erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

DEVR-İ CUMHURİYET YAHUT ASR-I SAADET - Mahmut HASGÜL


Bu makale 2015-07-08 11:43:14 eklenmiş ve 591 kez görüntülenmiştir.
MİSAFİR KALEM

Farklı pencerelerden bakmak gerek hayata. Farklı pencereler bize başka gerçeklikleri, başka güzellikleri, başka renkleri gösterir. Aksi halde gerçek diye bir - iki bilgi ve kanaat kırıntısına saplanır kalırız. Hayatı da sanatı da tarihi de fikirleri de kısır döngüye, bağnazlığa teslim etmemek için açılarımızı değiştirme cesareti gösterebilmeliyiz.

Son yüz yılımızı değerlendirirken hep kocaman Osmanlı dünyasından küçücük Türkiye idealine, misak-ı milli çizgisine sıkışıp kaldığımızı düşünürüz. Osmanlı dönemlerinde daima müreffeh, huzurlu, mutlu, gururlu zamanlar geçirdiğimizi var sayarız. Dünyaya meydan okuyan, coğrafyalara şekil veren, İslam dünyasını her türlü tehdit ve tehlikeden koruyan bir muhteşem devlet tarifimiz vardır. 600 yıllık Osmanlı tarihinin tamamını aynı çerçeve içinde çizmek elbette mümkün değil. Osmanlı'da ecdadımız sadece Fatih, Yavuz, Kanuni veya 2. Abdülhamit'ten oluşmuyor. Adlarını pek hatırlamak istemediğimiz isimler de var.  Üstelik Osmanlı daha 1880 yılında ekonomik olarak bittiğini ilan etmiş, iflasını açıklamış, duyun-u umumiyeyi kabul etmiştir. 

Osmanlı'nın muhteşem gelişme döneminde yaşanan her şey gurur vericidir. Savaşlar dahi hep zaferlerle sonuçlanmış, şehitler de gaziler de müsterih olmuşlar, müsterih ölmüşlerdir. Ancak 17. Yüzyıldan sonra üst üste yaşanan olumsuzluklar, yenilgiler, kayıplar tarifi imkansız acıların yaşanmasına sebep olmuştur. Her yüz yıl yeni hüsranlarla tarih sahnesinde yerini almıştır.

Anadolu'da şehit çıkmamış ev yoktur. Birkaç nesil üst üste şehit olmuş, birkaç nesil baba ya da dedesini göremeden yetişmiştir. Özellikle 20. Yüzyıla gelindiğinde Çanakkale, Yemen, Sarıkamış, Balkan Savaşları, Trablus Garp savaşları; ardından Kurtuluş Savaşı, derken halk kaldırabileceği acıların üst sınırına gelmiştir. Neyse ki bütün bu kabus hikayeleri bir zaferle sonuçlanmış, bu millet topyekun yok olmaktan son anda kurtulmuştur.

1071'de Anadolu'ya geldiğimizden beridir savaşsız geçen hiçbir yüzyılımız olmadı.

1922'den beri Türkiye birçok tehlikeli süreçten geçmesine rağmen ciddi bir savaşa dahil olmadı. Dünyanın en korkunç savaşı olan 2. Dünya Savaşı siyasi manevralarla ve Allah'ın inayetiyle bize bulaşmadan atlatıldı. Bu savaşta sadece Rusya'da 27 milyon insan ölmüştür. Dünya genelinde doğrudan ya da dolaylı can kaybı 76 milyondur. Bu yıllarda Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 23 milyon kadardı. Eğer Hitler son anda karar değiştirip de Anadolu üzerinden petrol bölgelerine gitme planından vazgeçmeseydi ve Rusya'ya savaş açmasaydı 23 milyonluk Türkiye'den ne kadar insan kalırdı hesap edin. 

Son 80-90 yıllık süreçte ciddi ve de anlamsız olarak girdiğimiz savaşlardan birincisi Kore Harbidir. NATO'ya girmek zorunda olduğumuzu, aksi halde Rusya ile savaşmak zorunda kalacağımızı hesap edersek savaşmamak için yaptığımız bir savaş olarak değerlendirebiliriz Kore Harbini. Bu savaşta toplam 721 can kaybımız olmuştur.

İkinci ciddi savaşımız Kıbrıs Çıkarmasıdır. Bu savaş da kaçınılmaz ve de gerekli bir savaştı. Mesele itibar, gurur meselesinden öte Kıbrıslı soydaşlarımız için ölüm kalım meselesi idi. Rumlar büyük bir soykırım hamlesi başlatmışlardı. Haklı olarak müdahale ettik. İki çıkarma yapıldı ve bu iki çıkarmada toplam can kaybımız 600 civarında oldu.

Ülkemizin ASALA Terör örgütüne verdiği kurban sayısı da yüzlerle ifade edilebilir. 

ASALA'nın devamı olarak kurulan ve ülkemize, halkımıza sayısız zulümler yapan melun PKK terör örgütünün da mal olduğu can kaybı 30000 civarındadır. 

1980 öncesi sağ-sol çatışmaları ve anarşi olaylarında da binlerce insanımızı kurban verdik maalesef.

Bütün bu kayıpları topladığımız zaman 90 yılda en fazla 100 bin can kaybımızın olduğunu görürüz. Rakamlarla mutlu olmak ya da acıları rakamlarla derecelendirmek asla haddimiz değildir ancak ortada sayısal gerçeklikler vardır. 

Rusya'nın kaybı 27 milyon demiştik.

Irak son sekiz yılda 1 milyon ölü, 14 bin kayıp verdi.

Suriye iç savaşında iki yılda 2 milyon insan öldü.

Kıyaslamak bile imkansız. Bu ülkelerde yaşanan diğer acıları yazmaya elimiz varmaz.

  Türkiye 90 yıldır huzur dönemi yaşıyor. Şikayetçi olduğumuz şeyler var elbette ama bu son dönem savaş yaşamış ülkelerle kıyaslarsak gerçekten lükstür, şımarıklıktır. Onlar ölüm kalım savaşı verirken; yaşam sebebi olan ırz ve namusunu koruyamamanın utancıyla kahrolurken biz çok basit mevzuları büyük meseleler haline getirmekle meşgulüz. 

90 yıl içerisinde bir siyasi hata, bir çılgın lider bizi savaşa soksaydı Allah korusun felaket üstüne felaket yaşardık. 20. Yüzyıl öncesi savaşları gibi değil yeni savaşlar. Ölüm bir bir gelmiyor artık; bin bin, milyon milyon geliyor ölüm.  Yüreği sağlam, bileği kuvvetli insanların değil silahı ve teknolojisi olan insanların, ülkelerin kıyamet savaşları yaşanıyor artık. 

Mustafa Kemal'den, İnönü'ye; Adnan Menderes'ten, Turgut Özal'a; Demirel'den Tayyip Erdoğan'a bütün liderlere şükran borçluyuz. Bu ülke 90 yıldır son bin yılının asr-ı saadetini yaşıyor. Bu liderlerden biri çılgın olmadığı için, bu milleti hazırlıksız bir felakete sürüklemedikleri için onlardan Allah razı olsun. 

Biliyorum bu yazıya itiraz edenler olacak. Onların baktıkları açılardan da baktık. O açıları da yazdık zaman zaman. Şimdi farklı bir bakışla bakmak gerek. Yoksa içinde bulunduğumuz nimetlere karşı nankörlük etmiş oluruz. Hayali'nin dediği duruma düşeriz maazallah: 

“Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler 

Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler”

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400