porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

NİKSAR YAYLALARI - 4 -


Bu makale 2015-07-28 16:08:03 eklenmiş ve 603 kez görüntülenmiştir.
M. Necati GÜNEŞ

BİZİM EVLERİN ÇATILARI KAMGA İLE KAPLI İDİ

 

Evet azıcık sen bırak ta ben anlatacaklarımı bitireyim diyor Makbule Ölçen ve yayla evlerini anlatmaya başlıyor. Bizim yayla evlerinin çatılarında kiremit yoktu hep yonga daha doğrusu kamga ile kaplıydı. Ev iki odadan oluşuyordu. İki odanın arasında bir koridor vardı ve bu koridordan iki odaya kapılar açılıyordu. Odalardan birinde ağabeyim karısıyla kalıyordu. Diğer odada da annem, babam, bekâr oğlanlar ve biz kalıyorduk. Babam ben on yaşımdayken öldü. Nejat İstanbul'da görmüş babamı, babam İstanbul'a gittiği zaman illa göreceğim ben demiş ve görmüş. Ondan sonra babam öldüğü sene Nejat yaylaya geldi.

 

Şimdi yaylada bizim bir kömüşümüz bir tane de ineğimiz var, bazen üç tane oluyorlar evin altında ahır var ama genelde dışarıda kalıyorlar ancak hava yağışlı olursa ahıra alıyorduk. Şimdi her sabahleyin annem onları sağar, yattığımız yerin bu tarafında da ocak var, bacası macası hiç bir şey yok böyle taştan yapılmış, tavana da bir delik koymuşlar  böyle ocak yanar oradan da duman uçar gider. Öyleydi ocağımız, o ocakta sütü pişirir ondan sonra bardaklara doldurur bize içirirdi annem. Biz yattığımız yerde sütü içer ve geri yatardık. Şimdi bunu anlatmamdaki sebep, çok seneler sonra dişlerimize baktığı zaman dişçi siz ne yediniz küçükken diye sordu. Oyamadı dişlerimizi çünkü. Valla biz kaymakla beslendik, sütle beslendik. Her sabah annem uyandırır gözümüzü açardık, sütümüzü içerdik geri yatardık. Zeytinyağı diye bir şey bilmezdik, yalnız tereyağ, her şey tereyağ ile yapılırdı. Zeytinyağı yoktu o zaman hiç yoktu yani. Bak ben seksen iki buçuk yaşındayım(D. 1927) şimdi bunca senedir hep tereyağ yedim, ne kalbimde bir şey var ne hastalık var ne filan var, hasta olmadım yani. Şimdi de işte beraber zeytinyağı var başka türlü hiç bir şey kullanmıyorum. Zaten yağlı yemeyin diyor doktorlar. Bir şey anlatıyım da sana şaş da bak. Seneler sonra bir dostumuz, kendisi doktor İstanbul’da kalıyor, annesi ise Ankara’da. Anne diyor, filan zaman geleceğim. Annesi de canım oğlum diyor, ben senin söylediğin tavsiye ettiğin yemekleri yaparım diyor.  Oğlu ise, aman anne istemiyorum sakın onların bir tanesini bile yapma. Sen eski yaptığın gibi yap, o yemekleri istiyorum diyor. Meğer şimdi yağ yasak, filan yasak doktorlar öğretiyor ya, sen bunları millete öğretiyorsun bende sana bunları hazırlayayım demiş annesi. Doktor da aman anne sakın onlardan yapma, ben senin eski yemeklerini istiyorum demiş. Annesi anlattı bize bunu, artık onların anlattığı hiçbir şeye inanmam, nasıl büyüdüysek öyle devam ederim demiş.  

 

KISA PANTOLONLU ÇOCUK


Şimdi bir gün Nejat’ın ilk gelişi, İstanbul’da oldukları için Nejat’ı hiç tanımıyorum ben.  Ağabeylerim geldiler atlarla, bir baktım atın üstünde bir tane oğlan şuradan diz kapağından aşağısı açık, kısa pantolon giymiş, hemen o dikkatimi çekti. Aralıktan bakmıştım dışarı çıkmadım, hemen ‘Anne’ dedim ‘Ağabeyimler geldi ama yanlarında bir oğlan var, pantolonu da kısa’ dedim. Ondan sonra annem hemen dedi ki, ‘Kızım dayın Arif’in oğludur, Nejat’tır o’ dedi. Annem de biliyormuş zaten dayımla Nejat’ın geleceğini, ondan sonra indim aşağıya kapıya çıktım artık, dayımlar geldi ya.

 

Dayım yıllar sonra ben gelini olunca anlatmıştı, Yahu, altı aylıktın dedi, seni tahtaya oturttuk ben de seni böyle tuttum annen yıkadı dedi.  Ama yarın bu çocuk hasta olacak burada, soba yok o yok bu yok,  evin her tarafı açık. Ondan sonra karalama tutmaz demiş annem gülerek karalama tutmaz merak etme sen. Bilmedim ki diyor, bu tutuğum kız sonra büyüyecek de benim gelinim olacak. Hiç hatırıma gelmediydi, seni seve seve yıkadık. 

 

Şimdi bir de yayla evindeki yatma düzenimizi anlatayım. Şimdi bir tarafta ağabeyimle Nejat yatıyorlar. Ağabeyim duvar tarafında yatıyor, Nejat’a duvardan soğuk gelmesin diye. Şimdi diğer tarafta yatağın bu tarafında ben yatıyorum yanımda kız kardeşlerim yatıyor, o duvar kenarında ise benden büyük ağabeyim, annem de böyle ayrı yatıyor. Gece yattığımızda yastık dövüşleri yapıyorduk. Şimdi bir gece Nejat uyanmış, yukardan da ay doğmuş, yüzüme vurmuş. Ben uyuyormuşum hatırlamıyorum bu olayı, Nejat anlattı. Ondan sonra Nejat, Avni abi demiş, ay doğdu Makbule’nin güzelliğine bak demiş. Makbule güzelliğiyle parlıyor, o nasıl güzellikle uyuyor öyle demiş. Ağabeyim de bu iş kötü demiş. Ertesi günü yatış yerlerimiz değişti, benden büyük ağabeyin benim yerimde biz kızlar da duvar tarafında yatmaya başladık.   

 

YÜN EĞİRMEYİ ÖĞRENDİM, CECİMLER ÖRDÜM


Yayla da o kadar güzel vakit geçiriyordum ki. Mesela yün eğirmeyi öğrendim, iplik eğiriyordum. Çoraplar ördüm, cecimler ördüm. Ben kendi düğünüme cecimimi orada yaptım. Bir şey daha vardı. Yaylaya her gittiğim zaman başımı örtüyordum. Çünkü herkesin başı örtüktü. Küçük kız çocukları dahi örtüktü, üşümesinler diye örterlerdi. Ondan sonra bende muhakkak örtüyordum ama hiç bir gün yüzümü örtmedim. Anneme bir gün dedim ki anne bu başımı örtüyorsun da ben bu adamların bu erkeklerin hepsini Niksar’da görüyorum. Niksar’da başımı örtmüyorum ki dedim. Kızım öyle söyleme dedi, burada herkes örtünür onlara uymak lazım. Ben mesela evlendikten sonra filanda başımı örtmedim. Top oynuyorduk oğlanlarla çocuklarla. Yahu demişler aşağı yaylaya, Erikçayırı’na gidenler. Bir kız gördük bir top atıyordu, bir top atıyordu bayıldık ya demişler. 

 

ÇEVİRME ÇIKRIK

 

Yayla da bizim en çok sevdiğimiz şey hayvanlar gidiyor ya yayılmaya, akşam olduğu zaman eve gelmezse bütün akşam ormanda o hayvanları arıyorduk. En çok atımızı, eşeğimizi inekleri yani büyükbaşları aramaya giderdik. Ama sis olduğunda dışarı çıkarmazlardı bizi, siste gidemezdik. Ondan sonra bütün herkesin koyunu vardı, bütün köylülerin. Koyunları kuzuları seçmeye gidiyorduk o kadar zevkliydi ki. Bütün kızlar böyle hepimiz gidiyorduk öyle bir eğlence sonra geri geliyorduk. Bütün bu şeylerde hiç bir gün en ufak bir şekilde ne  bir kavga ne bir filan ne bir bilmem ne hiç görmedik. O kadar mutlu güzel günler geçirdik ki. Yani gençliğimizde oynadık güldük ip atladık. Mesela Nejat çevirme çıkrık yaptıydı.

 

Ali Nejat Ölçen, biliyor musunuz çevirme çıkrığın ne olduğunu diye soruyor ve cevabı yine kendisi veriyor. Yere kalın bir kazık çakılır, şöyle upuzun bir cerek tam ortasından delinir ve o kazığın üstüne kendi etrafında dönecek şekilde monte edilir. Sonra o cereğin iki ucuna birer kişi biner hatta sarılır ve cerek çevrilmeye başlanır. Öyle dönerlerdi, o kadar güzel makineydi. Hala yaylaya gidince senin çevirme çıkrık duruyor mu diye sorarlar.

 

GEYRANLI BEKİR EMMİ

 

Bir de Geyran anısı anlatayım diyor Ali Nejat Ölçen, Eğricesu yaylasından Geyran'a, gitmiştik. Şimdiki adı Yazıcık.  Zannediyorum 1937 yılı idi. Geyran'da bilir misiniz eski Geyran'da Halil Ağa'nın obası vardı, 4-5 evden oluşan. Bekir Emmi de benim babamın arkadaşı fakat yeni evlenmişti ve hanımı da genç,  güçlü kuvvetli, buğdayı yıkamış, çuvala koymuş merdivenden dama çıkacaktı. Bütün evlerin üstü toprak dam idi. O zaman ben de galiba lisenin 1. sınıfındaydım. Koştum ben çıkarırım dedim. Çuvalı sırtıma aldım bir basamak  çıktım ikinci basmakta çuvalla birlikte yere düştüm. Bütün buğdaylar dağıldı, sene 1937 idi. Yıllar sonra sene 1977'de yine Geyran'a gitmiştik. Hanım Makbule, yaşlı bir hanımla konuşuyor. Bekir Emmiyi, onun oğlunu gördüm. Torunu Tuncer Bey orada şimdi belediye başkanı. Hanıma, haydi geç kaldık gidelim dedim. Döndü, benim çuvalı düşüren çocuk sen miydin dedi. Aradan kırk yıl geçmiş, tanıdı. Ben şaşırdım. Evet dedim, nasıl tanıdın beni dedim. Sesinden tanıdım dedi.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400