porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

Peygamber Şairi Kab bin Züheyr Kaside - i Bürde - Hırka Kasidesi


Bu makale 2015-06-18 10:06:37 eklenmiş ve 2708 kez görüntülenmiştir.
A. Turan ERDOĞAN

Hz. Peygamber döneminin medyası şairlerin etkileyici, kırıcı, incitici veya taltif edici övgü ve yergi içeren şiirleridir. Zaman zaman yarışmalar yapılır; dereceye giren şairlerin şiirleri Kâbe'nin duvarında sergilenirdi. Şairlik ve şiir cahiliye döneminde seçkinliğin, entelektüel olmanın bir aracı idi. Nüfuz sahibi olanlar şairlerle oturup kalkar, şiir kılıcının etkisini lehte ve aleyhte sürekli kullanırlardı. 

Şiir yazmayı ve okumayı zaman zaman boş uğraş gibi görme eğilimleri her dönemde olagelmiştir. Oysa şiir, Hz. Peygamber döneminde gerek müşrik şairler ve gerekse onlara karşılık veren Müslüman şairler tarafından kullanılan etkili bir silahtı.

Geçmişten günümüze, insanları etkileyen şair ve şiir gerçeğinden, Kur'an-ı Kerim Şuara Suresinde söz etmektedir. 227 ayet olan surenin, sadece son dört ayeti şairlerden söz eder. Buna rağmen surenin, "şairler" manasına gelen "şuara" ismini alması, konunun önemini ortaya koymaktadır

Kâ'b bin Züheyr de döneminin meşhur şairlerindendir. Müzeyne kabilesinden olup, on bir şair yetiştiren bir aileye mensuptu. Babası Züheyr bin Ebî Sülemî ve kardeşi Büceyr de şair idi. Kâ'b bin Züheyr'in babası Hıristiyan ve Yahudi âlimlerinin yanlarına gider, onları dinlerdi. Onlardan ahir zamanda bir Peygamber gönderileceğini de işitmişti. 

Baba Züheyr, bir gece rüyasında, gökten bir ip uzatıldığını, o ipten tutmak için elini uzattığı halde yetişemediğini görmüştü. Bu rüyasının, ahir zamanda gelecek olan Peygambere yetişemeyeceğine ve ömrünün o gönderilmeden biteceğine işaret olduğunu anlamıştı.       Fakat oğulları Kâ'b ve Büceyr'e, ahir zaman Peygamberi gönderilince, O'na iman etmelerini vasiyet etmişti. 

Kâ'b bin Züheyr ve kardeşi Büceyr, İslâmiyet gelince, Peygamberimizle görüşmek üzere Medîne-i Münevvereye doğru yola çıkmışlardı. Ebrak-ul Azzâf denilen yere geldiklerinde, kardeşi Büceyr : Sen burada bekle, ben Medîne'ye gidip, O Peygamberi bir göreyim; söylediklerini dinleyeyim dedi. 

Büceyr Medine'ye gidince, Peygamberimiz ona, İslâmiyeti anlattı ve Müslüman olmasını söyledi. O da hemen kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. 

Kâ'b bin Züheyr, kardeşi Büceyr'in Müslüman olduğunu öğrenince, ona çok kızdı. Bunu dile getiren bir şiir yazdı. Şiirinde, Peygamberimize ve İslâmiyet'e karşı hoş olmayan sözler söylemişti. Kardeşi Büceyr, buna tahammül edemeyip, durumu Peygamberimize arz etti. Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdu ki: 

- Kâ'b'a kim rastlarsa, onu öldürsün! 

Kardeşi Büceyr, Kâ'b'a bir mektup yazıp gönderdi. Mektupta, “Başının çaresine bak!” diye yazarak durumu bildirdi. Kâ'b'in yazdığı kötüleyici şiire karşılık bir de şiir yazdı. Bu şiirinde özetle şöyle dedi: 

- Ey Kâ'b! Kabul etmeyip, yerdiğin bu İslâm dininden daha gerçek ve daha sağlam bir din olamaz. Var sende kurtulmak istiyorsan putları bırak, bir olan Allaha iman et.Müslüman ol ki, kurtulabilesin! Kıyâmet gününde kaçılamayacak olan Cehennem ateşinden, Müslüman olup, iman edenlerden başkası kurtulamayacaktır. 

Resûlullah'ın yanına gel! 

Büceyr, kardeşi Kâ'b'a yazdığı mektubun bir kısmında da şu hususa değinmişti; 

- Resûlullahı şiir yazarak hicvedip üzen Mekkelilerden bazıları öldürüldü. Kureyş şairlerinden sağ kalan İbni Zibâra ve Hubeyre bin Ebî Vehb ise başlarını alıp kaçtılar. Eğer sağ kalmak istiyorsan, acele Resûlullahın yanına gel! 

O, yaptığına pişman olup, tövbe ederek yanına gelen kimseyi öldürmez. Böyle tevbe ederek, gelip Müslüman olanların hepsini kabul etti. Bu mektubumu alır almaz Müslüman ol ve hemen buraya gel! Eğer bu dediğimi yapmayacak olursan, yeryüzünde başını al, nereye gideceksen git! 

Kâ'b bin Züheyr, kardeşi Büceyr'in mektubunu alınca, sanki yeryüzü ona dar gelmişti. Zaten kabilesi arasında bulunan düşmanları, onun için, "O, artık öldürülmüş demektir!" diyerek dedikodu yayıyorlardı. 

Kâ'b bin Züheyr, bu durum karşısında derin derin düşünmeye başladı. Yavaş yavaş gönlü aydınlanıyordu. Nihayet Müslüman olmaya karar verdi. Medineye doğru yola çıktı. Peygamber efendimizi metheden ve kendisinin de tövbe edip, Müslüman olduğunu bildiren uzunca bir de şiir yazdı. 

Medîne'ye varınca, gizlice Cüheyni kabîlesinden olan bir arkadaşının evine gidip, misafir oldu. Ertesi gün sabah, evine misafir olduğu kişi, onu, Peygamberimizin yanına götürdü. Peygamberimiz o sırada, Sahabelerle birlikte sohbet ediyordu. Kâ'b bin Züheyr, devesini mescidin önüne çöktürüp, içeri girdi. Peygamberimizin yanına yaklaşıp, kendini tanıtmadan dedi ki: 

- Yâ Resûlallah! Kâ'b bin Züheyr yaptıklarına pişman ve Müslüman olarak aman dilemeye gelmiş bulunuyor. Ben onu sana getirsem, aman verip, Müslüman olmasını kabûl eder misiniz? Peygamberimiz buyurdu ki: 

- Evet. 

- Yâ Resûlallah, ben şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Sen de O'nun Resûlüsün! 

- Sen kimsin? 

- Ben Kâ'b bin Züheyr'im. 

Eshâb-ı Kirâm onun Kâ'b bin Züheyr olduğunu anlayınca, Ensârdan biri ayağa kalkıp dedi ki: 

- Yâ Resûlallah! Müsade et, boynunu vurayım! 

Peygamber efendimiz buyurdu ki: 

- Vazgeç ondan! O, içinde bulunduğu hâlden pişman ve Hakka dönmüş olarak gelmiştir. 

Bu sırada Kâ'b bin Züheyr, Müslüman olduğunu bildiren bir kaside okumaya başladı. Bu kasîdesinde uzun bir girişten sonra, asıl mevzuya geçip, Müslüman olduğunu, tevbe ettiğini ve af dilediğini dile getirdi. Son kısmında da Peygamberimizi ve Eshâb-ı Kirâmi metheden beyitleri okudu. 

Peygamberimiz, Kâ'b bin Züheyr'in, "Banet süâdü= Sevgili uzaklaştı" sözleriyle başlayan bu kasîdesini beğenip, çok memnun oldu. Onu affetti. Bürdesini (hırkasını) çıkarıp, onun omuzlarına koydu. Bu sebeple Kâ'b bin Züheyr'in kasîdesi, "Kasîde-i Bürde" ismi ile meşhur oldu. Hz. Kâ'b 645 senesinde Şam'da vefat etti. 

Resûlullahın hediye ettiği bu hırka, Muaviye tarafından Kâ'b bin Züheyr'in vârislerinden satın alınıp, muhafaza edilmiştir. Sırasıyla Emevîlere, onlardan Abbasîlere, daha sonra da Mısır'ın fethinde Mekke Şerifi tarafından diğer kutsal emanetler ile birlikte Yavuz Sultan Selim Han'a teslim edilmiştir. Günümüze kadar korunan bu hırka, "Hırka-ı Saadet" ismi ile meşhur olmuştur. Bugün hâlâ İstanbul'da Topkapı Müzesinde "Hırka-ı Saadet" odasında muhafaza edilmektedir.

Kab bin Züheyr'in Kaside-i Bürde'si başta Fransızca, İtalyanca ve daha birçok dile çevirilmiştir. Bunun dışında diğer kasidelerini ve şiirlerini içine alan bir de Divan'ı vardır. Divanı ise  Ebi Sa'id Şükri tarafından Şerh-i Divan-ı Kab ibni Züheyr adıyla şerhedilmiştir. Fuat Bostani tarafından da divanı ve kendisi hakkında Kab bin Züheyr adlı bir kitap yazılmıştır.

Kaside-i Bürde'den Bir Bölüm Şöyledir;

“Yardımını umduğum dostlar bana; senden yüz çevirdim, seni teselli edemem, dedi,

Ben de onlara, çekilin yolumdan, 

Allahu Tealanın takdir ettiği her şey elbette olacaktır, dedim, 

Her ananın evladı bir gün mutlak tabut üzerinde taşınacak,

Resulullah'ın affetmesi en çok umulan şeydir,

Özür beyan ederek Allah'ın Resulünün huzuruna geldim,

O'nun huzurunda özür kabul edilir,

Bana merhamet et, beni affet,

Şüphesiz ki Resul nur ve ışık saçan,

Allah'ın keskin kılıçlarından yalın bir kılıçtır...”


Faydalanılan Eser: Hırka, Mahmut Çetin, Edille Yayınları

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
harika
ibrahim 2017-03-15 10:45:38
böyle bir aydınlatıcı makale için çok çok teşekkür ederim.
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400