yeni film yeni film porno

Mahmut HASGÜL


Bu makale 2015-06-06 20:49:10 eklenmiş ve 692 kez görüntülenmiştir.
MİSAFİR KALEM

Hayatta üç kişiye hayran oldum, o üç kişiyi örnek aldım; hep o üç kişi gibi olmak istedim. Birincisi ve en önemlisi, en erişilmezi Hz. Muhammed idi. İkincisi Fatih Sultan Mehmet, üçüncüsü Mehmet Akif Ersoy… Üçünde de gördüğüm en temel hasletler, herkesin görebileceği kadar sağlam bir ihlas, gösterişe düşmemiş bir iman ve yaratılışa ters düşmeyen güçlü bir “gerçekçilik” anlayışı… Üçünün de adı Muhammet, üçünün de en temel vasfı güzel ahlak, üçü de bilginin ve çalışkanlığın aşığı… Biri çığır açmış, diğer ikisi tereddütsüz yürümüş o açılan çığırdan. 


Fatih Sultan Mehmet, Çağları açıp kapayan hükümdar; Hz Muhammed'in övgüsüne mazhar olmuş bir komutan, feth-i mübinin büyük fatihi. Başarılarından çok sebepleri, ilkeleri, ülküleri, hayalleri, planları konuşulması gereken büyük insan… 

 

Fatih ki, padişahın tek şehzadesi; Osmanlı Devletinin müstakbel Hükümdarı… Daha 4-5 yaşlarında özel derslerle, talimlerle boğuşuyor. Sabah beşte uyandırılıyor, sabah namazı kılınıyor, ardından ezber dersleri başlıyor. Bir bardak süt içip saat sekize kadar bir de yabancı dil dersi alıyor ki altı yabancı dil öğrenmek zorunda. Ardından kahvaltı ve sonrasında matematik, astronomi dersleri... Hemen sonra kimya ve tarih dersleri; ardından ilmihal dersi. Fıkıh, kelam, tefsir sonrası ok talimi…


Öğlen yemeğinden hemen sonra siyaset bilimi, uygulama dersleri; akabinde yine spor ve savaş talimleri….


Her gün dakikası dakikasına planlanmış, her an yoğun çalışma içinde. Bu tempoya şimdiki 10-15 yaş arası gençlerin dayanmasının imkânı yok. Bu şimdi bir zulüm gibi algılanır ama koskoca padişah çocuğu bu zulme katlanmak zorunda… 


2. Mehmet bu şartlarda, sağlam ve akılcı bir eğitimle yetiştiriliyor.  


Fatih bilginin sevdalısı, bilginlerin hayranı… 2. Mehmet'i Fatih yapan bakış açısı bu bilime olan yüksek saygısıdır.


Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fetheder etmez ilk iş olarak Avrupa'ya kaçmakta olan Bizanslı bilim adamlarını İstanbul'da tutmaya çalışmıştır. Çünkü bilim adamları İtalya'ya kaçarsa, Avrupa bilim ve sanatta gelişecek, Osmanlı kaybedecektir. Nitekim böyle de olur maalesef. Bilginler kaçar, Batı Medeniyetini inşa ederler. Rönesans'ı tetikleyen adım olmuştur İstanbul'un Fethi.


Fatih bu kaybı telafi etmek için var gücüyle eğitim faaliyetlerine girişir. İstanbul'un ilk medresesini (Üniversitesini) açar. Sık sık ziyaret eder okulu. Hatta 22 yaşındaki genç padişah talebe olarak yazılmak ister kendi kurduğu okula. Müderrisler derslere devamlı gelemeyeceği için okulun sistemini bozacağını düşünürler ve onu kabul etmezler.


  Fatih hocalardan tek bir şey rica eder: okul talebelerinin ayakkabılarından biriken toz ve toprağın torbalarda toplamasını... Ölünce kabrinin bu toprakla kapatılmasını vasiyet eder. "Kabirde, Allah için ne yaptın diye sorulduğunda, talebe yetiştirdim diyebileyim. Benim dünyada yaptığım en hayırlı iş bu olacaktır." der.


  Medresenin ilk senesinde yatılı yüz öğrenci kaydedilmiştir. Sene sonunda okulu yine ziyaret eder ve baş müderrise sorar: “Hocam, kaç tane adam gibi adam çıkar?”

  Baş müderris yalan söyleyip günah işlemek, doğruyu söyleyip azar işitmek arasında kalır bir müddet ve sonunda doğruyu söylemeye karar verir: “Hünkârım, bir kişi çıkar ama iki kişiyi bilmiyorum.”  O anda Fatih ellerini semaya kaldırarak: “Elhamdülillah” der. “Ben bir kişi için değil yüz kişiyi, bin kişiyi beslerim. Yeter ki o bir kişi çıksın!” 


  Yine o yıllarda dünyanın en iyi matematik ve astronomi âlimi Ali Kuşçu Semerkant'ta yaşamaktadır. Fetihten sonra Fatih, Ali Kuşçu'ya bir davet mektubu gönderir: “Hocam, alem-i İslam'ın yeni merkezi artık İstanbul olmuştur. Sizin gibi kıymetli bir âlimi İstanbul'da görmek isteriz.” Ali Kuşçu Semerkant'ta mutludur ve gelmek istemez, reddeder teklifi. Fatih tekrar bir mektup yazar ve der ki: “Hocam lütfen gelin. Semerkant'tan İstanbul'a kadar her adımınıza bir altın vereceğim, yeter ki gelin!” Bu olağanüstü teklifi kabul eder Ali Kuşçu ve İstanbul'a gelip eğitim faaliyetlerine katılır.


  Fatih ki on altı bilinmeyenli denklemleri çözecek kadar yetenekli ve bilgili bir matematikçi, havan topunu icat edecek kadar müthiş bir fizikçidir. 


Fatih ki Bizans Zindanlarından Macar demirci Urban'ı kaçırtıp, ona Şahî adlı muazzam topları döktürterek İstanbul muhasarasını bu topların etkisine göre planlamıştır. Bu, bilime ve bilim adamına inancın, planlı hareket etmenin şaşmaz sonucudur. Fatih ki her işi ehline veren, “Bizden olsun da çamurdan olsun.” diyen çürük düşünce sistemine asla itibar etmeyen bir bakış açısına sahiptir. 


Fatih ki sanayi devrimini, 18-19. Yüzyıllarda olabilecek gelişmeleri 300 yıl öncesinden hesaplamış, görmüş pırıl pırıl bir aklın sahibidir.


Bilimle maneviyatı sürekli kavga ettirmek isteyen; bilimi küçümseyen, emeksizce bir keramet veya mucizeyle sorunların üstesinden gelmek isteyen tembel ruhlu insanlar Hz Muhammet bakışını anlayamamışlardır; Fatih'in sırrını çözememişlerdir, Mehmet Akif'in Safahat'ta neden sürekli Müslümanları eleştirdiğini algılayamamışlardır.


Türk İslam ordularına yüzlerce yıl gülümseyip de teslim olmayan; cilveli, mavi gözlü Kostantiniyye 2. Mehmet'in ihlasına, imanına; zekasına, emeğine, bilgisine ve planlamasına teslim olmuştur. Bu yeryüzünün gördüğü en büyük fetihlerden biridir. Bu feth-i mübindir. Bu, Hz. Muhammed'i en sağlıklı şekilde anlayabilen bir hükümdarın haklı zaferidir. 


Fatih'in sahip olduğu bakış açısı İstanbul'dan daha değerlidir. Tarih gösteriyor ki Hz. Muhammed'i hakkıyla anlayabilen herkes birer Fatih'tir… Kâh İstanbul'u fetheder, kâh Anadolu'yu, kâh gönülleri, kâh rıza-yı İlahi'yi…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400