porno diziem diziem Ücretsiz Kredi Sorgulama hizlipro

NEREYE KADAR?


Bu makale 2016-01-03 17:49:20 eklenmiş ve 868 kez görüntülenmiştir.
Cihat TAŞKIN

İslam coğrafyasında oynanan tüm oyunların patronları her zaman Amerika (ABD), Avrupa (Birçok Avrupa Devleti), Rusya ve Çin olmuştur. Yani yayılmacı (Emperyalist) devletler.. Mazlum toplumları yaşadıkları topraklara layık görmeyen bu dış güçlerin, aslında, İslam ülkelerinin halklarını pek de umursadıkları söylenemez. Onların vazgeçilmez arzuları; jeopolitik özelliklerinden dolayı bu bölgelere ve elbette yeraltı ve doğal kaynaklarına sahip olmaktır.


Amaçlarına ulaşabilmek için her türden aracı kullanan dış odaklar; İran, Irak, Mısır, Libya, Suriye (Özellikle Türkiye'ye yakın oldukları için bu örnekleri veriyorum), Pakistan, Afganistan ve uzak doğudaki birçok İslam ülkesini hedef tahtasına çoktan koymuş durumdalar. Türkiye'yi unutmuş değilim, bu listede Türkiye de var.     


Bilinen bir gerçektir. Batılı anlayış sistematik çalışır. Amaca ulaşabilmek için; uzun soluklu projeler ve birbirini türeten yöntemler hedefteki toplumlarda sabırla uygulanır. Biri olmazsa, diğeri; A planı, B planı, C planı vb. Öyle de oluyor. Önce toplumların olmazsa olmaz değerlerini yok ediyorlar. Gelenek ve göreneklerden tutun da manevi ve millî değerlerin erozyona uğratılması, bireylerin kültür ve algı düzeylerinin aşağıya çekilmesi, halkların kaderci bir anlayışla, olup biten ne varsa kabullenir hale dönüştürülmesi zaten gelişmesine fırsat verilmemiş toplumlar üzerinde oynanan ilk ve en önemli oyundur.

Bir taraftan bunlar sürerken diğer taraftan hedeflerindeki toplumları kültürel ve ekonomik olarak kendilerine bağlayıp ve sömürgeleştirirler. Daha ileri giderek, ülkede ne varsa (Bankalar, kamu işletmeleri, taşınmaz mallar vb.) parayı bastırıp hepsini tek tek satın alırlar.


Ayrıca, bir ülkede istikrarsızlık yaratmanın en geçerli yolu, topluma inanç ya da etnik kökenli ayrıştırma tohumları ekmektir. Yıllarca yaratılmış “toplumsal bilinç” bir çırpıda parçalanıp yok olurken insanlar; “Biz” değil “Ben” diye düşünmeye başladığı, her konuda daha tekil davrandığı bir sürece yönlendirilir. Son yıllarda artarak büyüyen şiddetin temelinde, ülkenin parçalanarak bölünmesini hedef alan “toplum bilincini çökertme” uygulaması yatmaktadır.


Terör, şiddet içeren eylemler, sokak çatışmaları, mal ve can kaybıyla sonuçlanan gösteriler.. Tüm bunlar, yayılmacı dış odakların ve hedefteki ülkelerde bulunan işbirlikçi yandaşlarının en son başvurdukları yöntemlerdir.

Ülkenin Doğusunda savaş hali yaşanırken, Batısındaki bir kentte yaşayan insanın göz ucuyla izlediği acı dolu çatışma haberinden sıkılarak “Her gün aynı haber” tepkisiyle televizyon kanalını değiştirdiğine tanık olmak toplum bilincindeki parçalanma sonucunun ne denli derin olduğunu kanıtlıyor bize.


Batı anlayışı acıma duygusunu da ortadan kaldırır. Kimsenin kimseye acımadığı bir Dünya'da Batı odakları; Müslümana, Müslümanı acımadan kesebileceğini de öğretmedi mi? Sonuç ortada. Kaleşnikoflu, bıçaklı ve palalı infaz fotoğraflarını hepimiz görüyoruz.    

Bundan yıllar önce, iletişim olanaklarının bugünkü kadar elverişli olmadığı dönemlerde ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü için ne büyük çaba harcandığını hepimiz biliyoruz. O kısıtlı olanaklarla yaratılan birlik ruhunun yerini teknolojik gelişmeler sayesinde dünyanın farklı iki ucundaki kişilerin görüntülü konuşabildiği günümüzde aynı ruhun yaratılamaması veya bu gücün engellenmiş olması bağımsızlık karşıtlarının oyunlarının büyüklüğünü gösteriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün önemle vurguladığı “Birlik ve tam bağımsızlık” ve “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” çizgisinden bugün çok uzaktayız. Herkes “Gemisini kurtaran kaptan” ya da “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesinde. Ne kadar acı..


Önce insanlar yalnızlaştırılıyor, sonra toplumlar. Çünkü, tek ve yalnız kalanı tehdit edip elinde avucunda ne varsa almak daha kolay. Ülkelerin Dünya politikaları da böyle işliyor. Sınır komşularıyla dostluğu kalmayan, iç barışı sağlayamamış ülkelere yönelik oyunlar mutlaka daha kısa sürede sonuç verecektir.

Umursamaz, kendi çıkarından başka şey düşünmeyen bireylerin oluşturduğu toplumlar er geç sosyal sorunlar yaşamaya mahkûmdur. Sürdürülen ekonomik sistemin içinde yer almaları siyasi aktörlerin yurtseverlik ve bağımsızlık yönelimlerinde sorumluluk sahibi olmamalarını gerektirmez. Ama yine de son söz halkındır. Bu unutulmamalı. Çünkü seçimler yoluyla siyasal arenayı oluşturan da toplumun ta kendisidir. Bu anlamda, koşullar ne olursa olsun amaç; Mustafa Kemal Atatürk'ün tam bağımsızlık çizgisinden ödün vermeksizin, yurttaşlığın onurlu bilincini ve vatanseverlik ruhunu her koşulda yüceltmek olmalıdır.


Yeni yılda huzurlu ve barış dolu günler dilerim…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Kendini önemsemeyeni başkası niye önemsesin ki ?
Ali Berke 2016-01-09 19:08:31
İslam Ülkeleri dediğimiz ülkelerin halkları kendini önemsiyor mu ki ,emperyalistler tarafından kaale alınsınlar !Yöneticileri hariçtir bu değerlendirmeden.
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
400