi (Lise)sine girdi. Yedi senelik İdâdiyi birincilikle bitirdi. İdâdide okuduğu yıllarda “Yamandî Molla” diye anılıyordu Diyamandi. Kendisi bir gayrimüslim olsa da hocalarından rica eder, din derslerinde sınıftan çıkmayıp İslâm’a ait güzellikleri gönül kulağıyla dinler ve kendi tâbiriyle daha bu dönemlerinde “yanmaya” başlar. İsminin Rumca mânâsı da “elmas” olan Dyamandi, sanki bu mânâya uygun hâle gelmenin yollarının arayışı içindedir.

O sebeble liseyi bitirince iki sene de medreseye devam etti. 1909’da İstanbul Hukuk Fakultesine başlayan Yamandi Molla, 1913’de Hukuk’u bitirdikten sonra, bir taraftan maişet için çalıştı, bir taraftan da, Galata Mevlevîhanesi’nde Ahmed Celâleddin ve Ahmed Remzi Dedelerden Mesnevi dersleri aldı. Galata Mevlevihanesinde Ahmed Remzi Dede, Yamandi Molla’nın zamirinde parlayan İslâmiyetine bakarak ona Yaman Dede diye hitab etti.

      Okumak için geldiği İstanbul’un mânevî havası, tanıştığı muhterem şahsiyetler onun gönlündeki Muhammedî ateşin daha da artmasına vesile olur. İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra uzun süre avukatlık yapan Dyamandi, I931’de Edebiyat ve Farsça öğretmenliği yapmaya başlar. Her şey iyidir, güzeldir de içindeki yangını çevresine bir türlü açamamaktan muztariptir. İçinden geldiği gibi, Hz.Muhammed sevgisini haykıramamak onu kahretmektedir. Gönlü çoktan Müslüman olmuş; fakat en yakınlarına bile inancını söyleyememekte, sırrını açıklayamamaktadır. Kızacaklarsa kızsınlar, ayıplayacaklarsa ayıplasınlar, küseceklerse küssünler, kim ne derse desin, sırrını açma düşüncesindedir.

İçindeki iman ve aşk çağlayanlarını daha fazla saklayamayıp 1942’de Müslüman olduğunu açıklar. Dede’nin Müslümanlığı, ciddi sıkıntılar yaşamasına, zaman zaman aile içinde huzursuzluklar çıkmasına sebep olur. Fakat onun derinden duyduğu, ruhunu eriten Allah sevgisi, bütün sıkıntıları ve kederleri unutturur.    

Afurani’nin oğlu Dyamandi, Yaman Dede oluşunu şöyle anlatır:

“Hidâyet nurunun alevden damlalar halinde gönlüme akması, şahlar güzelinin (Mevlana) tatlı ve mübarek ismini işittiğim andan itibaren başladı. Ondan sonraki merhaleler baş döndürücü bir hızla birbirini takip etti. Merhum ve mağfur Ahmet Remzi Dede’den Mesnevi okudum. Ufkum son derece genişledi. İmanım da o nispette kuvvetlendi. Koca Mevlana’nın büyüklüğü karşısında ürpermeye başladım. Koca Sultan, Mesnevi’de mikrobu ve serumu haber veriyor; hayata gözlerini kapayacağı yılı da (ebced hesabıyla) bildiriyordu. Mesnevi’nin görebildiğim derinlikleri karşısında gözüm kararıyor, korkuya benzer hisler bütün benliğimi kaplıyordu. Bütün derinliğini görmemin imkânı yoktu. Mesnevi’yi bitirdim, daha doğrusu Mesnevi beni bitirdi. Her zerremde aşkın alevleri çıkmaya başlamıştı. Hidayete doğru deyişim şunun için pek yerindedir. Hidayetin dereceleri vardır. Kelime-i Şehadet’in gönülden söylenmesiyle iman ve İslâm tahakkuk eder. Fakat bununla hidayetin son mertebesine, iman kuvvetinin pek yüksek derecelerine erişmiş olur muyuz? Elbette olamayız. Bunun içindir ki, ‘Nasıl Müslüman oldum?’ sorusunu şöylece tamamlamak lâzım: “Nasıl Müslüman oldum ve olmaktayım?” 

            Mevleviler arasında Konya; Aşıklar Kâbesidir. Yaman Dede de kırklı yıllarda sık sık Konya’ya sefer eder. Şeb-i Arus törenlerinin özel davetlilerindendir artık. Biri İstanbul’a gelse ve “Ben Konya’dan geliyorum” dese Yaman Dede “Demek Sultanımızın şehrindesiniz” der; alır,yedirir,içirir ikram eder!... Konya ve Mevlana onun için özel aşk bestesinin vazgeçilmez iki notasıdır. 
Mevlana sevgisi onu tabiî b
ir süreç içinde Hz Muhammed (SAV) ve Kur’ân sevgisine götürür. Mesnevi’deki :

 MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM ( Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım )
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM ( Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım )
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM( Benden başkaca bir söz nakledenler olursa )
BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM Hem  (onu söyleyenden hem o sözden uzağım )

Şahlar Güzeli dediği büyük âşık Hz. Mevlana sanki Dyamandi’yi parça parça ederek gönül huzmelerini tutuşturmaktadır.

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk 
Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk

( İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.)
 Mevlana sevgisi,  onu yakan bir ateşe dönmüştür. Kendi ifadesiyle “ruhu kanamakta”dır. Bu derin hasretini bir şiirinde şöyle anlatır:

Sultan Veled’in pâyina düştüm de geçende 
Sordum seni ahım yanarak kalb ü dehende
Bir kerrecik olsun gelerek hâbıma (uykuma) sen de
Göster bana didârını gel ey Ulu Sultan.

2- Yaman Dede’nin öğrencilerinden olan Ahmet Kahraman  onun mâna iklimini ve sevdalarını şöyle anlatıyor:
     “Yaman Dede 1959–1960 döneminde Farsça dersimize geliyordu. Bir gün dersler bitti, okuldan çıktık. Taksim’e doğru gidiyorum. Alman Sefareti civarında bir mescit var. İşte oradan yukarı doğru tek başıma gidiyorum. Bir baktım Yaman Dede, mescidin duvarına yaslanmış, son nefesini verir gibi bir hali var. Halsiz, mecalsiz, başı hafifçe sağ öne düşmüş, boynu bükülmüş, öyle duruyor. Hemen koşarak yanına gittim ve: ‘Hocam, hayırdır, geçmiş olsun neyiniz var, hasta mısınız?’ dedim.
Baktım Hoca ağlıyor. ‘Hocam niçin ağlıyorsunuz, başınıza bir şey mi geldi?’ dedim.
Şöyle çok ince, çok tiz, çok gevrek, ipil ipil dökülen bir sesle: ‘Hayır yavrum hayır!’ dedi. ‘ Resulullah (SAV) aklıma geldiği zaman, kendimi kaybediyorum, ayakta duracak mecalim kalmıyor, ya bir yere dayanmam gerekiyor veya oturmam icap ediyor.’ 

Yaman Dede sadece bir âşık değildir, inancını her mahfilde her vesile ile dile getirir. Dede’nin “Dahilek Yâ Rasulallah” na’tının bestekârı Dr. Ali Kemal Belviranlı anlatıyor:

“Konya’da lise talebesi olduğum günlerde, Hazret-i Mevlana ile ilgili toplantıda bir konuşma dinlemiş, Yüce peygamberimiz (SAV) ile Hazret-i Mevlana hakkındaki şiirleri gözyaşlarıyla okuyan bir zâta şahit olmuştum. Bu zât; maruf ve meşhur Yaman Dede, daha doğrusu Yanar Dede idi.’


     Evet Resulullah (SAV) aşkıyla böyle yanmayan, yana yana erimeyen bir gönlün; “Cemalinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah”; “Dahilek Yâ Rasulallah” gibi samimi şiirleri yazması ve hayatını bu şiirlerin inceliğiyle yaşaması mümkün olmasa gerek.

       1942 yılından itibaren, başta azınlıklara mensup kız ve erkek liseleri olmak üzere çeşitli okullarda Türk Edebiyatı ve Farsça okutan Yaman Dede, devlet hizmetinden ayrılmış, eğitimciliğin yanı sıra serbest avukatlık yapmaya başlamıştır.

Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde Mevlana konulu konferanslar verir. Ancak halen gizli bir mümindir. Namazını en kuytu semtlerin küçük mescitlerinde kılmakta,Ramazanda gizli oruçlar tutmaktadır. Kızı ve eşi inancından habersizdir. “Tam kırk yıl bazen sahursuz bazen iftarsız oruçlar tuttum, ama ailem bunu hiç bilmedi!..” der hatıratında. Avukatlıktan çok zamanını lise derslerine, gençliğin manevi aşkı tanımasına  ayırmaktadır.

15 Şubat 1942 de ismini değiştirir ve Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU adını alarak nüfus idaresine ismini ve yeni dini İslam’ı tescil ettirir. Bu sırada 55 yaşındadır. Kırk yıldır sakladığı yeni kimliğini kuşanmış, ama o saatten sonra da aile içi sancı başlamıştır.

Üsküdar’daki evinde bir kış gecesi durumu kızı ve eşine açar. Karısı ve kızı o an feryadı basarlar. Haber Patrikhaneye kadar ulaşır. Dönemin Hıristiyan din adamları, ya Hıristiyanlığa dönmesi ya da karısından boşanması konusunda baskı yaparlar. Karısı bu ikilem karşısında kararlı bir tutum sergileyemez. Yaman Dede, zor ama cesur bir karar alır. Evden ayrılacak, yalnız yaşayacaktır.

Yerde dizlere kadar kar, havanın keskin ayaz olduğu bir Şubat gecesi ailesini toplar ve:“Aşkımın bedeli bu yaşananlar. Sizler sakın üzülmeyiniz. Aşk, ıstırapsız olmaz. Size acı vermeye hakkım yok. Bu ev ve içindekiler size kalsın. Elveda!..”

Ceketini alıp çıkmıştır artık. Üsküdar, Selamsız Yokuşundan iskeleye iner. Sabah ezanına kadar o soğukta sokakları ve sahili arşınlar. Sabah karşıda, Karaköy’deki avukatlık bürosuna geçer. Birkaç gece burada yatıp kalkar. Dostlarının,öğrencilerinin evlerine misafir olur bazı geceler. Kendi ifadesi ile hürdür artık.

       Ahmed Zeki Tekin Bey’den nakledilen şu bilgi ayrı bir öneme haizdir:

       Yaman Dede’nin bir sır olarak sakladığı ve hiç bir yazısında açıklamadığı hakikat şudur ki, 1902’de, Kastamonu İdâdisinde başlayan hidâyet nuru, esasen onu bir müslüman hayatı içerisinde 1942’ye kadar getirir. Yaman Dede, gerçekten de bir müslüman gibi yaşamaktadır. Ancak, kalben tasdik ettiği imanın dil ile ikrarı ve açıklamayı da gerektirdiğinden, dostlarından o devirde  Tekel Müdürü olan Emin Bey, onu Tokat’a götürür. Tokat’da, ulemadan Ahmed Hilmi Hazretleri -Emin Bey’in Mürşidi- irşad makamındadır. Ve evlâdlarını, Nakşıbendiyye-i Halidiyye-i Sâminiyye yolu üzerinde hidâyete götürmektedir. İşte her şey orada hallolur ve ikrar safhasını da tamamlayan Dede, artık saf, temiz bir müslümandır.

     Mevlânâ ve Mesnevî benim elimden -gönlümden- tuttu Hazreti Peygambere götürdü beni. Ben İslâmı Mevlânâ ve Mesnevî’de tanıdım, sevdim. Hiç insan kendisini hidâyete götüren büyüğü sevmez mi? Ben hayatımı borçluyum, hidayetimi borçluyum ona. Bunun kınanacak, yadırganacak nesi var? diye biraz yakınmıştı.

Yaman Dede’ye bazan: Ne mutlu size Hocam, sizin imanınız Vehbi, Allah vergisi bizim imanlarımız kesbidir, ana baba ve çevre tevârüsü… Sizinki daha makbul derdik Oda: Sizinki de vehbi, bizimki de vehbi evlâdım, aralarında hiçbir fark yok! Hepsi de aynı!.. Hepsi de Allah vergisi derdi.

Azınlık okulları yanı sıra İstanbul İmam Hatip Okulu ve Y.İslam Enstitüsünde de Farsça derslerine girer. Bugün her biri kendi branşında otorite olan Prof.Dr.Hayreddin Karaman, Prof.Dr.Bekir Topaloğlu, Prof.Dr.Emin Işık,İstanbul Eski Müftüsü Selahaddin Kaya,Osman Nuri Topbaş gibi pek çok öğrenci Farsça’yı ondan öğrenir. Mevlana’yı onun gözyaşları içinde verdiği derslerden tanırlar. Allah,Rasülullah, Mevlana, Konya,Aşk deyince hüzün çöken,hemen ağlamaya başlayan ikinci bir kişinin görülmediği bu zatların beyanlarından anlaşılmaktadır.

            Dostlarının teşvik ve tanıştırması ile ilkokul öğretmenliğinden emekli Hatice Hanım’la hayatını birleştiren Yaman Dede, eski karısı ve kızını zaman zaman telefonla arayarak hediye ve ikramlarda bulunmayı ömür boyu ihmal etmemiştir.

1962 yılına gelindiğinde çok hasta olmasına karşın Acıbadem’deki evinden Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsüne derslere gelmeye devam eder. O artık paltosu içinde zayıf, ceset gibi solgun,75 yaşın yorgunluğuyla bedenini sürüyerek yürümektedir.

3 Mayıs 1962 Perşembe günü “Ölüm asûde bir bahardır” diyerek Hakka yürür. Öğrencileri ve yüzlerce seveninin omzunda Karacaahmet Mezarlığına defnedilir.

        Karacahmet mezarlığının Küçük Selimiye Camii karşısındaki kapısından girişte yatar Yaman Dede.  Küçük Selimiye Camii kapısını arkanıza alıp Karacaahmete girdiğinizde 15 adım yürüyünüz. Durduğunuz zaman solunuzda asırlık bir servinin altında karısı Hatice Hanımla yan yana yatan Yaman Dedeyi göreceksiniz. Siyah,yosun kaplı mezar taşı üzerinde şunları okuyacaksınız:

HuvelBaki
Mevlana Aşıkı Yaman Dede
Hakk’a kavuşmak için ircii emrine etti itaat.1304-3.5.1962

Hakka yürüyen binlerce Yaman Dedelere  Fatiha...

Kaynaklar
1- Yaman Dede, Mustafa Özdamar, Marifet Yayınları, s. 11.
2- Yaman Dede, Mustafa Özdamar, Marifet Yayınları, s. 187-188.
3 - A.g.e s. 191-19.
4- A.g.e s. 229.

 

Yaman Dede 

Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Yanan kalbe devasın sen bulunmaz bir şifasın sen
Muazzam bir sehasın sen dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Gül açmaz çağlayan akmaz İlâhi nurun olmazsa
Söner âlem nefes kalmaz felek manzûrun olmazsa
Firak ağlarvisal ağlar ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Erir canlar o gül bûy’i revan bahşın hevasından
Güneş titrer yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Susuz kalsam yanan çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Ne devlettir yumup aşkınla göz rahında can vermek
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Boyun büktüm perişanım bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400