porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

ÇANAKKALE ZAFERİ


Bu makale 2015-03-19 07:51:50 eklenmiş ve 1045 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi'nin 100. yıldönümünde, üzerinde yaşadığımız coğrafyayı vatan yapan aziz şehitlerimizi şükran ve minnetle anıyoruz.

Aziz Milletimiz, varlığını ve bağımsızlığını korumak için tarihinde büyük mücadeleler vermek zorunda kalmıştır. 18 Mart 1915, bütün dünyaya gösterdiğimiz ve bizden kat be kat güçlü olan düşmanlarımıza “Çanakkale geçilmez” dedirterek bozguna uğratıp, yazdığımız şanlı destanımızın tarihidir.

I. Dünya Savaşı içinde önemli bir yer tutan ve savaşın kaderini değiştiren Çanakkale Savaşları gerek Türk tarihi gerek dünya tarihinde olsun çok önemli bir yere sahiptir. 3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla, 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında Gelibolu Yarımadası'nda yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.


Çanakkale Muharebeleri Türk Ordusunun en parlak harekâtlarından birini kapsamaktadır. Bu harekâtta silahlı kuvvetlerin büyük bir kısmı ve en değerli birlikler görev almışlardı. Onları sevk ve idare eden seçkin komutanların yönetiminde eşsiz kahramanlıklar yaratan Türk kuvvetlerinin bu şanlı zaferi dünya tarihinde de benzersiz bir yer tutmaktadır. Pek çok eksikliklere ve olanaksızlıklara karşın Türk ordusu, dünyanın en güçlü ve en büyük donanmasını hezimete uğratmış; en modern harp silah ve araçlarının desteğine dayanan üstün İtilaf Devletleri'nin ordularını, bulunduğu dar bir kıyı şeridi içinde kalmaya mecbur etmiş ve hatta onu karaya çıktığına pişman etmişti.


Çanakkale Muharebeleri, Türk'ün tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmediğini, şartlar ne olursa olsun bu milletin daha çok şeyler başarabilecek güç ve inanca sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.


Tarihin akışını değiştiren ve dönemin en son teknolojisi ile üretilmiş savaş araçlarına karşı; Eceabat, Seddülbahir, Kilitbahir, Conkbayır, Anafartalar ve daha birçok yerde verilen olağan üstü mücadele, Türk milletinin bahis konusu anayurdu savunma olduğu zaman nelerin yapabileceğini açıklıkla ortaya koymuştur. Milli şairimiz Mehmet Akif'in “Bedir'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi” mısrasında ifade ettiği gibi Çanakkale, adsız kahramanların iman dolu göğüslerini siper ederek kanlarının son damlasıyla yazdıkları gurur destanımızdır.

Çanakkale Savunması bir milletin, bir gençliğin savunması olmuştur. Savaşa katılan komutanlar, subaylar ve erler, savaşın her sahasında üstün morallerini vatanseverlik ve fedakârlıkları ile birleştirerek kudretlerinin büyüklüğünü ispat etmişlerdir. Çanakkale'de savaşın her safhasında ve savaş alanının her bölgesinde, en üstün komutanından tek erine kadar her savaşçı dillere destan olan kahramanlık örnekleri göstermişlerdir.


Çanakkale Zaferi, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lideri hediye etmiştir. Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletimizin hürriyet meşalesini esasında Çanakkale'de yakmış, Samsun'a çıkarak bu meşale altında milletimizi bir araya toplamış ve nihayet adeta ikinci bir Çanakkale destanıyla düşmanlarımızı İzmir'den denize dökerek Kurtuluş Mücadelemizi zaferle sonuçlandırmıştır.


Çanakkale'de Mehmetçiğin başarısını küçümsemek, Türk Milleti'ni küçümsemek demektir. Günümüzde bazı kişiler guruplar Çanakkale'de ve İstiklâl Savaşı'ndaki Türk subayının zekâsını, yüreğini ve Mehmetçiğin kahramanlığını hiçe sayan hurafeleri rahatlıkla dillendirebiliyorlar. Bunlara inanmak gerekirse savaşı, Türk subaylarının kısa zaman içinde milli ve dini bilinç vererek yetiştirdiği Mehmetçikler değil de yeşil sarıklı, sakallılar kazandı! Bu yaklaşım, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı şehitlerine hakarettir ve kabul edilemez.


Araştırmacı Yazar Aydın Ayhan “Çanakkale… Ah Çanakkale…" isimli eserinde Azman Dede'yi ve Galatasaray Mektebi Sultanisi (Lisesi) öğrencilerinin şehadetlerini bakın nasıl anlatıyor:


Balıkesir İvrindi'nin Mallıca köyünden 104 yaşında vefat eden Azman Dede Çanakkale savaşına katılmış gazilerimizdendi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış, herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.


Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu, Sorduklarımı cevapladı. Söz Çanakkale'ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya ve bağıra bağıra anlatmaya başladı:


"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta 3-4 asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara

geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu: "Yavrum siz kimsiniz?" İçlerinden biri dedi ki:


"Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz. Vatan için ölmeye geldik!.."


Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır, tüfek şöyle tutulur, süngü böyle takılır, düşmana şöyle saldırılır!.." diye.


Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik.


Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor, bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.." diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Bir panik meydana getirebilirdi.


Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..


Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı,

Al sancağı teslim etti Allaha ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana,

Sütüm sana helâl olmaz saldırmazsan düşmana…


Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış, dişler kenetlenmiş bekliyorlardı.


O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.." diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden "ALLAH, ALLAH" diyerek fırladı. İşte tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.."

Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi; "Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı." dedi.


Evet Sevgili Gençler, İstiklal Marşımızı söylerken, ayaklarınız yere sağlam bassın, sesiniz gür olsun. Çünkü bu marş bizim. Marşımıza, bayrağımıza, ülkemize sahip çıkın. Vatan diye bildiğiniz bu topraklarda göğsünüzü gere gere dolaşın, çünkü bu toprakların bedeli geçmişte Sarıkamış'ta, Çanakkale'de daha nice savaşlarda her bir karışı için, binlerce şehit verilerek ödendi, günümüzde de ödenmeye devam ediyor. Öylesine kutsal, öylesine değerlidir işte vatan. Mithat Cemal Kuntay'ın dizelerinde bayrak ve vatan şöyle tanımlanır: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Vatan bir annedir, bir sevgilidir, vatan namustur. Vatan atalarımızın bize bir emanetidir. En değerli varlığımızdır. Türk milleti, söz konusu vatan olunca, değerli bildiği her şeyinden geçer. Canından, cananından, tüm varından geçer. Çünkü vatansız bunların hiçbir kıymeti yoktur.


Sevgili öğrenciler, bugünün anlam ve önemi ile şehitlerimizin aziz hatıralarını ebediyete kadar yüreğimizde taşımak, en başta gelen milli görevimizdir. Yoksa, saka neferinden Alay komutanına, hepsi şehit düşen 57. Alaya ve O'nun yiğit komutanı Yarbay Hüseyin Avni'ye, Yarbay Hafız Kadri'ye minnet ve şükran borcumuzu nasıl öderiz?


Zaferin yıldönümü vesilesiyle, bu savaşta yer alarak adını tarihe altın harflerle yazdıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi ve fedakâr milletimizi minnet, saygı ve şükranla anıyoruz.


NOT: Bu yazı Niksar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde düzenlenen Çanakkale Deniz Zaferinin 100. yılı programında sunulmuştur.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400