erotik izle yeni film yeni film silifke escort sexs

ANILARLA ÇOCUKLUK YILLARI VE NİKSAR.


Bu makale 2013-05-28 14:18:33 eklenmiş ve 1355 kez görüntülenmiştir.
Selahaddin GÜMÜŞAY

Rahmetli annemin anlattıklarına göre deprem yılında ( 1939 yılında meydana gelen  büyük  deprem )   Kültür  Mahallesindeki  evimizde   dünyaya   gelmişim.  Rahmetli annem Gün ve ay olarak tarih  veremez,  “sen   doğduğunda  dutlara  nişan  düşmüştü,  deprem   olduğunda  sen   altı  aylıktın,  evimizin  üst   katı  yıkıldı,  kaçarken  seni  merdivenden  aşağı  atmıştım” derdi.

Bu ifadeye göre doğum tarihim mayıs ayına rastlamaktadır,  ancak nüfus kaydı  1940  olarak  gösterilmiştir.  Evimizdeki hasar giderilinceye kadar mahallenin büyüklerinden olan Molla Yusuf  Emmilerin bahçesinde kurulan çadırda kalmışız.

Babam at arabacılığının yanında annemin de yardımı ile çiftçilikle de uğraşırdı.  Çocukluk yıllarımız  mahallede diğer  çocuklarla  birlikte  o  zamanın  çocuk  oyunları  olan;  Siğnembitti  (saklambaç), Çüşgoga,  çelik  çomak,  aşık  oyunu,  ceviz  oyunu,  kahkahalı  şekerlerin   içinden  çıkan  kağıtlarla  oynadığımız  oyun,  o  zamanki  sigaralardan  Yenice,  Uludağ,  Boğaziçi,  Gelincik,   Harman,  Kulüp  sigaralarının  kağıtları  ile   ayrı  ayrı   kurallara  göre  oynanan  oyunlar,  Beştaş,  Körebe,  Gök   Dombalağı,  Seksek,  ve  yağmurlu  havalarda  fırın   söngesini   flâma  gibi  tutan  bir  arkadaşın  arkasında   sıra  olur;   “Yağ,  yağ  yağmur,  teknede   hamur, Ver  Allah'ım  ver  sellice    yağmur” diyerek mahalledeki  evleri  dolaşır,  yumurta,  yağ,  ekmek  toplar  birimizin  evinde  pişirttirip  yerdik.  Yaz  aylarında  kavun - karpuz  nakliyesi  at  veya  merkeplere  yüklenen  heğ  ( küfe ) lerle  yapılırdı, alışılagelmiş  bir  usul    olduğu  için  çocukları  memnun etmek  amacı  ile  iki  küfenin   arasına   düğlek  ( küçük  karpuz ) ler  koyarlar,  bizler  de  emmi  bir  düğlek  ver  diye  peşlerinden   gider  alıncaya  kadar  da  ısrarcı  olur,  onları  parçalayıp  yemekten  büyük  zevk  alırdık.

O  günün  şartlarına  göre  oyun  çağları  beş-altı  yaşlarına  kadar  devam  eder, babanın  yaptığı  işe  göre  bu  yaşlarda  anne-babaya  yardım  dönemi  başlardı.  Bizim  4-5  tane  ineğimiz  olduğu  için  mahallenin  büyükleri  ile  beraber  inek  gütmeye  gider,  biz  onlara  yardım  ederdik, onlar  da  ( Kara  Anşa' nın   Pembe-Nuriye,   Muhacirlerin  Kiroş-Arif   Ağabey'ler,  Ali  Dayı  gibi ) bizi  korur,  büyüklük  yaparlardı.

Göz   açıp  kapayıncaya  kadar  günler  geçti  okul  yılları  geldi  çattı.  Babam  devamlı  işte  olduğu  için   Eme'min  oğlu  Kadir  Ağabey   kardeşi  Mustafa  ( rahmetli )  ile  beraber  beni  de  okula  kayıt  yaptırmak  için  Gazi  Ahmet  İlkokulu'na   götürdü.  ( okulun  adı ;  Gazi  Ahmet  Danişmend  İlk  Mektebi  olmasına  rağmen,  çoğunlukla   Gazi  Ahmet  İlk  Okulu  olarak  telâffuz  edilirdi ).

Okulun  Başöğretmeni  Zühtü  Işık  idi.  Mustafa  1939  doğumlu  olduğu  için  onun  kaydı  yapıldı,  sıra  benim  kaydıma  gelince   Başöğretmen  Zühtü  Bey;  1940  doğumlu  olduğum  için  kaydımı  yapamayacağını  söyleyince  ben  ağlamaya  başladım,  benimki  40  ben  Mustafadan  büyüğüm  dedim.  Kadir Ağabeyim de  ricacı  oldu,  Zühtü  Bey   yanaklarımı  okşayarak "  madem  kırkın  büyük  olduğunu  biliyorsun  senin  de  kaydını  yapıyorum "  dediği  zaman  dünyalar  benim  olmuştu.

O  yıllarda  Niksar  da   üç  tane  İlk  Okul  vardı;  Gazi  Ahmet,  ( daha  önce   sadece  erkek  öğrenciler  eğitim  görürmüş ),  Al  Bayrak  ( kızların  eğitim  gördüğü  okul )  ve   Ulucan  ( üç  yıllık  eğitim  görülürmüş ).  Bizim  zamanımızda  üç  okul   da  karma  ( kız- erkek  karışık )  eğitime  geçmişlerdi.  Babam  da  aynı  okulda  okuduğu  için  ön  bilgileri  kendisinden  duyuyordum.

Gazi  Ahmet  İlkokulu  biz  okula  başladığımız  yıllarda  bu  günkü  Öğretmen   Evi'nin  olduğu  yerde  iki  katlı  ana  bina  ve  tek  katlı  bir  ek   binadan  oluşmakta  idi,  iki  bina  arasında  pek  büyük  olmayan   teneffüslerde  öğrencilerin  oynadığı  bir  bahçe  vardı,  Bayrak  Merasimleri  de  burada  yapılırdı,  okula  ön  ve  yandan  olmak  üzere  iki  kapıdan  girilirdi,  birini  genellikle  öğretmenler  kullanırdı.

Birinci  sınıftaki  öğretmenim  Fehmi  Gürler  idi,  anı  olarak  dağarcığıma  yerleşen  fazla  bir şey   hatırlamıyorum.  İkinci  sınıfta  öğretmenimiz  Ferit  Günal  idi.  Okulumuza  yeni  gelmişti  hatta  göçünü  babam  getirdiği  için  aralarında  samimi  bir  ortam  vardı.  Ferit  Bey;  kibar,   dinamik,  sevecen  bir  öğretmen  olup  keman  çalması  ile  isim  yapmıştı.

Ferit  Bey   Niksar'ı  Niksarlı  da  Ferit  Bey'i   çok  sevdiği  için  meslek  hayatını  çeşitli  makamlarda  görev  yaparak  Niksar'da  tamamladı  ve  emekli  oldu.

Ferit  Bey'in   Eser,  Temel  ve  Tibet  adında  üç  oğlu  vardı,  Eser  akranımız  olduğu  için  uzun  süren  samimi  bir  arkadaşlığımız  oldu.

Üçüncü  sınıfta   öğretmenimiz;  tüm  Niksar'ın  korktuğu,  saygı  duyduğu,  her  davranışı  ve  disiplini  ile  kendini  kabul  ettirmiş  olan  Ahmet  Örs  ( Sağır  Hoca )  idi.  Ahmet  Örs;  eğitimden  ve  disiplinden  taviz  vermeyen,  ciddi  ve sert  mizaçlı  bir  öğretmendi,  babamı  da  okutmuştu.  Okula  geç  kaldığım  bir  gün  kolumdan  tutup  elindeki  bastonla   ( hep  bastonlu  gezerdi )  bacaklarıma  birkaç  defa  vurduktan  sonra  "  baban  Harmancığa  çelik-çomak  oynamaya  kaçardı,  onu  adam  edemedim  ama  seni  adam  etmeden  bırakmayacağım "  diyerek  tatlı  sert  cezalandırma  yoluna  gitmişti.  Ahmet  Bey  daha  üçüncü  sınıfta  bize  fiil  çekimlerini  öğretmiş  yaşına  göre  faal  bir  öğretmendi.  Müzik  Derslerinde  sınıfa  çoğu  zaman " SÜPÜRGESİ  YONCADAN   EMİNEM"  şarkısını  söyletir,  arka  sıralardan  birisine  yaslanır, ( nasıl  bir  hatırası  varsa )  gizli  gizli  hem  başını  sallar,  hem  de  tebessüm  ederdi.  Belli  ki  bir  hatırası  gözlerinin  önünde  canlanıyor,  hatıraları  yeniden  yaşıyordu.      

 

Bir   gün  çok  küçülmüş  olan  kalemimi  kamışa  takarak  kullanmaya  devam  etmek  istedim,  Ahmet   Hoca   elimdeki  kalemi  görünce ;  elimden  alıp  çöpe   attı  ve  yanımda  oturan  Başöğretmen' in  kızı  Jülide  Işık' ın  kalemini  alıp  bana  verdi,  Jülide'yi  de  yeni  bir  kalem  alması  için   babasının  yanına  gönderdi.  bana  da  baban  yarın  gelsin  beni  görsün  dedi  ama  babamı  okula  getirmek  pekte   kolay  olmadı.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400